• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (0.00)
adieu au langage - jean-luc godard
evli bir kadın ile bekar bir adam tanışır. birbirlerine aşık olurlar, tartışırlar, hayat devam eder. aralarında evcil bir köpek vardır, ilişkilerini dengeler. ama kadının eski kocası çıka gelir ve her şey alt üst olur. ikinci bir film başlar, her şey ilkinin aynısı gibidir ama film farklıdır. bu sefer merkezde adam değil metaforu vardır. filmin sonunda bir köpek havlaması ve bir bebek ağlaması duyarız. arka planda insanlar hayata dair konuşmaya başlarlar…
  1. ustaların ustası jean-luc godard’ın 3d olarak deneysel tarza çektiği filmde kamel abdeli, dimitri basil, zoé bruneau ve richard chevallier yer alıyor.
  2. heidegger"e göre dil, insanın yurdudur. godard içinse (en azından filmografisini göz önünde bulundurarak, hatırlayarak) hem insanlığın mahvı hem de kurtuluşudur. godard, insana özgü ilişkileri (ister duygusal ister teknik sentimentalizmi) "yeni bir dilin" keşfiyle bağdaştırır.
    bazen genç aptal sarışın model onun büyülü kamerasına bakar ve dilin ölümünü ilan eder. dil neden vardır? sözcükler ne anlatır? tekniğin dışında insanlığın tek dilde anlaşması mümkün müdür?
    işte bu filmde post modernizme de dokundurulan ironi, dilin elvedasını o hüzünlü yüz ifadesiyle anlatır.
    godard yaşlandıkça deneyselliğine devam eder. o kirli kadrajların sinema sanatının var oluş sebebidir jean - luc; dönemin seni anlaması biraz zaman alacak.

    "mutluluğunuzdan iğreniyorum"
  3. 'sanat için' olan godard filmi.

    3
    2
    1
    motor!

    değil de

    2
    motor!
    3
    1

    neden olmasın? ya da neden olsun?

    dil, insanlığın kendisini içerisine hapsettiği bir hapishanedir. çünkü kendiliğindenliği bir dizge içerisinde hastalaştırır.

    ' ... bu eksik hayalgücü gerçekte düşünülmeyen kirlenmiş düşüncelere sığınır '

    sığıntı bir yaşantı inşa eden insanlığın özeti, dil ile hâsıl ettiği çıkımsızlıklarına yine onunla merhem olmaya çalışmanın tarihselliğidir. filmin bir kesitinde göze sokulan dostoyevski'nin ecinniler romanında şöyle diyordu;

    ' insanoğlu kendini öldürmeden yaşayabilmek için tanrı'yı icat etmiştir '

    yönetmenin schopenhauer artığı camusyen bakıyla vermek istediği 'insanın ölüm'e yönelim istemi' idesi filmin noksanıdır. ama sonrasında filmdeki aforizmalarla ve can alıcı sorularla bu noksanı kendisinde sorgular görünür yönetmen;

    ' dışarıda olan, yalnızca bir hayvanın bakışından bilinebilir '

    ' bir fikir ile bir metafor arasındaki fark nedir? '

    yönetmen şunu görmüştür, insanın ölüm istemi de dilsel uzamın bir üretkisidir. id'sel güdülerin örtüklüğünde olan şey'ler çapraşıklığa kaçınılmaz olarak eklemlenir. ölüm istemi de keza.

    ' hayvanlar çıplak değillerdir çünkü onlar çıplaktır ' diyerek bu dilsel uzamın kusurunu güzel bir biçimde tavzih eder yönetmen.

    hasılı;
    hayattaki iki önemli şey; ' seks ve ölüm ' diye bağıran bir karakterin, filmin genel konstelasyonunda en uç sorgudan yani sorgu'nun sorgusunun perspektifinden nazlı bir biçimde olumsuzlanmasıdır film.