1. tarih, çok olaya tanıklık etmiştir.

    dev topuzu ve dağ gibi göğsüyle yeryüzünün gördüğü sayılı cengaverlerden olan polyphemus, cerberus'ları, hades'in yer altı ucubeleri olan chimera'ları, denizlerin en diplerine hakim olan scylla'ları birer böcek gibi ezmiştir. tarih bunu yazmıştır.

    bozkırların ortasında, karnı burnunda bir kadın, çocuğunu doğurmak üzeredir. efsaneye göre bebek gelmektedir, fakat bir terslik vardır. bebeğin vücudunun ilk parçasını gören ebeler ve babasının şaşkınlıktan dili tutulmuştur. bebeğin ne kafası, ne de ayaklarıdır önce görünen. bileği bozkır yılkılarının adeleleri gibi gerilmiş, kan içindeki elini yumruk yapmış bir bebek doğmuştur. bu bebek, cengiz han'dır. efsaneler bunu yazmıştır.

    büyük iskender'in bir savaş sırasında miğferine doğru gelen bir oku kılıcıyla ikiye böldüğü anlatılır. "bir savaşta..." der iskender, "...en ölümcül yarayı verecek silah, akıldır." böyle öğrenmiştir akıl hocası aristoteles'ten. iskenderiye kütüphanesi parşömenleri bunu yazmıştır.

    fakat şu canını yediğimin tarihi, bu akşam başka bir olayı daha yazdı. 13 şubat akşamındaki youser zirvesinde güzel insan abi'nin güzel bir jesti oldu birkaç yazara. bu jest, tamamen rastgele dağıtılan çoraplardı ; evet, "the çoraplar" ... gecenin nadide sürprizi ve mutluluğu. insanlara yabancı olmasaydım sahiden bana babaannem dışında çorap alan ilk insan olduğu için ağlayarak boynuna sarılacaktım. (tabi bu arada hala o şaaşaalı olan ve büyülü olduğuna inandığım işlemeli goblin çorabında kaldı gözüm, kim aldıysa yazsın !)

    ancak tarih her şeyi yazar ağbi. bir duş alıverdim, ayacıklarım üşüdü. çoraplarımın menzillendiği dolaba yetmiş merdiven uzaktaydım. ve insanoğlunun belki tek doğaüstü ve 'tanrısal' gücü olan hatırlamak eylemi vuku buldu. hatırladım, abi dün akşam bana da bir çorap vermişti. benim de gönlüme bir çorap kondurmuştu. ( bu nasıl benzetme bre mübarek?)

    ve el-hâsıl-ı kelâm, hemen çantama eriştim, iliştim ve çorap çiftini çıkardım. taktım ayaklarıma. hızlı giyilen, kumaşı kaygan ve nispeten seksi bile denebilirdi bu çoraba. ta ki bir yere kadar. o soğuk havayı sol ayak başparmağımın hemen dış yüzünde hissedene kadar. hava alıyordu ayak, ayak şaşırmıştı. "bu nasıl çorap?" dedi bünye, sarsıldı önce. ve sonra kabul etti gerçeği. abi, yırtık çorabı bana vermişti.

    kemal kılıçdaroğlu'nun 2008 semalarında, elinde belgeleriyle gelip istifa ettirdiği dönemin ak parti sakarya milletvekili şaban dişli hadisesi gibi ben de belgelerle geldim. daha doğrusu tek bir belgeyle. üşüyen ayağım ve yırtık yanal bölgesi.


    "tarih, çok olaya tanıklık etmiştir."