1. wikipedia tanımı şöyle yapmaktadır...
    sevgililer günü: 270 yılında aziz valentinus adlı rahibin, roma imparatoru ii. cladius tarafından kafası uçuruldu. 226 yıl sonra 496'da ise papa gelasius, 14 şubat'ı aziz valentin günü ilan etti. aziz valentinus yortusu, 19. yüzyıla gelindiğinde; amerikalı esther howland'ın ilk sevgililer günü kartını göndermesinden bu yana farklı biçimde kutlanmaya başlandı.

    kimisi için heyecanla beklenilen gün olmasıyla birlikte, bir kesim içinse sadece para tuzağı olarak görülmektedir. günümüzde ise bu özel güne en fazla karşı çıkan, haliyle o günü yalnız geçirmek zorunda kalanlardır.
  2. esnaf bayramı.
    ilişkiye ara verme sebebi.
    ramel
  3. Dünya Öykü Günüdür. Bu yıl Dünya Öykü Günü bildirisini Aslı Erdoğan okuyacakmış. Kendi düşüncelerime gelince hem bir okuyucu olarak hem de öyküler yazmaya çalışan biri olarak bu türün hak ettiği değeri görmediğini düşünüyorum. Hep romanın kısa hali gibi sanılıyor. Sanki roman yazamayan birileri öykü yazıyormuş gibi… Fakat öykünün dinamikleri daha farklıdır. Bu konuyu dilerseniz araştırabilirsiniz. Son olarak sözlerimi bu sözle bitiriyorum. “Etkileyici bir metin ve okur arasında yaşanan bu mücadeleyi roman hep sayıyla kazanır, oysa öykünün bu maçı nakavtla alması gerekir."
    Son yazdığım sözün kaynağı: http://www.edebiyathaber.net/julio-cortazar-oyku-uzerine/
    efzey
  4. kendime portakallı bitter alarak kutlayacağım . bir de acıklı film açacağım. can'ım kendim
  5. anneme evimizin karşısından papatya toplardım küçükken, ellerimle verirdim, hiç parayla almadım sanırım. dün akşamsa arkadaşlarımın düğünlerine, işyeri açılışlarına gönderdiğim çelenkleri saymazsam ilk defa çiçek satın aldım. sevgililerim hep istedi, hiç almadım. bir kere ingiliz bir tanesi kadıköy'ün ortasında bana çiçek aldırabilmek için 1 saat dil dökmüştü, almamıştım. ilk defa aldım, aldım ama tabii ki elimde taşımayacağım, çiçek sepetiyle teslim edilecek.

    hediye aldım. bir yere rezervasyon yaptırdım. yok, biz de yalan yok, kardeşime söyledim şuraya rezervasyon yaptırır mısın diye, yaptırdı sağolsun. yalan yok, hediyeyi de kardeşime havale ettim, şöyle şöyle bir şey alır mısın dedim, halletti. bunlar da ilk.

    kapitalizm ruhumu teslim aldı. ama çok da önemli değil tüm bunlar. seviyor böyle şeyleri, sevindiriyor onu böyle şeyler.

    ekleme: çingene çiçekçiden alacağım vardı. alacağımın bir kısmını da olsa tahsil etmek için muhteşem bir yöntem gibi geldi. ondan da aldım. babama veririm, anneme verir.
  6. benim için anlamı maaş arifesidir.
  7. evde tek başına, kendime aldığım çikolatalar, kahve ve sigara eşliğinde açık oturum izleyerek kutluyorum.
  8. 2017'deki olanı benim için hayal kırıklığı olan gün; sen kalk iş yerinin öğle molasında, 4 arkadaş, pasta yemek için ayazda yürü, iki farklı mekanda iki alternatifin olsun, ama ikisi de bulunmasın, tırıs tırıs geri dön :/
  9. ulaşılmaz yalanları ulaşılır gerçeklere tercih ekmek gibi bişi
  10. benim için derin düşüncelerle dolu geçen bir günden ibaret, yılın 45. günü.

    uzun zamandır 14 şubat benim için bir şey ifade etmiyor. 23 yaşındayım ve düşünüyorum da, 19 yaşımın sevgililer gününde yalnız değildim. güzel bir kız arkadaşım, güzel seyrinde bir ilişkim ve mutlu bir yaşantım vardı, kendi halinde... o yazı görmeden sonlandı ilişkim ve ben 2 sene kadar o ilişkinin enkazını toplamaya çalıştım. fiziksel ve mental açıdan tam bir dar boğazdan tam bir çöküntünün içinden geçiyordum. toparlanmam uzun zaman aldı, yaraları kapatmam birçok fırsatı geri çevirmemi gerektirdi, ilişki anlamında değil, hayatı kaçırdım ben o 2 yılda... yaşamadım belki de... şimdi dönüp bakınca geçmişe, salaklığın daniskasıymış diyebiliyorum ama o zamanlar bazı şeyleri öyle yaşamam gerekiyordu belki de...

    şimdi, geçmişe dönüp baktığımda, onun yüzünü, jest mimiklerini, sesini, sözlerini, sevgi dolu sözcüklerinden hiçbirini hatırlayamıyorum. insan unutuyor, bir zamanlar en sevdiğini bile... insan ilişkilerinde devamlılık esas, devamlılık yoksa, gözden ırak olan gönülden de hatırdan da ırak oluyor, unutuluyor... kim bilir şimdi ne yapıyor sorusunu da sormuyorum artık, merak da etmiyorum nerde, kimlerle, ne yapıyor diye... sadece, arada o tren garına gidiyorum, onunla vedalaştığımız o yere... çok fazla anlam atfetmek de istemiyorum, biliyorum ki sıradan bir istasyondan fazlası değil orası, ama işte bir zamanlar asla unutulmayacağını sandığım hatıraların gerçekleştiği mekanlardan biri... oktay abi var orda, çay içip n'olacak bu memleketin hali muhabbeti yapıyoruz geç saatlere kadar, o kadar. referandumda hayır çıkarsa sana bir viski açarım burda diyor, sağ olsun :)

    2015 ağustosunda bir kızla tanıştım. bi' sözlükten... ilk bir ay kadar tüm muhabbetimiz sözlük üzerinden oldu. hatta cinsiyeti ve yaşından başka adını şununu bununu dahi bilmiyordum. ama aramızda öyle bir çekim oldu ki... o senenin kurban bayramı arefesinde, bayram sabahına kadar skype'ta konuştuk, ilk kez... sesini duydum ilk kez, ilk kez gördüm ve uzun zaman sonra yine aşık oldum, ilk kez... 3 ay kadar sorunsuz gitti ilişkimiz, ilişki derken, hiçbir zaman sevgili olmadık ama aramızdaki "şey"den ilişki diye bahsediyorum.

    gel zaman git zaman gitgide sevdik birbirimizi. veya ben öyle sandım onun hislerini de... ama ben hayatımda en çok onu sevdim... bir tek ona açtım en mahrem sırlarımı, tüm benliğimle tek onla paylaştıklarım oldu benim... beni en iyi o tanıdı ve tanıdığım en ben insandı o... hala öyle...

    ama bi' şekilde olamadık... farklı şehirler, farklı kişiler girdi aramıza ve o aranan kan bir türlü bulunamadı ne yazık ki... şimdi, onun bi' sevgilisi var ve o ben değilim... oturdum, düşündüm bugün, acaba onla olsam şimdi nerelerde, neler yapıyor olurduk diye... olmadı maalesef... olduracak gücüm, hevesim de gitgide azalıyor, gücümü kaybediyorum sanırım... birçok seneyi, onun hayalini besleyerek içimde, heba ettim ve etmeye de devam edeceğim belki, bilmiyorum ama... üstelik önceki ilişkime dönüp bakınca yaptıklarımdan ötürü ne salakmışım dediğim şeylere benzer durumlarda olmama rağmen, vazgeçemiyorum bir zamanlar hayallerimi süsleyen o naif kızdan... vazgeçemiyorum. hayal kurmadan edemiyorum ve her ne olursa olsun sadece o'nu istiyorum... sanki tüm bu yorgunluğumun üstüne bir fincan orta türk kahvesi gibi yetişecekmiş de uygun anı bekliyormuş gibi hissediyorum, bir gün... bir gün...

    "bir gün mutlaka..."