1. bahsedilen acı fiziksel bir etki sonucu sinirlerin uyarılması vasıtasıyla maruz kalınan acı olabildiği gibi üzüntü vs gibi pskolojik durumlar sonucunda da olabilir.

    yalnızlık mı acı veren. yoksa güvenememek mi. yoksa kendini kabullenememek mi. paylaşamamak mı. paylaşmak mı. aşk mı acı veren. aşksızlık mı. aşkın sonuçları mı. sevmek mi acı veren. yoksa sevgiye muhtaç olmak mı. yoksa bunu kabullenememek mi.

    acı veren nedir.
    ben bulamadım cevabı. kabullenemedim.

    uzun süren bir ilişkiden parçalanarak çıkmışım. bir daha hiçbir kadınla ilişki kurmak istemiyorum. tek gecelik takılan bir tip de olamadım hiç. acı veren nedir bilmiyorum. ne zaman birini sevsem. bu sevgiyi öldürmek için elimden geleni yapıyorum. beni yıkacak yoksa biliyorum.

    sahip olunan sevgiyi öldürmeye ilk teşebbüs ettiğim an en çok acı çektiğim an oluyor. çünkü yaşanma olasılığı olan çok güzel anları yok ediyorum. sırf kötülerini yaşamamak için. ellerimin boğazına gittiği, o saf sevgiyi, narin tenini inciterek boğmaya başladığım an. hemde gözlerinin içine bakarak. işte o en çok acı veren andır benim için.
    bir hafta sonra öldürdüğüm onlarca sevginin bulunduğu mezarlıkta yürürken, ölenin ne olduğunu merak ediyorum. ölen sevgi miydi? insanlığım mıydı? yaşamın kendisi miydi... bilmiyorum...

    korktuğum için öldürdüm hepsini. ona muhtaç olmaktan korktum. beni zayıf yapacaktı. bağımlı yapacaktı kendisine. bir kez başımı göğsüne koyup bana sarılmasına izin verirsem asla kurtulamayabilirdim. bir daha asla dik duramazdım belki de.

    korkunç. bir kez bağımlı olunca. özgürlüğümü kaybetmekten korktum en çok.

    nasıl bu kadar cani oldum bilmiyorum. sadece ben miyim böyle olan bilmiyorum. ama değilim. çünkü bazı insanlar tanıdım. onlar karşılarındakini umursadan kullanıp atıyorlardı. erkeği de kadını da yapıyordu bunu. ihtiyaçlarını giderip işlerini bitiriyorlardı.

    acaba olması gereken bu muydu. hayat böyle mi olmalıydı acaba. hayat nasıl yaşanmalı ki. neden bir kılavuzu falan yok. ya da prospektüs.
    uyarılar:
    *hayatı günde 3 dozdan fazla kullanmayınız!
    *beklenmeyen durumlarda lütfen yaratıcınıza danışınız.
    *almayı unuttuğunuz dozları sonradan almayınız!(bak bu iyiydi kabul et.)

    bir insan nasıl yaşamalı. insanları kullanıp sonra yüzüne bakmadan her gece farklı biriyle mi yaşamalı?
    bütün hayatını tek bir insana mı sunmalı, bütün amacı onu tatmin etmek mi olmalı.
    yoksa bu ihtiyaçlarını tamamen yoksayıp kendi kendine mi yaşamalı.

    insan ne yapmalı. amaç ne olmalı. amaç mutluluk mu olmalı. amaç... amaç...
    tek amaç türü devam ettirmek mi. genlerimizin tek yapabildiği bu mu...
    "aman koçum ne olursa olsun neslini devam ettir..."
    "aman kızım doğur, doğur! bak doğurmak süper bişey valla..."

    insan olmanın bir tanımı filan olsaymış keşke. kim insan, kim değil, bilemiyor insan.

    sevgimi öldürdüğüm herkesten özür dilerim. çok sevdiğim zamanlar hızlı bir ölüm verdim sevgime. az sevdiğim zaman, beni ele geçiremeyeceğini düşündüğüm zaman, biraz daha uzun sürdü öldürmem. kısacık da olsa içimi ısıttığı için. ama hepsini öldürdüm. iğrenç bir katilim ben.

    yine de özür dilerim. belki başka biriyle daha güzel şeyler yaşayabilirsiniz. belki de yaşayamazsınız. genlerimin beni kontrol etmesine izin vermemek için katil oldum.

    olasılıkları yok ettim. paramparça ettim. çok üzgünüm. lütfen beni affedin...
  2. "arzu kandırıldıktan sonra haz biter ve yeni bir acı başlar. arzunun başlangıcı, arzu tatmin edilinceye kadar acı ya da elemdir. yaşamın esası, öyleyse acıdır, zira arzu sonsuzdur."

    ahmet cevizci, felsefe sözlüğü, "acı" maddesi
  3. hiç bişey yürekteki kadar acıtamaz.fiziksel acıya katlanabilirim.yürek bir kere vuruldu mu görmeye dur.allah kimseye yaşatmasın.
  4. özgürlüktür, pişmektir , asıl nedeni zaaflardır bu süreci uzatan da kabullenecek kadar cesur olmaktır.. aslında ne biliyor musun sözlük bu cümleleri bile yazarken hissetiğim ama olgun karşılayarak sadece içime ağlayabildiğimdir... toprak pişmeden çanak çömlek olmaz değil mi sözlük ? ben sadece insan olsamda yeter be sözlük ...

    edit : zülfiyare yerini hazırlamış bir entrydir kendisi ya da bilemeyeceğim artık..
  5. ruhsal olanı fiziksel olanından bazen daha fazla acı verebiliyormuş dedirten olay. nasıl olduğunu hala düşünürüm, çözemiyorum.
  6. sanırım kendimi ve acı çekmeyi harfi harfine, en güzel şekilde açıklayabileceğim dostoyevski'nin şu pasajıdır:

    "belki de insan yalnızca refahtan değil, acıdan da aynı ölçüde hoşlanıyor. hatta acının mutluluk kadar yararlı olduğu bile düşünülebilir. insanın yeri geldiğinde acıyı, tutkuya varan derecede sevdiği bir gerçektir. bunu anlamak için insanlık tarihine bakmaya gerek yok, yaşamın ne olduğunu bilen bir insansanız kendi kendinize sorun yeter. benim kişisel düşünceme göre, yalnızca refahı sevmenin biraz ayıp yanı bile vardır. iyi mi kötü mü olduğunu bilmem ama bazen bir şeyleri kırıp dökmenin bile kendine özgü bir tadı olabiliyor. bu açıdan, ben ne yalnız başına refahı, ne de yalnız başına acıyı yeğlerim. acı, kuşku demektir, yadsıma demektir. bununla birlikte insan gerçek acıyı tatmak istediğinden, çevresinde bir kargaşa yaratmak, yok etmek, dağıtmak hevesinden asla kendisini uzaklaştıramaz. bizim manevi varlığımızın biricik kaynağı acı değil mi?"
  7. insanı olgunlaştırır.