• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (7.00)
ah güzel istanbul - atıf yılmaz
haşmet (sadri alışık), kuşaklar boyu istanbul'da yaşamış gün görmüş bir ailenin çocuğudur. yıllar geçtikçe değişen çağa ve çevresine uyum sağlayamamış, çalışmayı da pek sevmediği için ailesinden kalan servetini peyderpey kaybetmiş, eskiden oturdukları yalının harap bahçesinde bir gecekonduya sığınmış, bildiği tek iş olan sokak fotoğrafçılığı yapmaktadır. bir gün artist olmak için köyünden kaçan ayşe (ayla algan) ile katılacağı yarışma için fotoğraf çektirirken tanışırlar. bu yalnız ve saf kıza acıyan haşmet onu gecekondusuna getirir ve sokakta kalmaktan kurtarır. günler geçtikçe haşmet bu saf ama iddialı kıza yakınlık duymaya başlar, ancak bu arada bir rastlantı sonucu ayşe gerçekten ünlü bir şarkıcı oluverir ve haşmet'ten kopar.
  1. peyami safa okuyor-muşçasına izlediğim film. kültürel yozlaşma, alafranga, alaturka ayrımını bu kadar güzel anlatan başka bir film var mı bilmiyorum. şiir gibi, kitap gibi film.
  2. türkiye sinemasının en güzel filmlerinden biri. sadrı alışık ve güzeller güzeli gencecik haliyle ayla algan unutulmaz
  3. sadri alışık'ın ah güzel istanbul filminde oynadığı baş karakterdir. hikayesini şöyle anlatır kendisi :

    efendim, haşmet ibriktâroğlu cemiyette merak uyandıran bir zât-ı muhteremdir. beylerbeyi'nde, ‘kulübe-yi ahsân’da meskûndur. saraylıdır. istanbul’un kaynağı kurumuş eski beyefendilerindendir. edeb, erkân tanır, edebiyât bilir, zevk ve sefahât nasıl ihyâ ediliri bizzât amel ederek gösterir. çok paranın haramı, çok sözün yalanı çok olurmuş, gevezeliğe burada son verip, haşmet beyefendi’den haşmet ibriktaroğlu’nun kıssasını dinleyelim, hissemizi alalim.

    „bendeniz, haşmet ibriktâroğlu. dedemin dedesi osmanlı sarayı’nda ibrikçibaşıymış. dedem paşa, amcam süferâgat, babam da zengin bir hovarda, hem de tüccâr…

    beylerbeyi’nde bir yalıda dünyaya gelmişim. vâlidem, daha ben bir yaşındayken yakışıklı bir zâbitle kaçmış. peder, içkide iki hanı, bir koca köşkü yemiş bitirmiş. ehh…servetin geri kalan kısmını da, ayıptır söylemesi, biz batırdık…

    tüccârlığın, bir zamâne sanatı olarak inceliklerini kavrayamadığımızdan, birkaç işten anlamazın aklına uyup, birkaç madrabazın eline çevirsinler diye para bıraktık. iflasla beraber yalıyı da sattık. bir çul artmamacasına geriye kalan ne var ne yoksa, hepsini dağıttık. şimdi çok rahatız elhâmdülillâh! mütevazı bir meslekte karar verdik, geçinip gidiyoruz…

    efendim, mesleğim seyyâr fotoğrafçılık. haaa! başka bir iş yapamaz mıydım? yapardım tabii. ama kendi başıma buyruk olmak istedim. yâni, böyle iki üç kuruş için hürriyetimi falan satmak istemedim yâni! (esneyerek) rakı balığı akşam da bir kaçırmışım kî, sormayın!

    paralar suyunu çekince, varlıklı dostlar da arayıp sormaz oldular. bunlar bizim semtin insanları, âilenin nâmı buralarda hâlâ yaşar, eh, bizde insancılız, kalenderiz. bu, iki fakülte bitirmiş lemân hanım, evinde fransızca dersi verir. edebiyât bilgimizi, bize vesikalık çektiren öğrencilerden haber alınca bizimle pek alâkadâr olduydu, ama okumuş kadınla yuva kurmanın zorlukları vardır. haaa, bu da han hamam sahibi belkıs hanım, bizi yakışıklı ve kibar bulurmuş, ama zengin kadınla evlenilmez kî! kasap sâlih de benim için ‘efendi çocuk!' dermiş bitevîye, kızı tombul ayten hep böyle pencerede oturur, isteyen çıkmıyor mu ne, babası bana vermek istermiş ama esnaf kızı, o da zorluk çıkarır evlenince...

    her şeyden vazgeçtik, şu meretten vazgeçemedik! hep sipâhi, hem iki paket günde!

    bu da istanbul hatırası, gerçekte kaldı mı, bilmem ama, benim gönlümde hâlâ bir güzel istanbul yaşar. bu makine âile yadigârı, nûr içinde yatsın, hamdullah amcam sefirliğinde fransa’dan almış, seneler sonra yalının kilerinde rastladım buna, baktım resim çekmiyor mu! paçayı bizim tarihî makine kurtardı anlayacağınız...

    ah güzel istanbul...
    ee