1. abi
  2. ahlakın kaynağı konusunda süregelen tartışmalar var. gerçekten toplumdan bağımsız bir ahlak mümkün müdür sorusuna freud olumsuz yaklaşmaktadır. freud, ahlakın, toplumun emirlerinin superego tarafından içselleştirilmesi sonucu ortaya çıktığını iddia eder. yani ahlak ve ahlak standartları süperegonun gelişmesiyle ortaya çıkmaktadır. bu anlamda freud, ahlakı toplumdan, bireyden bağımsız bir varoluşa sahip bir eylem olarak gören platon gibi filozofların karşısında yer alır. dolayısıyla, platon' un aksine ahlakın zihinden, toplum kurallarından bağımsız bir varoluşa sahip olduğu fikrini reddetmesi de düşüncesinin doğal bir sonucu sayılabilir.

    (bkz: süperego)
  3. ahlak;

    "• bilerek ve isteyerek başkalarına zarar vermemek,
    • kendi çıkarı veya keyfi için başkalarını aldatmamak."

    altına imzamı atacağım bir alıntı.
  4. tdk'de ahlak:
    1. bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları, aktöre, sağtöre (? - uymak zorunda oldukları)
    2. huylar

    vikipedi'de:
    ahlak, kelimenin en dar anlamıyla, neyin doğru veya yanlış sayıldığı (sayılması gerektiği) ile ilgilenir. ("neyin doğru veya yanlış sayıldığı"ndan önce "çoğunluğa göre" diye eklemeleri gerekirmiş.)

    ben de çoğu kişi gibi kendi değer yargılarıma göre zamanla oluşturduğum ve gelişimini sürdüren (bana göre) bir etiğe sahibim ve ahlak tanımım bu edindiğim etik kapsamındadır. bu şahsi algımla, algılayışımla alakalıdır. ve insanlar kendi algıları ve yargıları farklılığında diğer kişilerin sahip olduklarından başka ahlak tanımlarına sahiptirler. bu nedenle ahlağın uzlaşılan bir tanıma sahip olabileceğini düşünmüyorum.
  5. insanların toplu halde yaşamak arzusu ile kendi kendilerine oluşturdukları davranış kuralları.

    eğer bir toplumda herkes hırsızlık yapar, herkes yalan söyler, herkes rahatça cinayet işlemeye yeltenirse; şüphesiz, o toplumda yaşamak mümkün değildir. beraber yaşama arzusu yok olur.

    bu yüzden insanlar beraber huzur içinde yaşayabilmek için kurallar icat etmiştir. bunlara ahlak kuralları denir.

    ahlak kuralları bazı ana maddeler dışında toplumdan topluma degisebilmektedir. örneğin bazı toplumlarda "çalıyor ama çalışıyor" gibi acayip bir davranış biçimi mazur görülmekte iken, aynı durumda başka bir toplumda bu hareketi yapan insanı ipe götürecek kadar sert yaptırımlar mevcuttur.

    ancak evrensel ahlak kuralları değişmez.
  6. kitleleri hizaya çekip onları daha kolay yönetebilmek için uydurulmuş kurallar yığını. toplumsal ahlak insan beynine vurulmuş koparılması gereken bir zincirdir. amacı toplumsal düzenin devamıdır ve tabii ki yapaydır, değişmeye mahkumdur.
    kahve
  7. ahlakın temelinin semavi dinlerle hiçbir ilgisi yoktur. rıza algül'ün dinler ve devrimler kitabı dinlerin yerleşik toplumsal kabullerle ilişkisine başlangıç niteliğinde iyi bir kaynaktır.
    pinot
  8. ivan ilyiç'in karısı praskovya kişilik olarak bir kriterdir diye kabul edilebilir. iyi ahlak veya kötü ahlak olarak dar kalıplar içerisinde değerlendirildiği zaman hatalı sonuçlarla karşılaşılabilir. toplumların ahlak öğretilerini, atalarından kültürel etkileşim veya anaforlar yoluyla aldıkları kendi toplumlarını bağlayıcı olduklarını düşünürsek, dünyanın ortak paydası olabilecek türden ortak ahlaki değerlerin de sayısının bir hayli az olduğunu anlayabiliriz.

    utanmak, acımak, merhamet etmek gibi duygular insana doğuştan kodlanan veya gen transferi yoluyla geçen özelliklerden değillerdir. bu duygular ebeveynler yoluyla çocuklara aşılanırlar ve kalıcı olmaları için uğraşılırlar. bunları taşıyan kişi ''ahlaklı'' görülür.

    jenna jameson gibi bir porno fenomeni ise mesleğinden dolayı dünyanın bir kısmında ahlaksız olarak görülür. evliyken bile porno film çevirmesi ise ahaksızlığın dibi görülür. fakat jenna jameson hakkında hainlik, hırsızlık ve arsızlık olduğuna dair bir ispatlanmış suç işlemişliği de yoktur.

    ahlak kavramdır. içeriğinin belirlenebilmesi de mümkün değildir zannımca.
  9. doğa iyi, kötü, güzel, çirkin bilmez. ahlak bir keşif değil icattır. fakat bu doğuştan bazı ahlaki değerlere sahip olmadığımız anlamına gelmiyor. araştırmalar bunun tersini söylüyor. çok çok eski atalarımızın yaşadığı şeyler davranışlarımızın temelini oluşturuyor. Şu videoda da görüleceği üzere şu an değerlendirdiğimizde iyi ve kötü olarak nitelendirdiğimiz doğuştan gelen bazı eğilimlerimiz var. Videoda zaten araştırma gayet açık bir şekilde anlatılmış fakat temelleriyle ilgili bazı tahimnlerim ve videoda sorulmayan önemli bir sorum var. Videodan izleyebileceğiniz denek bebekler nötr bir amaca ulaşmaya çalışan bir karaktere yardım eden bir karakteri, engel olmaya çalışan bir karaktere tercih ediyorlar. Dikkat edilmesi gereken şey bu deneyde tüm karakterler ve amacın kendisi bebeğin gözünde nötr durumda. Bu davranış anlaşılabilir bir şey çünkü tüm canlılar tehlike gibi özel bir durum yoksa hareketi hareketsizliğe tercih eder. Bir hedef varsa buna ulaşılmalıdır. Bir sonraki deneyde bebeğe göre hedefe ulaşmaya çalışan karaktere engel olmaya çalışan bebek artık “nötr” olarakdeğil, “kötü” olarak etiketlendirilmiştir. Bu durumda “kötü” karakter hedefe ulaşmaya çalıştığında bebek ona engel olmaya çalışan bir karakteri “iyi” olarak benimsemekte. Bu da tamamen anlaşılabilir bir tutum. Temel aritmetik de diyebiliriz buna. Toplumsal kavram olarak bunu “cezalandırma” olarak da adlandırabiliriz ve buraya kadar hiç sorun yok. Fakat başka bir deneyde bebeğe iki kraker arasında bir tercih hakkı sunuluyor. Birini tercih ediyor ve iki kukla karakterimiz de iki kraker arasından tercihini yapıyorlar. bu durumda sevimli bebeğimiz kendisiyle aynı krakeri tercih eden kuklaya yardım edilmesini değil engel olunmasını istiyor. Bu da aslında evrimsel açıdan anlaşılabilir bir şey. Kraker sadece bir sembol. Kraker seçimi olayı bebeği bir gruba dahil ediyor ve bebek grubunun tarafını tutuyor. Çok çok eski atalarımız hayatta kalmak için bunu yapmak zorundaydı. Ve hatta biz bile eskisi kadar olmasa da bunu yapmak zorundayız.( Anahtar kelime: “hayatta kalmak için”) peki bebeğin bu davranışın biz neden “kötü” olarak nitelendiriyoruz. Biz de aslında o bebek değil miyiz? Kendi yorumuma göre insanın temel yargısı birinci deneydeki yargı. Bir amaç varsa ulaşılmalıdır. Kutunun içeriğiyle ilgili bir önyargımız yoksa o kutu açılmalıdır. Birincisi unutmayalım ki biz tarafsız bir gözlemciyiz. Yani karakterlerin hangi krakeri seçtiğiyle ilgilenmiyoruz. Çünkü birincisi biz bir kraker seçmedik ikincisi kraker seçmenin gerçek dünyada gruplaşma ve dışlama sağlayacak kadar önemli bir şey olmadığının farkındayız ki bebek bunun farkında değil. Onun kurgu dünyasında krakerden fazla pek bir şey yok. Bu durumda biz aslında birinci deneye tabi tutulan o bebeğiz ve kutunun açılmasını istiyoruz. Bu açıklamamın ilk kısmı çünkü bu herşeyi açıklamıyor. Çünkü ortada bebeğin birine zarar vermek istediği gerçeği var. Ve biz bu birine zarar verme eyleminin kötü olduğunu söylüyoruz genel olarak. Ben bu noktada “empati” kavramının yardımına sığınmayı tercih ediyorum. Ve tabii ki bu da bir sihir değil maalesef. (bkz: ayna nöronlar)