• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (4.50)
ağustos ışığı - william faulkner
ağustos işığı, faulkner'ın kendine özgü anlatım teknikleriyle amerikan yaşamının çelişik öğelerini, uyumsuzluklarını ve amerika tarihinde iz bırakan siyahlar ve ırkçılık sorununu deşen başyapıtlarından biri. ağustos işığı, kuzey-güney, beyaz-siyahi ayrışmasının yoğun olarak yaşandığı mississippi'de, faulkner'ın edebiyat haritasına yerleştirdiği "yoknapatawpha"da geçer. romanın başkişisi joe christmas'ın, hem beyaz olduğu hem de siyahi kanı taşıdığı düşünülmektedir. joe iki dünya arasında gidip gelirken her ikisinin de yabancısı olduğunu hisseder, yaşadığı kısır döngü, romanın psikolojik zamanında çapraşık bir iç deneyim olarak sunulur. joe'nun tragedyasının diğer halkalarını doc hines, miss burden gibi karakterlerin siyahlar ve ırkçılık sorunu karşısındaki tavırları meydana getirir. ağustos işığı'nda faulkner bilinçlilik akışı, iç monolog, "flash-back" gibi anlatım tekniklerini belleklerde iz bırakan bir tarih anlatısıyla birleştirir.

"20. yüzyıl amerikan edebiyatında, amerikan yaşamının barındırdığı çeşitlilik ve düzensizliği yansıtmak konusunda faulkner'ın derinliği ve hayal gücü zenginliğine ulaşabilen bir yazar yoktur."
-doreen fowler-
(tanıtım bülteninden)
  1. faulkner'in kendine özgü şiirsel anlatım diliyle oluşturduğu atmosferin can alıcı karakteri bu defa joe christmas oluyor. diğer karakterlerin tanıklık ve yorumlarıyla, flashback yöntemiyle christmas'ın yazgısına tanık oluyoruz.

    bir lekenin iptidai kıskaçlarında kalakalmış bir karakterdir joe. hayatı boyunca ortasına savrulduğu ikilemin gerekçeleri çocuk yetiştirme yurtlarında temele oturur. ve hayatının geri kalanına 'zenci miyim, beyaz mıyım,' sorusunun getirdiği sessiz çağrışımlarla kendini bulur. christmas'ın zenci ve beyaz ikileminde her iki dünyanın yabancısı oluşu faulkner bireylerinin içine yerleştirilen evrensel yıkımın tohumlarıyla, yani yazgıyla meydana gelir. bir sözcüğün her şartta leke gibi harlanarak christmas'ın canını yakması modern insanın ahlaki ölçüsüzlüğünde ancak yerini bulabilir. sevgilisiyle yattıktan sonra sevgilisinin bir zenciyle yattım diye onu suçlaması, burden'le ilişkisinde kadının lakayt birleşmeler sırasında zenci sözcüğüyle yine canını yakıyor olması gibi pek çok şey christmas'ın yaşamla alışverişindeki kefareti oluyor.

    diğer kitaplarında olduğu gibi faulkner kaderin hükmüne saplanmış karakterleri ağustos işığı'na iliştiriyor. babasının kaybı ve hamile kalıp ardından yollara düşen saf köylü lena, christmas'ın evrensel yazgısına, yerelin öz yazgısıyla karşılık vermekte.

    ortalama altı kitabını okumadığım faulkner ateşle filizlenen din baskısının, bir çocuğun saflığının ve yazgının kurduğu aldırışsız mekanizmanın dehlizine okurlarını iliştirdiği bir atmosfer daha ve yine okurun düşünce havuzuna atılan arayış nesnesi.