1. acaba

    dönelim
    döndürsün bizi
    kalbin akıp giden bulutlara benzeyen sesi
    yağmursuz bir yağmura açılmış kapılardan
    ve akılda kalan bir yokuştan
    ve yalnız çocuklara özgü o sonsuz sinema koltuklarından
    ve çocukluktan
    dönelim
    dönelim mi biz
    gençlikten, oralardan
    mutluluğu bir kabuk gibi saran mutsuzluklardan
    dönelim mi acıya
    acıya, büyük acıya
    ve soralım mı acaba
    ey büyük yalnızlık insansan eğer
    bir kaya
    dalgalar yalarken onu
    o bakarken kaskatı kalabalıklara
    ah, kalbin bulut bulut akan sesi.

    bütünüyle bir semte benziyor ruhi bey
    binlerce, on binlerce kedinin hep birden kımıldadığı
    kedilerden örülmüş bir semtte
    ve soğuk bir tuvalde yerini bulamamış renkler gibi
    soğuk ve ayakta tutan çelişkileri
    bir görünümden bir başka görünüme kolayca sıçranan
    her şeyin, ama her şeyin çok dıştan farkedildiği
    eh belki de bir satır fazlalığı ya da bir satır eksikliği
    belki de genç bir şairden ödünç alınan.

    yürüyor mu, yürümeyi mi düşünüyor ruhi bey
    düşünmesi daha mı sonra koyuluyor yola
    nereye gidecek ama, nereye varacak sanki
    yoksa bir oyun tadı mı buluyor bunda
    oyundan atılmaktan korkmayan bir oyuncu gibi
    boşvermiş de sanki oyunun kurallarına
    üstelik son bölümde, perdenin kapanmasına
    azıcık vakit kalmış
    ya da vakit var daha. ama ne çıkar
    gövdenin yazgıya başkaldırması mı
    ruhi beyin
    başkaldırması mı yoksa?

    vaktinden önce anlamanın şaşkınlığı mı
    vaktinde anlamanın sevinci mi
    ya da biraz geç kalmanın
    o gereksiz tedirginliği mi
    hangisi?

    ama belli ki sonundayız her şeyin
    en sonunda.