1. saçları beyaza karışmış elmas kadın'ın;
    on yedisinde toprağa verdiği oğluna...
    görmeyen gözlerine...
    gözyaşına...
    ...

    vakit, açlığımın ertesi
    yüreğimde can çekişen bir dünya
    ellerim bir dost eli aramakla yetiniyor
    acılarım' diye inliyor
    ipe sapa gelmez düşkünlüklerim
    şiir bildiklerim
    sahi bulduklarım

    geçiyoruz gecenin karanlığından
    aydınlık bir renge dalıyoruz
    karanlığın içinde cümbüş
    işıktan bîhaber yaşıyoruz

    henüz kurtulmuş, otuz yılın namlusundan
    ve on yedisinde, bir avuç toprak bağışlamış oğluna
    bilemedim saçları mı beyaz
    saçlarını örten yazmadan mı
    dilindeki şükür ile yankılanan sofra
    içimdeki ürpertiler ve masadaki bu suskun ayaz

    'kadın' diyor masada suskun bir ayaz
    'kadına...' diyor
    dünde kalan on dörtlü ızdırabı ile
    masada suskun bir ayaz

    gözleri doluyor masanın
    en ücra köşesinde bir başka adam
    gözleri gülüyorken elmas kadın'ın
    irmaklara dalıyor ellerimden

    kederim, dayanmaz iken masanın bir ayağına
    aklıma düşüyor bir başka ana

    on yedisinde bir oğul bağışlıyor toprağa
    benim aklım, ermiyor henüz bu acıya


    şükür ile devam ediyor elmas kadın
    oğlundan kalan toprak ile konuşmaya
    üç küçük taş parçası, karşısında
    ve bir de koca dünya
    üç küçük taş parçası vuruyor dünyanın öte kıyısına
    ilk kez topraktan başlıyorlar ağlamaya
    bir ana, oğlunu nasıl veriyorsa toprağa
    ve bir anne avucu kadar toprak
    nasıl dar geliyorsa üç küçük taş parçasına
    orada, masanın bir başka ucunda
    elmas kadın'ın akmayan gözyaşında
    yeniden doğuyor dünya

    bir oğul
    bir avuç toprak
    bir ana
    elmas kadın;
    sen, asla, kalbimden çıkma
    sen
    bu dünyayı
    unutma
    ...
    araf