1. bergson

    • ona göre doğru bilginin ölçütü sezgidir.
    • insan neyin iyi neyin kötü olacağını ancak sezgi ile kavrayabilir.
    • insan, içinden gelen sezgiye uyarak hareket ederse (yoksula yardım edip etmeme gibi) iyi olanı, ahlaki olanı yapmış olur.

    mill

    • iyi ve kötünün ölçütü faydadır.
    • iyinin ölçütü olan mutluluk, yalnızca eylemde bulunanın değil, ilgili herkesin mutluluğudur.
    • mill, çok sayıda insana en yüksek mutluluğu verebilmek ilkesini benimser.
    • böylece evrensel ahlak yasasının varlığını kabul eden mill, bunu mutluluk gibi öznel bir ilkeye dayandırmış olmaktadır.

    bentham

    • yaşamda değerli olan şeyin haz olduğu görüşündedir.
    • ona göre en yüce haz, olabildiğince çok sayıda insana en yüksek düzeyde fayda sağlayan hazdır.
    • bu anlayışa göre insan yalnızca kendi hazzını ya da mutluluğunu değil, birlikte yaşadığı diğer insanların da yararını ve mutluluğunu düşünmelidir.
    • o halde tek başına insan için değil, herkes için faydalı olan, yasa olarak kabul edilmelidir.

    sokrates

    • insanın eylemlerini belirleyen bir takım temel normlar ve değerler vardır.
    • bu değerlerin kaynağı insanda değildir.
    • insanın nasıl eylemde bulunacağına, bu değerler ışığında akıl karar vermelidir.

    platon

    • bir eylemin iyi ya da kötü olmasını, "iyi ideası"na uygun olup olmamasına bağlıyor.
    • insanın en yüksek amacı, iyi ideası'na ulaşmaktır.

    aristoteles

    • aristoteles'e göre insan, mutluluğa ulaşmak için aşırı uçlardan kaçınmalı, orta yolu seçmelidir.
    • gözü kara ile korkaklık arasında orta yol olan cesareti, müsriflik ile cimrilik arasında orta yol olan cömertliği seçmelidir.

    spinoza

    • spinoza'ya göre evren, “makro kozmos” ve “mikro kozmos” olarak ikiye ayrılmıştır.
    • başlangıçta bir olan bu iki evren, insanın duygu ve tutkularının esiri olası yüzünden ayrışmıştır.
    • neyin iyi, neyin kötü olduğu makro kozmosun doğasında belli ve gizlidir.
    • insan duygu ve tutkularının esiri olmaktan kurtularak “makro kozmos”un doğasına geri dönüp bu ilkelere sahip olmalıdır.

    kant

    • kant'a göre ise ahlâki eylemin amacı mutluluk değil "ödev" olmalıdır.
    • ödev, iyiyi istemedir. bunun gerçekleşmesi ya da gerçekleşmemesi önemli değildir.
    • ona göre bir eylem, "ödev" duygusundan dolayı gerçekleştirilmişse, ahlakidir.
    • kant'a göre bir eylemin gerisindeki ilke, eylemin kendisinden ve sonucundan daha önemlidir.
    • "öyle davran ki, eylemine ölçü aldığın ilke, tüm insanlar için genel bir yasa haline gelebilsin" ilkesi onun evrensel ahlak anlayışını ortaya koymaktadır.
    • insanlar, ahlak yasalarını tüm insanlar için geçerli olabilecek şekilde koydukları için evrensel ve mutlaktır.

    ahlak, maalesef bizde hazin bir şekilde algılanmaktadır. kadının bacak arası ile sınırlı, onun dışında her şey mubah anlayışı.
  2. abi
  3. ahlakın kaynağı konusunda süregelen tartışmalar var. gerçekten toplumdan bağımsız bir ahlak mümkün müdür sorusuna freud olumsuz yaklaşmaktadır. freud, ahlakın, toplumun emirlerinin superego tarafından içselleştirilmesi sonucu ortaya çıktığını iddia eder. yani ahlak ve ahlak standartları süperegonun gelişmesiyle ortaya çıkmaktadır. bu anlamda freud, ahlakı toplumdan, bireyden bağımsız bir varoluşa sahip bir eylem olarak gören platon gibi filozofların karşısında yer alır. dolayısıyla, platon' un aksine ahlakın zihinden, toplum kurallarından bağımsız bir varoluşa sahip olduğu fikrini reddetmesi de düşüncesinin doğal bir sonucu sayılabilir.

    (bkz: süperego)
  4. ahlak;

    "• bilerek ve isteyerek başkalarına zarar vermemek,
    • kendi çıkarı veya keyfi için başkalarını aldatmamak."

    altına imzamı atacağım bir alıntı.
  5. tdk'de ahlak:
    1. bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları, aktöre, sağtöre (? - uymak zorunda oldukları)
    2. huylar

    vikipedi'de:
    ahlak, kelimenin en dar anlamıyla, neyin doğru veya yanlış sayıldığı (sayılması gerektiği) ile ilgilenir. ("neyin doğru veya yanlış sayıldığı"ndan önce "çoğunluğa göre" diye eklemeleri gerekirmiş.)

    ben de çoğu kişi gibi kendi değer yargılarıma göre zamanla oluşturduğum ve gelişimini sürdüren (bana göre) bir etiğe sahibim ve ahlak tanımım bu edindiğim etik kapsamındadır. bu şahsi algımla, algılayışımla alakalıdır. ve insanlar kendi algıları ve yargıları farklılığında diğer kişilerin sahip olduklarından başka ahlak tanımlarına sahiptirler. bu nedenle ahlağın uzlaşılan bir tanıma sahip olabileceğini düşünmüyorum.
  6. insanların toplu halde yaşamak arzusu ile kendi kendilerine oluşturdukları davranış kuralları.

    eğer bir toplumda herkes hırsızlık yapar, herkes yalan söyler, herkes rahatça cinayet işlemeye yeltenirse; şüphesiz, o toplumda yaşamak mümkün değildir. beraber yaşama arzusu yok olur.

    bu yüzden insanlar beraber huzur içinde yaşayabilmek için kurallar icat etmiştir. bunlara ahlak kuralları denir.

    ahlak kuralları bazı ana maddeler dışında toplumdan topluma degisebilmektedir. örneğin bazı toplumlarda "çalıyor ama çalışıyor" gibi acayip bir davranış biçimi mazur görülmekte iken, aynı durumda başka bir toplumda bu hareketi yapan insanı ipe götürecek kadar sert yaptırımlar mevcuttur.

    ancak evrensel ahlak kuralları değişmez.
  7. kitleleri hizaya çekip onları daha kolay yönetebilmek için uydurulmuş kurallar yığını. toplumsal ahlak insan beynine vurulmuş koparılması gereken bir zincirdir. amacı toplumsal düzenin devamıdır ve tabii ki yapaydır, değişmeye mahkumdur.
    kahve
  8. "insanlığın en büyük trajedilerinden biri ahlakın din tarafından ele geçirilmesidir"

    arthur c. clarke
  9. ahlakın temeli semavi dinlerdir.

    ben.