ahmet muhip dıranas

Kimdir?

ankara erkek lisesi'ni bitirdikten sonra, ankara hukuk fakültesi'ne devam etti. hakimiyet-i milliye gazetesinde çalıştı. iki yıl kadar okuyup, öğrenimini yarım bıraktı. istanbul'a giderek, edebiyat fakültesi felsefe bölümüne giren dıranas, aynı zamanda da güzel sanatlar akademisi'nde kütüphane müdürlüğü yapıyordu. ankara'ya dönen yazar c.h.p. genel merkez'inde, halk evleri kültür ve sanat yayınlarını yönetti. askere gidip geldikten sonra, ankara'da çocuk esirgeme kurumu yayın müdürü, kurum başkanı olarak görev aldı. iş bankası yönetim kurulu üyesi oldu.''yedi meşaleci'ler'' 'i 1940 kuşağına bağlayan şairlerden biri olan cahit sıtkı tarancı ile, şiirde sese ve şekil mükemmelliğine önem verdi. bu da onun şiirimizde kendine sağlam bir yer edinmesine sebep oldu.
  1. şair

    evreni sevmek ki

    aç mısın kardeşim, gel olanı bölüşelim,
    ama şiirlerimle seni doyuramam ki;
    ta, yıldızlara değin uzansa bile elim,
    daha ötelerine, daha... buyuramam ki.

    insanı insan diye sevmişim, hep severim;
    ve onu tanrılara karşı bile överim.
    ben bütün bir evreni sevmişim; alın terim
    var evrende; öz, üvey diye ayıramam ki.

    güzellikleri alır satarım, gel işim bu.
    güzel tellalıyım ben; alan var mı? neşem bu.
    güzelle yüceltirim insanlığı, işim bu,
    çirkini, kabayı ve hamı kayıramam ki.

    insanoğulluğunu kulluk diye almışın!
    düşüncenin orakla biçilmesine karşın
    bir geleceğin dulda düşlerine dalmışın;
    bu derin aldanıştan seni uyaramam ki.

    kim zafere erecek? zafer ne? bir akşamda
    güneşi bağlamaksa geceye karşı, ya da
    haykırmaksa, gür... varım, bir güldür açan, ama
    kini bir hançer gibi kından sıyıramam ki.

    hep tanrı mı gerek, ey tapınağı dünyanın,
    özgürlükler üstünde?.. bir yüce aramanın
    yıldızsal kulesinden sesleniyorum: kalkın!
    duyuramam ki ama beni, duyuramam ki...

    ------------------------------

    fahriye abla

    hava keskin bir kömür kokusuyla dolar,
    kapanırdı daha gün batmadan kapılar.
    bu, afyon ruhu gibi baygın mahalleden,
    hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın, sen!
    hülyasındaki geniş aydınlığa gülen
    gözlerin, dişlerin ve ak pak gerdanınla
    ne güzel komşumuzdun sen, fahriye abla!

    eviniz kutu gibi küçücük bir evdi,
    sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi;
    güneşin batmasına yakın saatlerde
    yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede.
    yaz, kış yeşil bir saksı ıtır pencerede;
    bahçende akasyalar açardı baharla.
    ne şirin komşumuzdun sen, fahriye abla!

    önce upuzun, sonra kesik saçın vardı;
    tenin buğdaysı, boyun bir başak kadardı.
    içini gıcıklardı bütün erkeklerin
    altın bileziklerle dolu bileklerin.
    açılırdı rüzgârda kısa eteklerin;
    açık saçık şarkılar söylerdin en fazla.
    ne çapkın komşumuzdun sen, fahriye abla!

    gönül verdin derlerdi o delikanlıya,
    en sonunda varmışsın bir erzincanlıya.
    bilmem şimdi hâlâ bu ilk kocanda mısın,
    hâlâ dağları karlı erzincan'da mısın?
    bırak, geçmiş günleri gönlüm hatırlasın;
    hâtırada kalan şey değişmez zamanla,
    ne vefalı komşumuzdun sen, fahriye abla!

    ------------------------------

    gerçek

    uyandığı zaman gökte yıldızlar
    insan düşünür: belki de allah var!
    tanrısal bir öpüştür söken şafak.

    ne hoştur insanın bir gül açası,
    koşan göklerde kuş gibi uçası,
    bulutlarla yağmur olup ağlamak.

    gitmek, sona ermeden... bir zamanda...
    başıboş bir tekne gibi ummanda;
    fırtınalarda ne yelken, ne bayrak.

    fakat beni sen uyandır, ey zeka!
    bak, işte önümde her günkü çorba,
    ekmek, kaşık ve kasesiyle bu aşk.

    darhoş eden, davet eden bu ölüm
    içinde ben salt bir ademoğluyum,
    korkan, ölüşünü hatırlayarak.

    ey, ışığın boşandığı gerçek düş!
    bütün zamanı kucaklayan öpüş;
    yaşamak... eken insan, veren toprak.

    ------------------------------

    kar

    kardır yağan üstümüze geceden,
    yağmurlu, karanlık bir düşünceden,
    ormanın uğultusuyla birlikte
    ve dörtnala dümdüz bir mavilikte
    kar yağıyor üstümüze, inceden.

    sesin nerde kaldı, her günkü sesin,
    unutulmuş güzel şarkılar için
    bu kar gecesinde uzaktan, yoldan,
    rüzgâr gibi tâ eski anadolu'dan
    sesin nerde kaldı? kar içindesin!

    ne sabahtır bu mavilik, ne akşam!
    uyandırmayın beni, uyanamam.
    kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına,
    allah aşkına, gök, deniz aşkına
    yağsın kar üstümüze buram buram...
    buğulandıkça yüzü her aynanın
    beyaz dokusunda bu saf rüyanın
    göğe uzanır - tek, tenha - bir kamış
    sırf unutmak için, unutmak ey kış!
    büyük yalnızlığını dünyanın.

    ------------------------------

    kara gözlerin

    kara gözlerindeki umut
    siyah saçları kadar karamsardı
    ve kadere küsmüştü o, bir kere
    sevgiyi öldürdü diye...
    sanki ona uzanan ellerde
    keskin bir bıçak
    ha vurdu ha vuracak
    bu, benim karanlıklarım,
    bu benim sırlarım diyor hep
    bir gün gelecek
    şefkatle kollarına saracaklar...
    asılsız sevgilerdi onu yıkan aslında
    umutları umduğu gibi çıkmamış
    beklentileri hep korkuları olmuş
    sanki bütün hayatı,
    kupkuru bir odadaymış kopamadıklarıyla...
    gülüşleri bir sigara içimi zamanı kadar az
    her nefeste biraz daha kısalırken
    bütün beklentileri
    duman duman uçuyorlardı.
    kurallar koymak isterken dostluklarına,
    kuralları bozduğunun farkında değildi aslında...
    şimdi o gözlerde,
    vakitsiz yağan yağmurlar var,
    hasat mevsimi bitmiş bahçelere
    sağnak sağnak yağacaklar,
    belki gönlünde gökkuşağı açacak
    ama, altından çocuklar geçmeyecekler.
    su yerine zehir akacak ırmaklarından,
    hiç kimse içmeyecek...
    ya ben,
    şimdilerde bir bağ bozumu hüznü var içimde,
    üzümlerim gazap üzümü
    şaraplarımsa gözyaşları...
    sen güz güneşinde, sanki kanadı kırık bir kuş,
    konmuştu bahçeme,
    ona şefkatle eğilirken
    pır diye uçtu birden
    kırık sandığım kanatlarındaki sahtelik,
    ve inancımla birlikte.

    ------------------------------

    olvido

    hoyrattır bu akşam üzerleri daima!
    gün saltanatıyla gitti mi bir defa
    yalnızlığımızla doldurup her yeri
    bir renk çığlığı içinde bahçemizden,
    bir el çıkarmaya başlar bohçamızdan
    lavanta çiçeği kokan kederleri;
    hoyrattır bu akşam üstüleri daima!
    dalga dalga hücum edip pişmanlıklar
    unutuşun o tunç kapısını zorlar
    ve ruh atılan oklarla delik deşik.
    işte doğduğun eski evdesin birden,
    yolunu gözlüyor lamba ve merdiven
    susmuş ninnilerle gıcırdıyor beşik
    ve cümle yitikler, mağluplar, mahzunlar...
    söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir
    kağıtlarda yarım bırakılmış şiir;
    insan yağmur kokan bir sabaha karşı
    hatırlar gibi bir gün camı açtığını,
    duran bir bulut, bir kuş uçtuğunu,
    çöküp peynir ekmek yediği bir taşı...
    bütün bunlar aşkın güzelliğiyledir.
    aşklar uçup gitmiş olmalı bir yazla
    halay çeken kızlar misali kol kola.
    ya sizler! ey geçmiş zaman etekleri,
    ihtiyar ağaçlı, kuytu bahçelerden
    ay ışığı gibi sürüklenip giden;
    geceye bırakıp yorgun erkekleri
    salınan etekler fısıltıyla, nazla.
    ebedi aşığın dönüşünü bekler
    yalan yeminlerin tanığı çiçekler
    artık olmayacak baharlar içinde.
    ey, ömrün en güzel türküsü aldanış!
    aldan, gelmiş olsa bile ümitsiz kış;
    her garipsi ayak izi kar içinde
    dönmeyen aşığın serptiği çiçekler.
    ya sen! ey sen! esen dallar arasında
    bir parıltı gibi görünüp kaybolan
    ne istersin benden akşam saatinde?
    bir gülüşü olsun görülmemiş kadın,
    nasıl ölümsüzsün aynasında aşkın;
    hatıraların bu uyanma vaktinde
    sensin hep, sen, esen dallar arasından.
    ey unutuş! kapat artık pencereni,
    çoktan derinliğine çekmiş deniz beni;
    çıkmaz artık sular altından o dünya.
    bir duman yükselir gibidir kederden
    macerası çoktan bitmiş gibi o şeylerden.
    amansız gecenle yayıl dört yanıma
    ey unutuş! kurtar bu gamlardan beni.

    ------------------------------

    ayrılış

    gün batıyor, gün batıyor,
    veda etsem hepinize.
    ufuk kanlı bir denize
    dönüyor, sizi bıraksam.

    gün batıyor, gün batıyor,
    evimi, eşyamı, paramı
    nem varsa yaksam ve bir an
    kaybetsem kara bir duman
    arkasında hafızamı,

    koşsam, koşsam, koşsam, koşsam...