1. sahiplenme duygusunun edilgeni gibidir. kendini bir yere, bir topluluğa ait hissetme hali. başka bir yerde kalınan gecenin ertesinde yaşanan uykusuzluğu tarif ederken kullanılan "yerimi yadırgadım herhalde" ifadesi bile bu duygunun yoksunluğunu belirtir aslında.

    kişi, aidiyet duygusu beslediği ortamda kendinden daha emin, daha verimli olur, kendisi de yaptığı işi benimser. bu duygu kendiliğinden geliştiyse güzel, bilinçsel yönlendirme yapılarak oluşturulduysa (yönlendirenin niyeti doğrultusunda) kötü sonuçlar doğurabilir.

    siyasi olmayan, küçük çaplı bir yönlendirme örneği aktarayım. geçen gün müteahhit bir arkadaşımla sohbet ederken şantiyede iş yaptırmanın adabını şöyle aktardı kendisi: "temel betonu döküldüğünde kurban kesilip işçilerin mangal yakması adettendir. ben tutup bunu engelleyip patronluk taslarsam veya grobeton gibi basit şeylerde inisiyatifi onlara bırakmazsam onlar bu inşaatı sahiplenmez, hem yanlış imalat yaparlar, hem de akşam saat altı oldu mu çeker giderler."
  2. azınlık psikolojisi ile birleşince hayata anlam katabilir.
    abi
  3. üniversite ve yüksek lisans derken 8 yıl yurtta kalmış biri olarak artık bir mekana ait olmak istiyorum. bu aidiyet duygusunu yaşamak istiyorum. bir evim olsun ve o ev bana, ben o eve ait olayım istiyorum. benim perdem, benim halım, benim kanepem, benim vileda kovam olsun istiyorum. yıllarca kaplumbağa misali evim sırtımda gezdim ben. hiçbir yere tam yerleşemedim.

    ne değişti diye bir bakıyorum da yurttan ayrılalı 1 yıl olmasına rağmen hala bazı eşyalarım bavulda duruyor. sanki her an süre dolacak ve gidecekmişim gibi. yurtta kaldığım yıllarda haziran ve eylül ayları göç zamanıydı benim için. artık evde olmama rağmen yine eylülde göç edeceğim. o kadar sabırla ve hasretle bekledim ki bir yere ait olma duygusunu, gideceğim yere bile katlanabilirdim. neticede işten döndükten sonra açardım 'benim televizyonum'da bir film, otururdum 'benim kanepem'e, 'benim çaydanlığım'dan bir çay koyardım kendime uykum gelene kadar takılırdım. sonra sadece 'benim yatak odam'a gider uyurdum. çok süper değil mi yatak odanla oturma odanın ayrı olması? hele ki bana aitse...

    tabii bunlar hala hayal. gerçekler yine beni ortak kullanım alanlarına mecbur bırakıyor. sırf bir yere ait olmak, göçebelikten yerleşik hayata geçmek için gittim özelden istifa edip düzenli işe girdim. işim belli olsun ki bir yere yerleşeyim istedim. peki ne oldu? sonuçta yine kaplumbağa misali evim sırtımda gezeceğim. sonsuza kadar böyle devam edecek galiba. hiçbir yere ait olmadan ve hiçbir şey bana ait olmadan, göçebe gibi... hayaller ve gerçekler işte...