1. gözlemlerimi paylaşmak isterim. lisede akademi akademi deyip duruyodum. bendeki, lisede ders kitabına bağlı kalmanın üniversitede kitabın içine girmek olması heyecanlı düşünceydi. ne güzel insanlardı onlar; bilim aşığı insanlar. ilk günlerde ne yapmak istediklerini anlamak da güçlük çekmemi ergenliğime, bilginin üretim seyrine, ağırlıklarına bağladım. herhangi bir tartışma olmaması şaşırtıcıydı. öğrencilerin akademisyeni zorlaması gerektiğini düşünüp, öyle hareket ettim. bu sefer de notlarım düşük gelemeye başladı. akademide ilerlemek baş eğmekmiş; çünkü nasıl ürettiğin değilmiş; önemli olan akademisyeni zorlamamakmış, ona saygı duymakmış ve akademisyen saat beş olduğunda gidiyosa bir bildiği olduğunu kabul etmekmiş. karşılaştığım akademisyenlerin ego bağımlılığı beni öldürdü. mesela kongrelerde, sempozyumlarda o bildirilerin nasıl hazırlandığını gördüm. bir akademisyenin aynı konu başlığına cümlenin öğeleri ile oynayarak farklılık getirmesi, ayrı ayrı 4 bilim kurulundan onay alması beni yıktı; uzaya gerçekten çıkabiliriz bu akademisyen sayesinde. üstüne bir de öyp diye bir sistemle bu tarz akademisyenler geleceği yine işgal edecekler. hayatta kalmak için çalışmak da istemiyom. özel sektör demek emekli olduktan sonrası için çalışmak demektir. bütün iş kolları için geçerlidir aslında; yalnız akademi biraz farklı çünkü keşfetme isteği olan insan için bir imkandı. sanırım ülkemizde zamana ihtiyacımız var ; mücadele etmenin önünün açık olduğu, akademisyenin gerçek anlamda kendini tamamladığı günler uzak şimdilik. ülke dışına çıkmayı kabul etmek zor geliyo.

    +imla