• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.00)
aklın yönetimi için kurallar - rene descartes
1628 ve 1629 yılları arasında kaleme alınan ve descartes'ın ilk büyük felsefi çalışması olarak kabul edilen aklın yönetimi için kurallar kitabı, ünlü düşünürün ölümünden sonra derlenerek basılmıştır. descartes, eserde yer alan kurallar vasıtasıyla, insanın aklına gelebilecek her türlü soruya bir yanıt vererek yöntem üzerine konuşmalar (1637) eserine göndermede bulunur ve zihnin temel bütünlüğünü gözler önüne serme amacını taşır. eserde yöntem, doğanın düzene konulması olarak sunulmakta ve zihnin temel işlemleri olan sezgi ile tümdengelime ışık tutulmaktadır. bunun yanı sıra descartes, düzenin ve ölçünün genel bilimi olarak "evrensel bilim" projesinden de söz eder ve bu projeyi yalnızca hesaplanabilen değil, tüm soruların yanıtı olarak görür. (kitap bilgileri idefix'den alınmıştır.)
  1. bazı çevirilerde 'anlık yönetimi için kurallar' olarak geçer. bilim adamından felsefecisine, sanatçısından ilahiyatçısına kadar herkesin okuyup anlaması ve meditasyonlar kitabıyla pekiştirmesi gereken kitap.
    kitap doğru bilgiye ulaşmanın alengirli yollarını anlatarak insanın anlık egolarıyla başının ne denli dertte olduğunu anlamamızı sağlıyor. yani en azından anlaşılması çok zor bir eser olsa da neyle karşı karşıya olduğumuzu gayet ustaca yazılmış bir dille yüze çarpıyor.

    maalesef descartes, yakın çağ filozofları kadar prim yapmıyor.
    sde
  2. kitap sayfa olarak çok olmasa da neden bahsettiğini anlamak vakit alıyor. yöntem üzerine konuşmalar'da girişi yapılan bir mevzu var ortada. descartes'in sistematiğine geçmeden önce içinde bulunduğu duruma bakmak onu anlamak için ilk adım olmalı. nedir bu durum? dönemin koşullarını ele almak lazım hakim felsefi düşünce skolastik felsefe, yani kilise mikrofonu eline almış vaziyette. öyle ki platonun ve aristonun bütün felsefi birikimi hristiyanlığa yedirilmiş, din ile felsefe tanrı düzeyinde birleştirilmiş, neredeyse bilimin her yolu tıkanmış. dönemin mottosunu sanırım aziz anselmus özetliyor; "anlamak için inanıyorum" yani bilimin ışığını inanç yakacak deniyor, tanrıya inanın, onun gücüne sığının ve doğayı anlayın deniyor. descartes 32 yaşında iken galileo idama mahkum ediliyor, paçayı zor yırtıyor.

    şimdi descartes ne durumda, etrafında tonlarca yalan dolan bilgi var, hiçbir şeyin gerçekliği yok. dini görüş her şeyin üstünü güzelce örtmüş, bilim kiliseden soruluyor, orada tartışılıyor tabi incilin ışığında. nerden başlasa bilememiş tabi ve merkeze en mantıklı olanı yani "kuşku" yu yerleştirmiş. buradan hareketle ilk başta kendi yöntemlerini belirlemiş ve ne olursa olsun bu yöntemlerden şaşmayacağım demiş. (bkz: yöntem üzerine konuşmalar - rene descartes) yöntemini belirledikten sonraki aşamada aklımı nasıl yönetmeliyim, açık seçik doğruları hangi kurallarla ortaya çıkarmalıyım deyip aklın yönetimi için kuralları sıralamış bu kurallar ilk başta 36 madde olarak tasarlamış fakat 21 kuralda kalmış. sebebini bilmiyorum açıkçası, bulamadım. bu kurallar ve yöntemlerle kendi felsefesini en güvendiği geometri ve matematik benzerliği ile ortaya çıkarmış. kısacası hem cesur hem de temkinli davranarak modern felsefenin ve aydınlanmanın babası oluvermiş. 21 kuralın ilk 5'i doğrudan descartes'in methodik kuşkuculuğu ve dönemin bakış açısından sıyrılmasını sağlayan maddelerden oluşuyor. pekişmesi için aşağıda belirtiyorum bunları.

    1-incelemenin ereği anlığı önüne gelen tüm sorunlar üzerine sağlam ve doğru yargıların bildirilmesine doğru yöneltmek olmalıdır.

    -bir şeyi incelemeye niyetlendiysek bu çalışmanın amacı aklımızı sağlam ve doğru yargılara yöneltmek olmalıdır diyor. yukarıda bahsettiğim mevzularla doğrudan ilintilidir. çünkü ortada kültürel birikimle yargılama hakim. mesela dünyamerkezcilik ve güneşmerkezcilik tartışması hakimdi. burada kopernik yolundan giden galieo dünyamerkezciliği savunuyor karşı taraftan aldığı cevap ise bunun incildeki dünyamerkezci anlayışa uymadığı yönünde oluyordu. galileo incildeki durumlara çok da aykırı değil deyince de sen incili yeniden kafana göre mi yorumluyorsun şeklinde cevaplar alıyordu. bunları inceleyen descartes'in kendisinin farklı ülkelerde gezip insanları tanıyıp hristiyan olmayan çevrelerde de bulunması ve o kültürleri de tanımasının etkisiyle incile dayanmanın mantıksız oluşu üzerine 1. kuralı elbette bir konuyu inceleyecekseniz bunu duyusal alanlara değil aklın mantığın çizgisine yöneltmeniz gerek olmalıydı. açıklama kısmında özellikle diyor ki eğer bilimleri inceleyecekseniz sadece o bilimi inceleyin zaten hepsi birbirine benzer. yani diyor ki güneşmerkezciliği tartışacaksak incilde yazanları ortaya atmayalım. bu konuya odaklanalım.

    2-yalnızca pekin ve tartışmasız bilgileri için ansal güçlerimizin yeterli göründüğü nesnelerle ilgilenmek gerekir.

    yine 1.kurala paralel bir yaklaşım. diyor ki bizim aklımızla kavrayabileceğimiz konularla ilgilenelim. yani mitolojileri efsaneleri bir kenara atalım. mesela yerçekimi konuşurken isa göğe yükseldiyse yerçekimi nasıl var demeyelim. aklımızın alamayacağı bir mevzu o geçelim, daha basit bilimsel şeylerle uğraşmaya çalışalım vaktimizi boşa harcamayalım. deney ve tümdengelim anahtarımız olmalı. diyor.

    3-ele alınan konularda başkalarının düşündükleri ya da kendi tahminlerimiz değil, ama açık ve duru sezgide görebileceğimiz ya da pekinlikle çıkarsayabileceğimiz şeyler araştırılmalıdır; çünkü bilim başka herhangi bir yolda kazanılamaz.

    -başkalarının düşünceleri ile ya da kendimizce hayatta oluşturduğumuz kanaatlerle yola çıkmak bizi bilimden uzaklaştırır. örneğin platon'un yazdıklarını okumak bizi bilime değil tarihe götürür diyor. platon resim hakkında şöyle demiş demek bir tarih bilgisidir, biz bugün sezgilerimizle resim hakkında genel geçer hangi tanımı yapabiliyorsak ona yönelmeliyiz diyor. (burada descartes sezgiyi duyulara değil akla ithaf ediyor. aklımızca kesin olarak kavradığımız şeye sezgi diyor. bunun nedeni kendisinin şüphe ile yola çıkıp fikirleri sezgi yoluyla kavrama felsefesine dayanması )

    4-gerçeği araştırmak için yöntem zorunludur.

    -zihinsel kavramaların yanlış bilgilere yönelmesini engellemek için aklımızın işleyişinin kuralları olmalıdır diyor. sezgi (zihinsel kavrama) ve tümdengelim biçiminde yöntemli bir ilerleyiş olmalıdır. yani şeylerin çıkış noktasına kadar ilerlemek ve onları zihnimizle kavrayabilmek. isa'nın göğe yükselip yükselmediğini incelemek için bir yöntemle gitmeliyiz, göğe yükselmeyi aklımız kavrıyor mu? doğasında göğe yükselmek olan bir tabiat var mı? işte gerçek: yükselmedi.

    5-tüm yöntem, eğer herhangi bir gerçekliği bulacaksak, ansal görüşümüzün kendilerine dönmesi gereken şeylerin düzen ve durumlarından oluşur. eğer karışık ve bulanık önermeleri adını adım daha yalın olanlara indirger ve sonra en yalın olanların sezgisinden aynı adımlar yoluyla tüm ötekilerin bilgisine yükselmeye çalışırsak, yöntemi sağın olarak izlemiş oluruz.
    -eğer karmaşık bir yapı hakkında bir gerçekliğe ulaşmak istiyorsak bu yapıyı parçalarına ayırıp tek tek parçalarının mahiyetini kavrayıp en sonunda bütünün hikmetini anlamaya çabalamalıyız diyor. evin bodrumundasın çatıya çıkmak istiyorsun ya da çatı hakkında bazı fikirler ortaya atmak istiyorsun o halde oraya zıplamaya çalışmak yerine merdivenlerden efendi gibi çıkacaksın demek istiyor.
    abi