• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (7.00)
adını unutan adam - mehmet eroğlu
"size komik ve anlamsız gelse de dünyaya aşıktık biz; insanın biyolojik bir varlık olmaktan öte, soyut kavramlara karşı özel sorumluluğu olan bir varlık olduğuna inanıyorduk. insansanız bazı şeylere aşık olmak zorundasınız çünkü. mesela gülmeye, mesela güneşe, mesela amcam'ın nedensiz özverisine, mesela direnmeye, mesela marul gibi ekili şeylere..."

bu roman 1969'da ölüdeniz ile şeria lrmağı arasındaki bir tepede adını unutmak zorunda kalan, ama belleğini kaybetmeye de inatla direnen bir politik eylemcinin serüvenidir. unutmak, kahramana ölüm gibi gelir, ama adını da unutmak zorundadır. üç kişi, ölümün eşiğinde, birbirlerine söz vermişlerdir çünkü. hatta kimin öleceğine karar vermek için kura çektiklerinde; ölümü gözünü kırpmadan iki cebine de taş koyarak hile yaparcasına kucaklayacak tipte insanlardır onlar.

"en büyük kusuru kusursuz olmak" olan petra! en az roman kahramanları kadar gerçek olması gereken petra! peki, belleği ve anıları olmayan bir kadın ne kadar gerçektir? bunu adını unutan adam bilmiyor. on sekiz yıl gerideki o gecenin içinde yere uzanmış yatan üç genç adam da...

gülümsemelerinin ardında ise, bütün dünyayı kavrayacak kadar güçlü bir inanç vardır. sonra da hep birlikte yürürler ölümün üstüne. mehmet eroğlu, "auschwitz'den sonra tanrı öldü, "çığlığını yineler burada: "tanrı parmağını bile kıpırdatmadı; seyretmekle yetindi."

"gökyüzünde başıboş bir aydınlatma fişeği, onun sağ yanında omzunu kaşıyıp duran ali, solunda ise gecenin soğuğu vardı. ben! hatırlıyorum; ben o'nun birkaç metre..." mehmet eroğlu'nun dördüncü romanı olan adını unutan adam, aslında devrimci romantiklere, 1968 kuşağına yakılmış bir ağıt; bu kitabın öyküsü de unutulan adların hikayesidir.
  1. işkencelerle adını unutan bir adamın adını hatırlamaya başlama sürecini anlatmaktadır. kitabı okurken bir tiyatro izliyormuş hissine kapılabilirsiniz. çünkü mehmet eroğlu karakterin yaşadıkları olayları zamanı bölerek birbirinin içine yaymış. kâh geçmişe uçup bir tepenin ardındasınız kâh kumsalda kâh bir taburede içiyorsunuz. kitabın okuyucuda tarz olarak farklı bir yerde duracağına inanıyorum. okuduğum çok kitap arasında bittiğinde garip bir durumla karşılaştığım nadir kitaplardan biri olmuştur.

    özellikle devrim ve mücadeleyi ne kadar iyi bildiğini anlıyoruz. kitaptan aklımda kalan anekdotlardan biri şudur
    !---- spoiler ----!

    işkenceciler işkence yaptıkları zavallının bütün dişlerini tek tek sökmüştür. ancak sadece bir diş bırakmışlardır ağzında. o dişi özellikle çekmemişlerdir. işkence gören zavallının diliyle dişini sürekli olarak rahatsız edip o dişin de çekileceği korkusuna kapılması hedeflenirmiş.

    !---- spoiler ----!

    benim için gerçekten çok ilginç bir anekdottu. tüylerim ürpermiş o dişin sızısını hissetmiştim.