• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.15)
amelie - jean-pierre jeunet
paris'te garsonluk yaparak, kendine özgü bir dünyada yaşayan saf, çekingen ve masum bir kızdır amelie. annesinin beklenmedik ölümü, babasının soğuk tavırları ve yaşadığı travmalar sonucu, sevimli ve boş şeylerle uğraşarak kendisine eğlence yaratmaya çalışsa da aslında hayatı sıkıcı bulduğu için kendisini son derece yalnız hissetmektedir. bu kısır döngü amelie’nin evde bulduğu bir kutuyu ve onun aracılığıyla sahibini keşfetmesiyle birlikte bir anda bıçak gibi kesiliverir... amelie aşık olmuştur.
  1. orijinal adı le fabuleux destin d'amelie poulain olan muhteşem bir jeunet filmidir. nesnelerle, kavramlarla, insanlarla nasıl doğru ilişkiler kurabileceğimiz hakkında bir ders gibidir. sıcacık öyküsüyle, renkleriye, paris görüntüleriyle ve audrey tautou'nun büyüleyici güzelliğiyle defalarca izlemiş olduğum ve her seferinde yeni bir detay yakalayıp mutlu olduğum filmdir. tabi ki yann tiersen'in müzikleri de filmin atmosferine çok uymuştur.
  2. genç kızlar belki çok genç kadınlar; filmi izledikten sonra amelie olmaya heveslenmişizdir hepimiz.. tatlı yaşam tatlı aşk hikayesi; carpe diem...
    gerçek hayat filmlerdeki gibi değil. bunu da sürekli yüzümüze vurmuştur hikayenin kötü karakteri olan "gerçek hayat"

    bugün murathan mungan 'ın paranın cinlerikitabında şöyle bir paragrafa denk geldim. * bu bana amelie olmaya çabaladığımız-heveslendiğimiz zamanları hatırlattı. ve şimdi yaşadığımız hayatı.

    "sinema duyarlıklarıyla hayatı idare etmeye çalışan binlerce kadından biri olduğumu, aslında çok sıradan, yalnızca bu olduğumu, çok ortalama bir kadın olduğumu yıllarca kabullenemeden, kendimi türlü sıfatlarla başka kızaklara çekmeye çalıştığımı anladım."

    *dipnot:bu alıntı aslında kırık oda kitabındaki makas öyküsündenmiş. paranın cinlerinde tekrar alıntı yapmış.
  3. fransız filmlerine sempati sağlatan güzel bir film. belki de film çirkin amelie çok güzel kız dediğim olmuştur. sonradan fark ettiğim ve bilinçaltımın bana oyunu olan bu hoşlantının sebebi amelie'nin zeynep çamcı'ya benziyor olması. film güzel ama.
    han
  4. hanım kızımız "hayat sevince güzel"deki güllüşah gibi ortalığa neşe saçan birisi. şarkı söylemiyor merak etmeyin. aslında düşündüm de baya ortak noktaları var ya neyse. farklı hayatları ve kesişmelerini anlatıyor. aşk ayrıca efsane müzik de işin içinde olunca dadından yenmeyen bir film oluyor. izleyin işte daha ne damelie?
  5. oysa bayım siz bir sebze dahi olmazsınız. çünkü enginarın bile kalbi var.
  6. saçım kısaldıkça ''tastamam canlı amelie olmuşsun sen.'' cümlesini sık duyarım ve tam o an filmde amelie'nin 'siz bir sebze bile olamazsınız bayım. zira enginarın bile bir kalbi vardır.' deyişi gelir kulağıma.

    harbiden ben o kadar nazik miyim ya?
  7. denk geldiğim bütün kızların bayıldığı, bütün erkeklerin ise (bayılan kızlara yürümek için) bayılıyor ayağı yaptığı ponçik film.
  8. filmleri film yapan müzikleridir. bu filmi de film yapan müzikleri. başka bir şey diyemem. çok güzel bir film mi? bir kere izledim. bana göre bir film için efsane gibi yorumlarda bulunacaksam birkaç kere izlemiş olmam gerekir. ama soundtracklerini kaç kere dinledin diye soracak olursanız sayısız cevabını veririm. müzikler, filmi aşan müzikler. o yüzden bu kadar sükse yaptı zaten.
  9. şimdi bu filmi izlemiş bulunmaktayım. kültürel ve sanatsal bakış açısıyla baktığımızda filmde ana konu olarak iki tane kafadan özürlü kişinin yani "amele " hanım kızımızla isminde hayır olmayan "nino" nun senin de tahtaların eksik benim de o zaman neden sevişmeyelim? alt metnine sahip aşkını anlatıyor diyebiliriz. yan konularda en dikkat çeken karakter takınıtılığıyla joseph oluyor. kendisi stalk nedir neden ve nasıl yapılır sorularının vücut bulmuş hali adeta yanında müfettiş gadget halt etmiş öyle söyliyim.
    bir de film genel olarak polyanna havasında geçiyor, sürekli güneşli güzel hava, eğlenen insanlar, herkeste bir rahatlık falan yani izlerken tozpembe gözlük takmış gibi hissedebilirsiniz. ara ara erotik sahneler olması film için güzel bir detay da olmuş aynı gün ekstradan başka videolar izlemenize gerek kalmıyor.
    ve son olarak "parmak gökyüzünü gösterdiğinde sadece aptallar parmağa bakar."
    eyyorlamam bu kadar.

    !---- spoiler ----!

    filmin en sevdiğim sahnesi joseph'le kasiyer corcia'nın kafenin tuvalettinde mercimeği fırına verirken tüm kafede deprem etkisi yaratması oldu. enerjilerine hayran kaldım doğrusu.

    !---- spoiler ----!
  10. filmi izledim bir amelenin hayatını anlatı-?! pardon tv8 açık almış.

    film sanatsal ve ticari açıdan büyük başarı yakalasa da bazı yazarlarca ağır ithamlara maruz kalmış. bunlardan en çok konuşulanı ise kaganski'den. bu beyefendinin dikkat çektiği kısım filmin geçtiği montmartre’ın hemen bitişiğinde bir zenci mahallesi bulunması ve filmde burada yaşayan insanlar neredeyse hiç gözükmemekte olması. ayrıca filmde sadece 3 tane siyahi insan oynuyor, bunlar da ana karakteri tren istasyonunda rahatsız etme görevindeler. kaganski'ye göre filmde zencilerin bulunmamasının sebebi yönetmenin, paris'in muhteşemliğini resmetmeye çalışması ve zencilerin bu mükemmelliği bozacağını düşünmesi.

    lakin diğer ünlü eleştirmenler bu çıkarımlara kulak asılmaması gerektiğini iddia etmiş, yönetmen jean-pierre ise filmde kamera önü ve arkasında çalışan afrika kökenli insanlardan bahsederek iddianın asılsızlığına vurgu yapmıştır.
    bozuk