1. ahmed arif şiiri. 1943 yılında, van'da, 33 kişinin kaçakçılık yaptıkları suçlamasıyla, orgeneral mustafa muğlalı'nın emrine dayanarak sorgusuz sualsiz kurşuna dizilmesi ve 32'sinin can vermesini anlatır bir ağıttır. cem karaca tarafından 33 kurşun adıyla, fikret kızılok tarafından da vurulmuşum* adıyla şarkısı söylenmiştir. devletin yaptığı katliamlar tarihçesinde bir yapraktır ki ozanlar sayesinde unutulmamış, unutturulmamıştır.

    33 kurşun

    bu dağ mengene dağıdır
    tanyeri atanda van'da
    bu dağ nemrut yavrusudur
    tanyeri atanda nemruda karşı
    bir yanın çığ tutar, kafkas ufkudur
    bir yanın seccade acem mülküdür
    doruklarda buzulların salkımı
    firari guvercinler su başlarında
    ve karaca sürüsü,
    keklik takımı...

    yiğitlik inkar gelinmez
    tek'e - tek doğüşte yenilmediler
    bin yıllardan bu yan, bura uşağı
    gel haberi nerden verek
    turna sürüsü değil bu
    gökte yıldız burcu değil
    otuzüç kurşunlu yürek
    otuzuç kan pınarı
    akmaz,
    göl olmuş bu dağda...

    yokuşun dibinden bir tavşan kalktı
    sırtı alacakır
    karnı sütbeyaz
    garip, ikicanlı, bir dağ tavşanı
    yüreği ağzında öyle zavallı
    tövbeye getirir insanı
    tenhaydı, tenhaydı vakitler
    kusursuz, çırılçıplak bir şafaktı

    baktı otuzüçten biri
    karnında açlığın ağır boşluğu
    saç, sakal bir karış
    yakasında bit,
    baktı kolları vurulu,
    cehennem yurekli bir yiğit,
    bir garip tavşana,
    bir gerilere.

    düştü nazlı filintası aklına,
    yastığı altında küsmüş,
    düştü, harran ovasından getirdiği tay
    perçemi mavi boncuklu,
    alnında akıtma
    üç topuğu ak,
    eşkini hovarda, kıvrak,
    doru, seglavi kısrağı.
    nasıl uçmuşlardı hozat önünde!

    şimdi, böyle çaresiz ve bağlı,
    böyle arkasında bir soğuk namlu
    bulunmayaydı,
    sığınabilirdi yuceltilere...
    bu dağlar, kardeş dağlar, kadrini bilir,
    evvel allah bu eller utandırmaz adamı,
    yanan cıgaranın külünü,
    güneşlerde çatal kıvılcımlanan
    engereğin dilini,
    ilk atımda uçuran
    usta elleri...

    bu gözler, bir kere bile faka basmadı
    çığ bekleyen boğazların kıyametini
    karlı, yumuşacık hıyanetini
    uçurumların,
    önceden bilen gözleri...
    çaresiz
    vurulacaktı,
    buyruk kesindi,
    gayrı gözlerini kör sürüngenler
    yüreğini leş kuşları yesindi...

    vurulmuşum
    dağların kuytuluk bir boğazında
    vakitlerden bir sabah namazında
    yatarım
    kanlı,
    upuzun...

    vurulmuşum
    düşüm, gecelerden kara
    bir hayra yoranım çıkmaz
    canım alırlar ecelsiz
    sığdıramam kitaplara
    şifre buyurmuş bir paşa
    vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız

    kirvem, hallarımı aynı böyle yaz
    rivayet sanılır belki
    gül memeler değil
    domdom kurşunu
    paramparça ağzımdaki...

    ölüm buyruğunu uyguladılar,
    mavi dağ dumanını
    ve uyur-uyanık seher yelini
    kanlara buladılar.
    sonra oracıkta tüfek çattılar
    koynumuzu usul-usul yoklayıp
    aradılar.
    didik-didik ettiler
    kirmanşah dokuması al kuşağımı
    tespihimi, tabakamı alıp gittiler
    hepsi de armağandı acemelinden...

    kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız
    karşıyaka köyleri, obalarıyla
    kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu,
    komşuyuz yaka yakaya
    birbirine karışır tavuklarımız
    bilmezlikten değil,
    fıkaralıktan
    pasaporta ısınmamış içimiz
    budur katlimize sebep suçumuz,
    gayrı eşkiyaya çıkar adımız
    kaçakçıya
    soyguncuya
    hayına...

    kirvem hallarımı aynı böyle yaz
    rivayet sanılır belki
    gül memeler değil
    domdom kurşunu
    paramparça ağzımdaki...

    vurun ulan,
    vurun,
    ben kolay ölmem.
    ocakta küllenmiş közüm,
    karnımda sözüm var
    haldan bilene.
    babam gözlerini verdi urfa önünde
    üç de kardaşını
    üç nazlı selvi,
    ömrüne doymamış üç dağ parçası.
    burçlardan, tepelerden, minarelerden
    kirve, hısım, dağların çocukları
    fransız kuşatmasına karşı koyanda

    bıyıkları yeni terlemiş daha
    benim küçük dayım nazif
    yakışıklı,
    hafif,
    iyi süvari
    vurun kardaş demiş
    namus günüdür
    ve şaha kaldırmış atını.

    kirvem hallarımı aynı böyle yaz
    rivayet sanılır belki
    gül memeler değil
    domdom kurşunu
    paramparça ağzımdaki...
  2. "çaresiz
    vurulacaktı,
    buyruk kesindi
    gayrı gözlerini kör sürüngenler,
    yüreğini leş kuşları yesindi"