1. "incecikti
    gül dalıydı
    dokunsam kırılacaktı
    dokunmadım
    kurudu"


    gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
    ağaçlar bükmesinler n'olursun boyunlarını
    neden akşam oluyorum tren kalkınca
    kırlangıçlar birdenbire çekip gidince
    mendiller sallanınca neden tıkanıyorum
    öyle çok acımasız ki öyle birdenbire ki
    az önceki çiçekler nasıl da diken diken
    gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç o sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik bitti
    o elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti
    artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz
    günler devlet alacağı, yıllar bir kadehcik buzlu rakı
    oyunlar oyuncaksı, oyuncaklar eski şarkı
    kavaklara oklu yürek çizip duran o çakı
    nerde şimdi nerde şimdi, nerde o kan sarhoşluğu
    gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
  2. biri gider, sonbahar kalır; yağmurlar yağar, toz toprak birbirine karışır.

    birinci bölümde ilk ayrılık anının tasviri var. sonbahar, akşam, tıkanmak, acımasız, diken" kelimeleri gidenin arkasından yaşanan acıyı anlatıyor.
    "gitme, sonbahar oluyorum, gerisi hiç" o kadar güzel bir dize ki okur okumaz insanın burun deliklerini sızlatıyor. hele bir de gidişi mevsim değiştiren biri varsa!

    ikinci bölümde ayrılık sonrası daha bulanıklaşıyor sular. bir elma tadı kalıyor geriye gidenin ardından. bu bölümde de en dikkat çekici dize "artık çocuk değiliz, susarak da konuşabiliriz" oluyor. susarak konuşmayı öğrensek biraz, dünya daha güzel bir yer olacak.

    "kavaklara oklu yürek çizen çakı" saf ve samimi bir aşkı getiriyor akla. onun arkasından tekrarlanan "nerde şimdi" ifadesi kaybolup giden güzelliklere isyan. bu ifade faruk nafiz çamlıbel'in çoban çeşmesi şiirindeki "ne şair yaş döker, ne âşık ağlar/tarihe karıştı eski sevdalar" dizelerini aklıma getirdi.

    nasıl başladıysa öyle bitiriyor şair şiirini. bu kadar sözden sonra da gidilmez artık!