• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.60)
abluka - emin alper
20 yıl hapis yattıktan sonra, kadir şartlı tahliye olur. istanbul büyük bir siyasal karmaşa içindedir, polis ise failleri yakalamak için önlemlerini her geçen gün arttırmaktadır. emniyette yüksek bir mevkide olan hamza, şartlı tahliye karşılığında kadir’e bir iş bulmasında yardımcı olur. kadir bir çöp toplayıcısı gibi çalışarak gecekondu mahallelerinde muhbirlik yapmaya başlar. çöplerde bomba yapım malzemeleri olup olmadığını araştırmakta, buna göre istihbarat bilgisi üretmektedir. kadir, kardeşi ahmet’i çalıştığı mahallelerden birinde bulur. ahmet ise belediyede sokak köpeklerinin itlafından sorumlu birimde çalışmaktadır. ahmet, kadir’in yakın bir abi-kardeş ilişkisi kurmak için çabalarını karşılıksız bırakır. ahmet’in mesafeli tutumu, kadir’i çeşitli komplo teorileri üretmeye yöneltir.
  1. ilk filmi tepenin ardı ile ses getiren emin alper'in senaryosunu da yazdığı filmin başlıca rollerinde mehmet özgür, berkay ateş, tülin özen, müfit kayacan ve ozan akbaba bulunuyor.

    nuri bilge ceylan’ın jüri üyesi olduğu ve türkiye’den üç filmin gösterildiği 72. venedik film festivali’nde ‘abluka’ jüri özel ödülü’ne layık görüldü.

    alper filmi için "bu film her yerde geçebilir. çalkantılı politik ortamlarda sıradan insanların yaşadığı baskıyı yani evrensel bir durumunu anlatmak ve politik atmosferin kıyıcı koşulları altında yaşayan sıradan insanın hayalleri ve umutlarının nasıl da yok edildiğini göstermek istedim" diyor.

    abluka ülkenin yine "ablukada" olduğu zamanlara denk gelmiş olsa da aslında fikir 30 yıllık çatışma sürecinden ve 90'lı yılların politik atmosferinden ortaya çıkmış. 6 kasım'da gösterime giriyor. benden hatırlatması.
  2. öncelikle emin alper'i kutlamak gerek. filmi hem görsel açıdan hem de hikaye açısından oldukça başarılı buldum.

    kurgu öyle güzel olmuş, ipler öyle güzel düğümlenmiş ki film sonunda elimizde sadece sorulardan oluşan bir kördüğüm kalıyor.

    hal böyle olunca filmde neyin gerçek neyin hayal olduğunu kestiremiyorsunuz. dolayısıyla film hakkında uzun uzadıya yorum da yapamıyorsunuz.

    film, sinemamıza farklı ve son derece güzel bir soluk olmuştur. izleyiniz, izlettiriniz.
  3. abluka, her anlamda çok başarılı bir film olmuş. film bittiğinde cevdek erek'in muhteşem müziği eşliğinde akan jeneriğe bakarken son dönemde bunun kadar iyi kaç film izledim diye düşünmeden edemedim.

    filmde belirli bir zaman, belirli bir mekan yok. emin alper, ne kadar 90'lı yılları anlatmayı amaçladığını söylese de filmdeki bu zamansızlık, bu ablukanın her zaman yaşanabileceğini hatta şu anda yaşadığımızı söylüyor bize. belli bir mekanın olmaması da bu ablukanın her yerde gerçekleşebileceğini söylüyor. zaten tüm dünya, güvenlik paranoyası yüzünden bir ablukaya dönüşmüş durumda.

    filmde iki kardeşin aralarındaki ilişki ve devlet yüzünden paranoyaya itilişlerinin hikayesini izliyoruz. kadir, 20 yıl hapis yattıktan sonra devlet adına gizli bir görevle şartlı tahliye ediliyor. görevi, çöp toplayıcısı gibi çalışarak çöplerde bomba malzemesi aramaktır. aynı zamanda mahallede polislere muhbirlik de yapar. kardeşi ahmet ise, belediye için köpekleri tüfekle vurup öldürmekte ve sonrasında bu köpekleri imha etmektedir. ikisi de devlete çalışmaktadır. aslında yaptıkları iş aynıdır; mahalleyi teröristlerden temizlemek. filmde, belediyenin köpekleri mahalleden temizlemek istemesi terörist avı ile ilişkilendirilmiştir.

    kadir de ahmet de düşmanına dost olma durumuyla karşı karşıya kalıyor. ahmet, ıskalayıp vuramadığı köpeği(teröristi) evine alır. kadir de mahallenin 'teröristlerinden' meral ve ali ile dost olur. bu durum ahmet ve kadir için bir travmadır. çünkü devlet, bu küçük insanların bu dostlarıyla düşman olmasını istiyor.

    devlet, ablukayı bizim güvenliğimiz için kurduğunu söylüyor. ama gerçekte devletin bizim hayatımızla, güvenliğimizle ilgilendiği yok. tek amacı, kendi devamlılığını sağlamak ve kendine tehdit oluşturabilecek güçleri temizlemek. mahallelerde abluka yaratarak bir güvenlik sorunun olduğunu söylüyor bizlere. bu durum da hayatımıza kolayca müdahale etmesini kolaylaştırıyor. yaşam alanlarımıza saldırıyor. insanlara bu güvensizlik durumunu göstererek onların silahlanmasını, "güvenlikli" evlerine kapanmasını istiyor. işte devlet bizi böyle böyle paranoyaklaştırıyor.( burada haneke'nin funny games filmini hatırlamakta fayda var. oradaki ailenin, dışarıdaki tehditlerden korunmak için oluşturdukları güvenlikli evleri, kendileri için dışarıya çıkamadıkları bir kapan haline gelmişti.)

    filmin ikinci yarısında ahmet'in paranoya halinden ve kendi psikolojik ablukasından kurtulma çabalarını izleriz. evine, dışarıda ıskalayıp vuramadığı köpeği alır. evde kendisine yeni bir kapı açmak için duvarı kırmaya çalışır. ahmet'in kurtuluşu için açmaya çalıştığı bu kapı bana sorun yaratan adam filmindeki adamın, dünyadaki duygusal buzlaşmadan kurtulabilmek adına duvarı kırmaya çalışmasını hatırlattı.

    filmdeki tek kadın karakter olan meral, filmin tüm erkekleri tarafından arzulanan bir arzu nesnesi olarak filmde bulunmaktadır. meral'in gidişiyle film daha da karanlık hale geliyor. zaten eşi tarafından terkedilmiş ahmet'in ve aynı zamanda 20 yıldır hapishanede bulunan kadir'in paranayoklaşmaya karşı mücadele edebilecek dayanakları da kalmamış oluyor.

    filmi, kadir'in ve ahmet'in gözünden izliyoruz. bir süre sonra ikisi de akıl sağlıklarını yitirdiklerinden filmi izlediğimiz gözler bulanıklaşıyor. böylece, olayları daha güvenli bir yerden izleyebileceğimiz bir bakış açısı kalmıyor. bu da bizim hem karakterlerle hem de hikaye ile özdeşleşmemizi sekteye uğratıyor. emin alper'in tam da bunu amaçladığını düşünüyorum. böylece yönetmen, bizden de yavaş yavaş filmdeki karakterler gibi paranoyaklaşma yaşamamızı bekliyor.

    abluka üzerine gelen yorumlara baktığımda çoğu seyirci filmin umutsuzluk ve inançsızlık yaydığını söylemiş. ben böyle olduğunu düşünmüyorum. bu filmde yaşananlar daha çok devlet tarafında olanları gösteriyor. onlar arasındaki paranoyaklaşma ve bunun sonucundaki çözülmeleri sergiliyor. yani mücadele edenleri, direniş tarafındakileri göstermiyor. onların ne halde olduklarına dair bir bakış açısı yok. bu yüzden de yapılan mücadeleye dair bir inançsızlık sergilenmiş olmuyor.

    !---- spoiler ----!

    filmin sonundaki infaz sahnesinden, mahallelinin, kadir’in devlet adına muhbirlik yaptığını bildiği de ortaya çıkmış oluyor.

    !---- spoiler ----!
  4. nihayet izleyebildim abluka'yı. hayal kırıklığı yaşamayacağımdan emindim. çok sağlam bir senaryo ve çok iyi bir film. tepenin ardı gibi tamamı bir alegori üzerine kurgulanmamış olsa da emin alper yine alegorilerden yararlanıyor. köpeklerin itlafı - teröristlerin imha edilmesi alegorisi en belirgin olanlardan huzursuzseyirler in de yazdığı gibi. ışık seçimleri tekinsiz atmosferi çok iyi yansıtıyor. patlama seslerinden ürkmedim desem yalan olmaz. her patlamada zıpladım koltuktan.

    "politik atmosferin kıyıcı koşulları altında yaşayan sıradan insanın hayalleri ve umutlarının nasıl da yok edildiğini göstermek istedim" diyordu emin alper filmi için. kesinlikle başarıyla gösterebildiğini düşünüyorum. bir insanı yok etmek istiyorsanız onun hayallerini ve umutlarını yok edin yeter. gerisi bir beden. ruhu ölmüş beden yaşıyor da sayılmaz aslında.

    rüyaların ve hezeyanların gerçeklikle birbirine karıştığı sahneler filmin ikinci yarısı diyebileceğimiz bölümünde daha da hakim olmuş. sanki emin alper gerçeklik algımızı bozmak, hiç değilse sorgulatmak istemiş. inleyen canı yanan köpek mi yoksa hazzın doruklarındaki meral mi? motosikletli adam kim? gerçekten yıllar önce izini kaybettikleri kardeşleri mi? yoksa öyle biri hiç mi olmadı? gerçeği kim biliyor? bu kadar şiddetin ve baskının olduğu bir ortamda olaylara zihinleri tamamen karışmış insanların gözünden bakmak ne kadar sağlıklı? bütün bunlar emin alper'in soruları bence. dinleyebilene sorulmuş sorular. ve kritik bir soruyu daha aklıma getiriyor film: öldürmeyi mi tercih edeceğiz yoksa yaşatmayı mı?

    filmi anlatmak yerine aslında filmin bende yarattığı duyguları ve kafamda oluşturduğu soruları yazmayı tercih ettim. filmden çıktığımda yaşadığım en net duygu ise şu oldu: hiçbir kurgu gerçeğin yakınından bile geçemiyor. çünkü gerçek tahammül edilemeyecek kadar zor. keşke ne kadar abartılı, hiç gerçekçi değil diyebildiğim sahneler olsaydı ama bu ülkede bunu söyleyebilmek çok güç ne yazık ki...
  5. yahu film hakkında yorum yazayım derken bütün filmi anlatmışsınız. böyle olmamış, baştan sona dakika dakika her ayrıntıyı yazsaydınız?

    keşke bıraksaydınız da insanlar bütün soruları, işlenen düşünceyi ve filmin büyüsüne filmi izlerken sorsalar/düşünseler/kapılsalardı.

    izlemeyenler için edit: filmi izleyin, filmi kesinlikle izleyin. daha önce yazılmış olanları da mümkün mertebe okumayın.

    edit 2: verdim eksinizi güzel kardeşlerim.
  6. cevdet erek'in müziklerini yaptığı, çıktıktan sonra uzun süre müzikleriyle birlikte gerilimi süren film.
  7. yeni dönem türk sinemasında ben de varım demek isteyen emin alper'in "film böyle çekilir. ;)"
    dediği harika film. ilk filmini izlediğimde (tepenin ardı) bu kadar etkilenmemiş hatta fazla benimseyememiştim ancak abluka beni ablukaya aldı desem eksik kalır. üstüne fazla konuşmayıp mutlaka listenize almanızı öneririm.