1. "esenler'de logar kapağını açıp içine kendini bırakıp intihar eden hattap'ın hikayesi..
    yolda yürüyorsunuz. sonra birden duruyor, önünüzdeki rögar kapağını açıp kanalizasyonun içine atlayarak intihar ediyorsunuz.
    üç yıl önce suriye'deki savaştan kaçarak eşi ve üç çocuğuyla birlikte istanbul'a gelen ve bir süredir bir tekstil atölyesinde işçi olarak çalışmakla beraber, eşi ve çocuklarını göremeyen 36 yaşındaki amir hattap, bugün esenler'de bu şekilde intihar etti.
    yolda yürüyorsunuz. sonra birden duruyor, önünüzdeki rögar kapağını açıp kanalizasyonun içine atlayarak intihar ediyorsunuz.
    o kadar acı çekiyorsunuz ki, bu cehennem şehrin binlerce zebanisine ait dışkıların içinde boğularak ölmeyi tercih ediyorsunuz.
    yanınızdan geçen arabanın önüne atmıyorsunuz, bir ip bulup bir tenhada asmıyorsunuz kendinizi; bir kutu ilaç içmiyor, bileklerinizi kesmiyor, bir üstgeçitten bir caddeye ya da boğaz köprüsünden denize atlamıyorsunuz.
    onlarca farklı şekilde ölebilecekken, lağımda boğuyorsunuz kendinizi!
    lağımda!
    hayatımda çok intihar haberi duydum, ama hiç biri bu kadar yakmadı içimi.
    bir süredir bu ülkede yeni bir dilenci fotoğrafı var. bir baba, anne ve çocuklardan oluşan suriyeli dilenci aile fotoğrafı.
    ne zaman görsem ne kadın, ne de çocuklar baba kadar sızlatmıyor içimi. kadın ve çocuklar gözlerimizin içine bakarken, babaların başı daima önüne eğik oluyor utanç içinde.
    bir erkeğin ailesinin karnını doyuramaması ve onlarla birlikte dilenmek zorunda kalması... ruhundaki acı ve ezikliğin derecesini hangi şiir anlatabilir?
    ne zaman öyle bir baba görsem, çıkmıyor aklımdan bir daha.
    amir hattap!
    suriye'deki hayatında belki de her akşam evine elleri kolları dolu dönen, oğluyla bahçede top oynayan, kızının saçlarını seven, eşine tapan bir adamdı amir hattap.
    belki de çok mutlu ve mutluluk veren bir adamdı amir hattap.
    mutluluğun anısı kadar büyük bir acı yoktur! bir daha asla sahip olamayacağını bildiğin bir mutluluğun anısı...
    o mutluluğu koruyamadığı için, karısını, çocuklarını koruyamadığı için kendinden nefret eden ve kendine bir lağımda boğularak ölmeyi lâyık gören amir hattap!
    bu utanç da, bu koskocaman bir lağım çukurundan ibaret sözde insanlığa yeter.
    ama onda utanacak bir yüz yok ki.
    yolda yürüyorsunuz. sonra birden duruyor, önünüzdeki rögar kapağını açıp kanalizasyonun içine atlayarak intihar ediyorsunuz.
    bir ölüm ağlıyor şu an ardından, bir de ben ağlıyorum.
    sana söz veriyorum, mezarını bulup en kokulusundan çiçekler dikeceğim üzerine! gül sularıyle yıkayacağım ruhunun kederini. o lağım kokusunu bırakmayacağım cenazende."
    kızkardeşin

    rabia mine



    utanıyorum, kevgire dönen bir kalpten utanıyorum
    kurşun dökseler alnıma acımazdı bu kadar ruhum
    kendini bıraktığın çukurda yanıyorum
    kendini bıraktığın çukura dönüşüyorum
    düşüyorsun amir, elinden kavrayışlı bir umut olamadım
    karnına bastır dizlerini, çığlık at
    özür dilerim, özür dilerim, affet
    utanıyorum amir utanıyorum

    bir rögar kapağının soğuk ağırlığında şekillendi kaderin
    bin mutlu çiçeğin napalmlar içinde tutuştuğu
    çocuklardan geriye sadece toprak kaldığı
    evlerden ve piyanolardan geriye sadece toprak kaldığı
    yani hepsinin sonunda toprak kaldığı bir ülken var senin
    ben ağırlığı kaslarında biriken bir demir kapak olamadığıma yanıyorum
    amir affet, ellerimi kızgın tuza soksalar acımazdı bu kadar ruhum
    utanıyorum hattap kardeşim.

    şehrin neresinde intihar kurulur bir zemberek gibi
    çift uçlu bıçaktan kötü, asılmaktan aciz
    kendine güneşin çocukları diyen insanlarla dolu çamurlu kuyu
    gir şu kapıdan çocukların yüzü gülsün,
    kapılar açılmamaya tövbeler etsin, gel ki utancım son bulsun
    ağlatıyorsun, öldürüyorsun, lağımda boğulan sen değilsin
    utanıyorum amir, lağımda boğulan biziz
    utanıyorum, bu sözler, kursağımdan geçmeyen acılarla büyüsün.
    affet kardeşim, yazmaya utanıyorum.