1. eşi kesire; öcalan'ın, pkk'nın ve mit'in kara kutusudur. örgüt tarafından infaz kararı verildiği halde söylentilere göre isveç'te yaşamasına abdullah öcalan tarafından müsade edilmiştir.

    80 öncesi konjönktür kominizmi her şeyden-herkesten çok daha büyük bir tehlike olarak görüyordu

    60'ların sonlarında deniz gezmiş önderliğinde başlayan gençlik hareketleri ve 70'lerde dünyanın büyük bir bölümünde egemen olan sol ağırlıklı anarşist dünya görüşü 30 yıllık sağcı türk hükümetlerinin en büyük tehlike koministtir anlayışıyla beraber düşünüldüğünde; abdullah öcalan: kominist tehlikeyi def etmek en azından def edilemeyecekse de bölmek adına mit tarafında desteklenmiş ve 80 darbesi sonrası mitin ve devletin kontrolünden çıkmış biridir.

    öcalan hala örgütün başında iken yalçın küçük ile yaptığı bir röportajında mitle olan ilişkileri sorulduğunda ‘’evet ilişkimiz vardı kimi zaman onlar bizi kullandı kimi zaman biz onları kullandık ama neticede her zaman istediğimiz aldık’’ demişti.

    pkk'nın kurucu kadrosundan olan mazlum doğan yakalandıktan sonra:
    1982'de diyarbakır cezaevinde kimine göre kendini ateşe vererek kimine göre asarak öldürmüştür. mazlum doğan tarafından mahkemeye verilmiş yazılı savunması http://http://www.saradistribution.com/mazlum_dogan_savunma.htm okunduğunda görüleceği üzere;

    dolaylı yoldan öcalan'a küskünlüğünü ve itirazını dile getirmektedir.
    örgütün apocular diye anılmasından rahatsız olduğunu,
    asıl amacın kominist ilkeler çerçevesinde sınıf ezilmişliğini ve etnik ayrımcılığı sona erdirmek olduğunu, işçi ya da köylü sınıfıyla kominist girişimlerin ülkedeki tecrübelerin başarısızlıkla sonuçlandığını, etnik temelden başlayıp yayılacak bir ülkü ile nihai hedeflerinin kominizm olduğunu söylemiştir.

    öcalan için 70’lerin sonunda kominist ülkü etrafında toplanmış gençleri kendi tarafına çekmek hiç de zor olmamıştır. çünkü kendisi deniz gezmiş ve arkadaşlarının hiçbir zaman sahip olmadığı kadar silah, para ve lojistik desteğe sahiptir. ayrıca bir bölgenin tamamına hükmedebilecek düzeyde feodal bağlantıları da vardır. ankara’da henüz kuruluş aşamasında buluştukları dernekte hiç kimsenin ağzından özgür bağımsız kürt devleti sloganı çıkmamaktadır. hemen herkes kominizm egemen olduğu bir devlet modelinde zaten etnik ayrımcılığın olmayacağı görüşünde birleşirler. bu nedenle kuruluş aşamasında bulunanların 3/2 si koministtir.

    bu konuda doğruluğunu asla teyit edemeyeceğimiz (belki dönemin tanıkları örneğin celal doğan konuşursa edilebilir) bir olay var. sol camiada dedikodu şeklinde konuşulur ne zaman nerde yaşandığı meçhuldür.

    mahir ve deniz kürt hareketine destek konusunda tartışmaya girişirler, mahir çok sinirlenir. deniz’e yumruk atar, ortamda çok büyük tartışmalar çıkar hemen herkes mahir’in iyi niyetini takdir eder fakat öcalan’ın tehlikeli birisi olduğunu asıl amacının kominizm ya da özgür bir türkiye olmadığını söyler, mahir kısmen de olsa destekler fakat asla tam olarak içlerine girmez. denizle konuşan dönemin kimi tanıkları deniz’in ağzından abdullah öcalan’a dair her zaman olumsuz tespitlerin çıktığını söylerler. tabi yukarıda da bahsettiğim tarzda konular kaynağı belli olmayan dönemin tanıklarının anlatımlarının ağızdan ağıza dolaşmasıyla bugüne gelmiş dedikodulardır.

    yine pkk’nın kurucu kadrosundan şükrü gülmüş tarafından hazırlanan, öcalan muhalifi bir kürt sitesi olan www.nasname.com üzerinden öcalan’ın derin ilişkileri üzerine yazılar yazılıyor. örneğin: http://www.nasname.com/a/pilot-necatinin-mesai-arkadaslari--
    bu yazılardan birinde şükrü gelmiş:

    öcalan'ın kendisi ve diğer öğrencilerle beraber eylem sonrası göz altına alındıktan sonra kendileri 1-2 yıl hapis yattığı halde öcalan'ın 3 ay hapis yattığını,
    diyarbakır'da tapu kadastro müdürlüğünde memur olarak görev yaptığını (hapis yattıktan sonra)
    kesire ile beraber diyarbakır'da yaşadıklarını,
    kesire'nin babasının mit görevlisi olduğunu,
    80’lerde örgüte ait son kararları kesire'nin verdiğini,
    kesire'nin örgüt tarafından infaz emri verildiği halde öcalan tarafından isveç'e kaçırtılarak orada halen yaşadığını söylemektedir.

    mit-pkk ilişkisi üzerine can dündar'ın aydınlık dergisini kaynak göstererek yayımladığı bu yazı özetle http://www.candundar.com.tr/_v3/index.php#!%23Did=5652

    -uğur mumcu anlatiyor
    "yıl 1972. günlerden 31 mart cuma. ankara siyasal bilgiler fakültesi'nde yapılan boykotta gözaltına alınanlar arasında urfalı bir öğrenci vardı. adı abdullah, soyadı öcalan'dı. türkiye ihtilalci komünist partisi'nin "şafak bildirisi"ni sbf'de dağıtmak suçuyla 7 nisan günü gözaltına alınmış ve 27 nisan günü tutuklanmıştı.
    "askeri savcı, 22 öğrenci hakkında dava açtı. en ağır ceza, abdullah öcalan ve metin n.yalçın'a istenmişti.
    "öcalan poliste ve savcılıkta olaylara karışmadığını söylemişti. ancak görgü tanıkları öcalan'ı suçlamışlardı. iddianamede öcalan'a şafak bildirisi'ni dağıtmak suçundan ceza yasası'nın 142, 153, 159, 311 ve 312. maddelerinin uygulanmasını isteyen askeri savcı baki tuğ, duruşma sırasında görüş değiştirdi. savcı tuğ, öcalan'ın "şafak bildirisi dağıtmak suçundan aklanmasını, boykota katılmak suçundan cezalandırılmasını" istedi... abdullah öcalan sadece boykota katılma suçundan üç ay hapis cezası aldı."
    açiklayacakti, susturuldu!
    yukarıdaki satırlar, uğur mumcu'nun, "kürt dosyası" başlıklı kitabının ilk bölümünden bir özet. uğur mumcu, kitabı tamamlayamadı. ağabeyi ceyhan mumcu, uğur mumcu'nun pkk'nın ilişkilerini ve para kaynaklarını saptadığını, bu yüzden öldürüldüğünü anlattı.
    kitap da, ölümünden sonra, ailesinin bulabildiği notlar biçiminde yayımlandı. ceyhan mumcu, bu kitabın yarım bir kitap olduğunu vurguladı. zira, uğur mumcu, "birçok bilgiyi kafasında taşıyan bir insandı".

    cinayet şebekesi
    1974'ten sonra kurulan ankara yüksek öğrenim derneği'nin (ayöd) yönetim kurulunda yer alan abdullah öcalan, dernek içindeki doğulu gençleri kendi çevresine toplamaya çalıştı. bu yüzden ayöd'den atıldı.
    ilk çıkışlarında apocular grubu kimse tarafından ciddiye alınmıyordu. gerçekten de bu üç beş kişinin savunduğu görüşler ipe sapa gelmez şeylerdi.
    apo, ayöd'den ayrıldıktan sonra doğu anadolu illerini dolaştı ve burada tek tek bazı kişileri saflarına kazandı. kendilerine "ulusal kurtuluş ordusu" da diyen apocular, onlarca cinayet işleyerek, soygunlar yaparak, kahve kurşunlayarak, kendilerinden ayrılanları idam ederek doğu'daki kargaşalığı körüklediler. 1977'ye kadar önemli bir faaliyette bulunmadılar. ancak bu tarihten sonra bir saldırı çetesi olarak ortaya çıktılar. art arda soygun ve cinayetlere başladılar. öteki gruplarla sürekli silahlı çatışmalar çıkardılar, bazı ağalara ve aşiretlere fedailik yapmaya başladılar.
    apocuların faaliyetlerindeki bu değişiklik, grubun bu dönemde mit ve kontrgerilla içindeki bazı unsurlarla ilişkiler kurmasına bağlanıyor. doğuda kargaşalık çıkarmak isteyen güçlerin apo'dan daha uygun bir alet bulamayacakları belirtiliyor. apoculardan ayrılanlar da, bu grup içinde mlt ve kontrgerillayla ilişkisi olan kişilerin bulunduğunu ve grubu bunların yönettiğini belirtiyorlar.
    apo'nun 1977'de evlendiği karakoçanlı kesire adlı kızın babasının mlt mensubu ya da muhbir olduğu söyleniyor.
    apocuların elinde çok miktarda silah var. bu silahların çoğu kalaşinkof ve tomson. apocular saldırılarını 5-6 kişilik vurucu timler aracılığıyla yürütüyorlar. bu timler belirli bir yerde durmuyor, kasaba kasaba geziyor. apocuların faaliyetleri daha çok urfa, gaziantep, elazığ, tunceli ve maraş yörelerinde toplanıyor.
  2. zülfiyare dokunanların ne anlama geldiğini daha bugün öğrenmiş biri olarak ve beğenilip beğenilmemesi hiç umrumda olmayan bu yorum hakkında beğenmeyen yazarların neden tek cümle cevap yaz-a-madığını umursuyorum çünkü ben bu başlığa karşıt görüşteki bir kürt siyasi hareketi sempazitanın hayır iddia ettiğiniz şeylerin gerçekle uzaktan yakından bir ilgisi yok deyip anti tezlerini delilleriyle sunmasını beklerdim.
    aynı şekilde devletimize zeval gelmesin diyen bir ülkücünün hayır yanlış bilgi veriyorsun mitin ne işi olur öcalan'la deyip anti tezlerini delilleriyle sunmasını beklerdim.
    görünen o ki bu mecra kitap okumanın nihai amacının ne olduğu konusunda yanlış bilgilendirilmiş yahut daha kötüsü dirsek altında taşınıp sağa sola ben entelektüelim imajı veren insanların bulunduğu bir mecraymış.
    ikinci ihtimali düşünmek çok acıtıyor, ilk ihtimalin düzeltilme imkanı her zaman vardır.
    son olarak fazlasıyla apolitik bir nesil olduğu(m)uz için zaten yeterince okumuyorken bir de okuduklarımızla verdiğimiz mesnetsiz hükümlerin kültürel anlamda ufkumuzu açacağı yanılgısını görmek bu kadar mı zor. sözlüğü kitap cennetine çevirebilir, bilgi kaynağı yapabilirsiniz, hatta burası dünyanın en büyük kütüphanesi bile olabilir fakat okuduklarınız sizlere geleceğinizi tayin edecek siyasi bir duruş bir ufuk kazandırmıyorsa boşuna okuyorsunuz.
    ankara'da bombanın patlatığı gün survivor reyting sıralamasında 1. survivorun özeti 3. oluyorsa
    2. sıraya da bir dizi girebiliyorsa, pek şaşırmıyorum aslında.
    eksilemeye devam edelim ya da sadece bu başlık için değil diğer tüm siyasi başlıklar için medeni, birikimli, donanımlı insanlar gibi verilerimizle tartışalım. tercih sizlerin....