1. kökeni fransızca achromatopsie kelimesi olan, renk değişkenliği durumu. bütün her şeyi siyah-beyaz veya parlak gri şeklinde görürlermiş bu duruma sahip olanlar.

    durumu açıklarken, hastalık, körlük ya da bu durumdan muzdarip olmak gibi kelamlar kullanmamamın gerekçesi, bilimsel ve toplumsal genel geçer söylemlerin absürtlüğünün farkında olmamdandır.

    ilkin lisede iken karşılaşmıştım bu duruma sahip birisiyle. kemal'de olan spesifik olarak bu hastalık değildi, sadece bazı renkleri ayırt edemiyordu. ve kendisi de dahil çevresindeki herkes onun bu durumuna gülüp, en fazla ehliyet alıp alamayacağı hususunda sorgulamalar yapıyorlardı. ben kemal'in bu durumunu öğrendiğim ilk anda olduğum yere çakılı kalmıştım, zihnime yığılan soru ordusunun ağırlığıyla.
    çünkü bu her şeyi değiştiren bir durumdu. benlik denen şeyin kolektifliğini sarsan, bütün cevapları yerinden oynatan neredeyse bir hayat boyu yetecek sorular silsilesine yol açan bir şeydi. böyle bir durumla karşılaşıp hayatının olağan süregidişine umarsızca devam edebilmeyi hiç anlamamışımdır.
    buna karşı böyle davranıp devam edenler, matematiksel 'problemleri' çözerken sözde doğru sonuçlara varıyorlardı, sayıların ne'liğini irdelemeden,
    fizik dersinde ne idüğü belirsiz şeylerin yanına eşittir koyup yine ne idüğü belirsiz bir şeyi bu eşittir'in sağ tarafına yerleştiriyorlardı umarsızca,
    edebiyat dersinde sarı'nın, yeşil'in, kırmızı'nın tasvirlerini yapan şairleri ezberden okuyorlardı.

    kemal'in oradalığı ise bana, bütün bunlara ve hayatımın diğer her bana yansısına soru işaretleriyle bakakalışı bırakmıştı. toplum da gözümde, renkleri çoğu kişiyle birlikte aynı görmenin o renk ve nesnesine karşı kesin söylemlerin dinamiğini her şeye içrekleştirecek şekilde türeten, bu yargılarla devinen gerzek sürüsüne evriliyordu. kemal'in oradalığını yadsıyarak yaşayan gerzekler.

    şöyle diyordu wittgenstein;

    '' kırmızı bir şey tahrip edilebilir ama kırmızı tahrip edilemez ve bu yüzden de
    'kırmızı' sözcüğünün karşılığı, kırmızı bir şeyin varoluşundan bağımsızdır. şüphesiz
    ki kırmızı rengin (boyanın değil yırtıldığını, ezildiğini söylemenin bir anlamı yoktur. )
    ama "kırmızılık kayboluyor" demez miyiz? ve sakın kırmızıyı, ortada kırmızı bir şey
    kalmamış bile olsa zihnimizde canlandırabileceğimiz fikrine sarılma! bunun, kırmızı bir
    alev çıkaracak bir kimyasal tepkimenin hala varolduğunu söylemeye çalışmaktan farkı
    yoktur.
    çünkü ya rengi artık anımsamıyorsan ne olacak?
    adı bu olan rengin hangisi olduğu unutursak bu ad bizim için karşılığını yitirir, yani artık onunla belirli bir dil-oyununu oynayamayız.''

    tahrip olmuşluğu her tarafına sirayet etmiş dil, toplumun kemal'e yaptığının aynını bana yapıyordu. ve herkese. buna aymıştım.
    ve herkes yine muazzam bir 'kesinlikle' hayatına devam ediyorken bende yeni soru işaretleri parlıyor.