1. her türlü otoriteye karşı çıkan, birey özgürlüğünü savunan bir akımdır. zaten kelime anlamı itibarıyla "yöneticisiz" anlamına gelir. devlet ya da herhangi bir kurumun otoritesine yöneticiliğine karşı çıkmanın en dibinde yatan neden insanın iyi olarak doğduğunun kabul edilmesidir. anarşist görüşe göre her insanın özü iyidir, bunu sürdürebilmesi ise özgür olmasına bağlıdır. fakat devlet otoritesi, hukuk kuralları, ahlak ve toplum kuralları bireyleri sürekli kısıtladığı için insanlar gerçekten bile isteye iyi olmaktan mahrum bırakılır. insanlar kendi çıkarlarına göre hareket ettiğini için evrensel hukuk ve ahlak kuralları koymanın bir anlamı yoktur. anarşizm her türlü yasaya, kurala ve dahi mülkiyete karşı çıkar. "mülkiyet hırsızlıktır"(bkz: bakunin)

    anarşizm yönetimsel olarak işbirliğini ön plana çıkarır. insanların zorla işbirliği içinde tutulmasına karşı çıkar düzen ve devlet olmasa da insanlar iyi niyetle yardımlaşabilir düşüncesi hakimdir. anarşizm özünde mutlak özgürlüğü savunur, bireyleri devlet, yönetici sınıfı, din ve ahlak kurallarının kafesinden çıkarmayı hedefler. kısaca kişileri sınırlayan hatta çoğu zaman baskılayan her türlü otoriteyi yok sayma eğilimidir. mutlak özgürlük ve eşitlikçilik temelinde bir akım olduğu için sosyalizm ya da marksizmle uyum içinde kalabilirler. fakat anarşizm kendi içinde bile birçok kola ayrılabilir. mesela bireyci anarşizm kişilere müşkiyet hakkı vermeyi savunurken, komünist anarşizm mülkiyetin gönüllü gruplarca yönetilmesini savunur. hatta geçmişte komünistler amaca ulaşana kadar anarşist eğilimi kullanma girişiminde de bulunmuştur.

    anarşizm kapitalizm karşısında en önemli akım olmasına rağmen felsefik tabanında karmaşalar var. anarşist iki farklı kol bazı konularda birbirlerine tamamen karşı bile çıkabilir.(bkz: mülkiyet) . mevcut düzende kapitalizm zenginin malını korumak üzere bir sistem haline gelmiştir. mülkiyeti korumak en önemli argüman olduğu için bu süreçte açlıktan yok olacak insanlar, ömrü boyunca köle olarak yaşayacak insanlar görmezden gelinmektedir. bugün bir tekstil atölyesinde günde 12-13 saat ağır şartlar altında oldukça düşük maaşlarla çalışan işçiler aslında dünyadaki zengin sınıfına hizmet eden kölelerdir. belli bir altsınıftan kimsenin mülkiyet edinmesi için tüm ömrünü belki de birkaç ömrünü feda etmesi gerekirken başka bir sınıftan kişiler doğuştan varlıklı olabiliyor. kapitalizm özü itibariyle özgürlükçü olsa bile mevcut durumda mülkiyeti korumak adına baskıcıdır. baskı unsurları ise dışlanmak, aç kalmak, barınacak yer bulamamak ve de sağlık eğitim vs imkanlardan yararlanamamak şeklindedir.

    bana göre insanlığı kapitalist düzende devam etmesi mümkün olmadığı için alternatif yönetim biçimlerinin anlattıkları çok önemli hale geliyor. birey özgürlükleri konusunda anarşizm oldukça mantıklı ve haklıyken yönetim biçimi kısmında patlak veriyor. birey eşitlikçiliği, fırsat eşitliği bakımından toplum kendi düzenini kuracağı için çalışkan birisi emeğinin karşılığını alabilecek konuma gelebiliyor. komünist anlayışda ise kurumların gruplarca yönetilmesi uzun vadede faşist bir yönetim anlayışının önünü açıyor. kapital düzeni zaten bahsettik belki en ideal biçim olsa da zamanla gelir dağılımı farkı hızla artıyor ve sınıfsal kölelikler ve karşı tarafta sınıfsal zenginler peydah oluyor.

    anarşizmin insanı doğuştan iyi kabul etmesi fikrinde de sorun var. insan doğduğunda temel iki güdüye sahip; hayatta kalma ve üreme. yani ahlak doğuştan insana verilmiş armağan değil maalesef, toplumun diktasıdır. ancak kişi toplum içinde dünyaya geldiği için toplum kurallarına uyum sağlayarak yaşam süresini uzatıyor, hayatta kalıyor ve kenine geniş üreme imkanları hazırlıyor. yani anarşist düzende birey doğduğunda ahlak sahibi değildir, üzerinde hiçbir devlet baskısı hissetmese de toplum baskısı devam edeceği için yine tam anlamıyla özgür bir hale gelemez. toplum var oldukça ahlak kuralları var olacaktır, din kuralları var olacaktır, hukuk kuralları var olacaktır çünkü toplumdaki bireylerin birinci amacı kendi hayatını güvence altına almaktır. anarşizm bireyi özgürleştirme yolunda ilerlerken toplumun özgürlüğü konusunda sıkıntı yaşıyor. iş birliği içinde yaşayan tüm gruplar özgürce hareket edebilmek adına kurallar bütünü oluşturacaktır ve her gruba katılan kişilerin uyum sağlamasını bekleyecektir aksi halde baskı uygulayacaktır.

    ha peki o öyle bu böyle derken nasıl bir sistem olmalı noktasına ilerliyoruz. öncelikle masaya argümanları yatırmak istiyorum. bireylerin istediği temel hizmetler nelerdir ve bireylerin toplum için feda edecekleri şeyler nelerdir sorularını sormak gerek.

    bireylerin topluma dahil olarak özgürlüklerini feda etmeleri halinde (ki bir topluma entegre olmak özgürlüğü tam anlamıyla feda edilmesidir.) hayatta kalma, barınma, sosyal imkanlar(eğitim, ulaşım, sağlık, iş vs) aile kurma(üreme), kendini var etme ve nihayet kendini gerçekleştirme imkanı isteyecektir. buna karşılık olarak toplum kurallarına uyma, topluma katkı sağlama ve nihayet potansiyeli doğrultusunda toplumu daha iyi bi noktaya taşıma görevlerini üstlenecektir.

    anarşizme baktığımız zaman herhangi bir otorite yoksunluğunda belli başlı grupların güçsüz grupları gasp etme, sömürme öldürme ihtimali var. toplum otoritesini temsile den bir kurum, polis asker gibi güvenlik unsurları olmadığı için hayatta kalma faaliyetinde sıkıntı çıkabilir. çünkü anaşizmin kabul ettiği gibi insan ahlaklı doğmaz. ahlakı toplum verir. buradan anarşizmin otoritesiz duruşunu yok etmek gerekliliği doğuyor.

    kapitalizm bireylere sahte bir özgürlük sunuyor. çalışmayabilirsin ya da canın ne istiyorsa yapabilirsin devlet otoritesi kanunlarla senin canını korumaktadır. fakat devlet sana ne barınacak bir yer verir ne de yiyecek ekmek verir. aslında oldukça vahşi bir sistem haline geldi uzun vadede.

    sosyalizm mülkiyeti sınırlayarak hatta belli grupların eline vererek akla gelmedik sorunlara yol açabilir. halbuki kişiler arasında tam anlamıyla eşitlik söz konusu olmayabiliyor, mülk sahibi olmanın önünün açılması gerek ki çalışan hakkını alsın.

    bunları birleştirdiğimde ortaya çıkan sonuç şu; mirasın kaldırıldığı bir kapitalist düzen. yani mülk sahbi olabileceksin ama devredemeyeceksin. mülkü çalışan hak eden elde edecek, devlet zengin sınıfından miras aldığı mülkle sana her türlü sosyal imkanı sunacak. bu konuya devam etmek isterim ama bi kahve molası vermek şart oldu.

    abi
  2. anarşist ideolojinin çözemediği tek sorun suçluların cezalandırılma usulü ve bu usulün kararıdır. sadece halk arasındaki anarşist düşünce değil akademik alanda çalışan anarşist düşünürler de buna uygulanabilir bir cevap bulamamıştır. anarşizmi eleştirmek isteyen cahil kesim kendini bilmez bir şekilde bu açığa yüklenir ve sorular cevapsız kalır.

    değişen dünya koşullarında yeni anarşist modeller üretilip sol cenahın gönül rahatlığıyla kendini adayabileceği gelişmiş bir ideoloji olmasını diliyorum.
  3. ünlü rus yazar lev tolstoy'un da uzunca bir süre etkisinde kaldığı düşünce akımıdır. tüm insanların özünde iyi olduğu ve devlet, hukuk, barınma ve geçinme gibi toplumsal ve ekonomik baskıların ortadan kalkması durumunda herkesin daha özgür, daha mutlu ve sorunsuz yaşayacağı iddia edilir. ilk bakışta etkileyici gelebilecek olan bu düşünce insanların asla saf iyi ve saf kötü olmadığı gerçeğini gözden kaçırdığı ve toplumsal kurum ve kuralların insanların daha iyi yaşamasını sağlamak için var olan ve sürekli değişen kavramlar olduğunu yok saydığı için ütopik ve yaşamın gerçeklerine aykırı bir düşünce sistematiğidir. devlet insanüstü bir varlık değil yine insanların oluşturduğu, insanların birey olarak canının istediği gibi değil bir arada, birbirine saygı duyarak ve bireylerin haklarını koruyarak diğerlerine zarar vermeden yaşamalarını garanti etmek için oluşturulan bir kurumdur. devlet bu düzeni sağlamak için toplumun ortak paydasındaki değerleri temsil eden yasalar ile yönetilir ve yasalara yani toplumun ortak değerlerine uymayan ve bireylerin haklarına tecavüz eden kişileri bunun karşılığı olarak cezalandırır. anarşizmde devlet olmadığında herkesin zaten birbirine saygı duyarak, yardımlaşarak ve insanların birbirine asla haksızlık etmeden yaşayacağı iddia edildiği için yasaların ve yasakların tamamen gereksiz olduğunu söylenir.
  4. anarşizmi tek bir tanımla ifade etmek kesinlikle doğru değildir. birçok teorisi vardır ama kabaca bireyci ve toplumcu olarak 2'ye ayırabiliriz.yani anarşist demek düzensizlik veya insanın özünün iyi olduğunu savunmak değildir. hepsinin ortak noktası insanın herhangi bir şekilde yönetilmemesi gerektiği gerçeğidir. ayrıca anarşizm salt şiddet taraftarlığı veya karşıtlığı da değildir. ama bir anarşist kendisini joplayan ve gaza boğan bir polise börek vermek yerine taş atılmasında bir yanlışlık görmez. kendisini soyan bir bankaya verilecek herhangi bir zarara karşı çıkmaz. ütopyadır değildir orası tartışılır ama hakkında zahmet edip araştırmaya girilse konunun çok daha derin olduğu anlasılacaktır.
    kahve
  5. bugün sizi güldüren, yarın sizi öldürebilir de.

    ayrica (bkz: #26842)
  6. yunanca bir sözcük olan anarşi ("anarkhia"), sözlük anlamıyla "yöneticisizlik" demektir. bir toplum yaşamı kuramı olan anarşizm, tek kişi istencini biricik yetkili olarak tanır, toplumsal hukuk düzenini, devlet düzenini, yönetim kurumlarını reddeder.

    özgürlük kavramı, insanın gelişimi ya da bakunin’in deyimi ile “insanın insanileşmesi” ile gerçekleştirilebilecek bir amaç olarak anarşist düşüncenin merkezinde bulunur: bu tanımlanışıyla özgürlük kavramı, evrim kavramıyla sıkı bir ilişki içindedir.
    kafesteki bir kuş bile özgür olduğuna inandırabilir. bu bir yanılsamadır. ancak yanılsama, bazen gerçeğin yerine geçer. neo-liberal kapitalist sistem içerisinde yaşayan insanlar da tek tek özgür olduklarına inandırılmak istenmektedirler. sistem insanlara, “tüketme özgürlüğün var.” “mega alışveriş merkezinde alışveriş yapma özgürlüğün var.” “başkasının özgürlüğünü kısıtlamadıkça, ve sisteme yönelmedikçe kısıtlı da olsa konuşma özgürlüğün var.” der.
    yani bu sistem içerisinde, özünde hiçbir özgürlüğümüz yoktur, sadece özgür olduğumuz yanılsamasını yaşarız.
    özgürlük de mutluluk gibi avuca alındığında sessizce ölür. sadece özgürlük düşüncesinin peşinden koşmak bile insani özgürleştirir.

    ‘’bir insanın özgürlüğünün bir başka insanın özgürlüğüyle sınırlandığı doğru değildir. insan, tümüyle kendi türünün serbest rızasıyla akseden ve tanınan kendi özgürlüğünce gerçekten özgürdür, onların özgürlüğünde doğrulama ve genişleme bulur. insan yalnızca eşitçe özgür insanlar arasında gerçekten özgürdür; bir tek insanın bile köleliği tüm insanlığı çiğner ve herkesin özgürlüğünü etkisiz hale getirir. herkesin özgürlüğü bu nedenle yalnızca herkesin eşitliği halinde gerçekleşebilir. özgürlüğün eşitlikle gerçekleşmesi, hem ilkece hem de gerçekte, adalettir. eğer insan ahlakının bir temel ilkesi varsa, o da özgürlüktür. hemcinslerinin özgürlüğüne saygı duymak görevdir, onları sevmek, onlara yardım etmek, hizmet etmek ise erdemdir.’’ bakunin

    emma goldman, “kızıl emma konuşuyor” adlı kitabında, “almayı arzuladığımız kadar özgürlüğümüz vardır.”der.
    nietzshche, devlet kavramı hakkında “böyle buyurdu zerdüşt” adlı kitabında şunları söyler:
    ''devlet diyorum, herkesin,
    iyilerin ve kötülerin zehir içtiği o yere. devlet...
    iyilerin ve kötülerin, herkesin kendini kaybettiği yer.
    devlet...
    herkesin yavaş yavaş intihar etmesine
    'yaşam' adı verilen yer.''

    gelelim anarşizmin en çok yargılandığı sözcük ütopyaya:

    ütopya, erken soylenmis bir gercekliktir.
    sıradan insanlar için herşeyin kendi istekleri doğrultusunda daha güzel olduğu bir yer iken, kendinde dünyayı değiştirebilme gücü bulan cesur insanlar için ideal bir geleceğin öngörüsüdür.
    olana, olması gerekeni hatırlatandır.

    "ütopya" sözü bir fikri peşinen yargılamaya yetmektedir. ‘’ jack london.

    ‘’idealimizi birdenbire gerçekleştiremeyecek olmamız pek de umrumuzda değil.’’ kropotkin.

    ‘’gerçek, gerçekleştirmekten doğar.‘’mühsam.

    suç ve ceza kavramlarına gelirsek:

    anarşizm neyi savunur – emma goldman kitabında suç ve ceza kavramları detaylı olarak anlatılıyor.

    ‘’suç adı verilen kavramın ‘yanlış yönlendirilmiş bir enerji’ olduğunun vurgusu suç-ceza tartışmalarına getirilen dönemin eleştirel fikirlerindendir. ve gerekçe olarak insan doğasının karşısındaki üç temele; aklı tahakküme alan dine, bedeni tahakküme alan mülkiyete ve ete kemiğe bürünmüş tahakküm olan devlete işaret ediyor.’’

    ‘’bütün hayvan topluluklarında dayanışma duygusu var olma savaşından çok daha önemli bir doğa yasasıdır.’’ kropotkin.

    kocaman bir ateş yakacağız
    kağıt paralardan
    tahvillerden
    vasiyetnamelerden
    vergi dosyalarından
    kira kontratlarından
    ve borç senetlerinden
    ve herkes
    kendi cüzdanını da bu ateşin
    içine atacak
    weitling
  7. öncelikle anarşizmin tarihine girmeden önce anarşizmin siyasal düşünceler yelpazesindeki yerini belirtmek gerek. modern siyasal düşünceleri bir yelpaze olarak düşünürsek, anarşizmi yelpazenin sol tarafına, sosyalizmin içine koymamız uygun olacaktır. anarşizm bir sosyalist akım olarak değerlendirilebilir ki zaten sosyalizmin içinden doğmuştur.

    anarşizmin tarihini ele alırken bin yıl, iki bin yıl gerilere gitmeyeceğim. o kadar geriye gittiğimizde anarşist olaylarla karşılaşma ihtimallerimiz elbette mümkündür. örneğin, roma’da spartacus’ün köleleri örgütleyip isyana kalkışması bir anarşi olayı olarak nitelendirilebilir ya da kendi tarihimizden örnek verecek olursak, dadaloğlu’nun “ferman padişahınsa, dağlar bizimdir.” sözüyle padişaha karşı isyan etmesi de bir anarşi olayı olarak değerlendirilebilir. ancak bu örneklerde sadece köleliğe bir isyan, otoriteye bir isyan görüyorum, devleti tamamen ortaya kaldırmaya yönelik bir girişim görmüyorum. anarşizm tarihini, teorik olarak sağlam zeminlere oturmuş, teoriyi pratikle birleştirmiş 19.yüzyıl modern sosyalist hareketlerinden biri olduğu kanısındayım. anarşizm tarihini de bu doğrultuda ele alacağım.

    anarşizm de aynı marksizm gibi 19.yüzyılda liberalizmin insanları ezmesine, bir köle yerine koymasına tepki olarak ortaya çıkmıştır. anarşistlerin ilk başlarda marx ile yakın ilişkileri olmuş ve hatta marx’ın liberalizm eleştirisini büyük ölçüde benimsemişlerdir. ancak anarşistler devleti birden ortadan kaldırmak istemelerine karşılık marx’ın devleti burjuva kadrolarını tasfiyesinde bir araç olarak görmesi ve daha sonra ortadan kalkacağını söylemesi ile sosyalist harekette bir ayrım doğmuştur. hatta proudhon daha sonralarda marx’ı “sosyalizmin tenyası” olarak nitelendirecektir.

    anarşizmin tarihinde ilk olarak karşımıza proudhon çıkıyor. proudhon’u ilk anarşist olarak tanımlarsak yanlış bir tanımlama olmayacağı kanısındayım. hatta ilk olarak kendisi anarşist kelimesini kullanan düşünürdür. proudhon’un anarşizm tarihindeki diğer önemi de kapitalizmin eleştirisiyle anarşizmin devlet karşıtlığını bir araya getiren ilk teorisyen olmasıdır. proudhoncular kendilerini karşılıkçılar olarak tanımlamışlardır.

    1860’lardan sonra karşılıkçılar yerini, bakunin’in öncelik ettiği kolektivistlere bırakır. bakunin kuşkusuz anarşist harekete yeni bir yön vermiştir. devrimci ayaklanma kavramını anarşistlere benimseten bakunin, anarşizmi devrimci bir kitlesel hareket haline getirmiştir. yukarıda belirttiğimiz gibi sosyalist harekette olan ayrım bakunin ve marx’ın 1.enternasyonel’de aralarında geçen tartışma ile keskinleşmiştir.

    1880’lere geldiğimizde ise anarşizm farklı bir yola giriyordu. bu yol anarko-komünizm yoluydu. bu yolun öncülüğünü kropotkin yapıyordu. kropotkin “herkesten yeteneğine göre, herkes ihtiyaçlarına göre” sloganını ilke edinerek komünizmi benimsemişti. anarko-komünizm yolu büyük kitle yığınlarını örgütleyerek büyümeye devam ederken 19.yüzyılın sonlarına doğru reformist sosyalizmin yükselişi her türlü reformu reddeden anarşistlere büyük bir darbe vurdu. anarşistler bu durum sonucunda eylemselliklerini değiştirme yoluna gittiler ve eylemlerini daha fazla şiddete dayandırmaya başladılar. hatta bu şiddet eylemleri o kadar ileri gitti ki suikastların yaşanmasına sebep oldu. bu şiddet eylemleri kitlesel eylemler olarak değil, bireysel eylemler olarak ortaya çıkmıştır. her ne kadar anarşizmin ruhunda şiddet olsa da, bu şiddetin ölümlere yol açması halkın anarşizmden uzaklaşmasına sebebiyet verdiği gerçeğini gözler önüne sermiştir.

    bu yalnızlaşmaya tepki olarak 1890’larda anarko-sendikalist hareket yükselişe geçmiştir. bu dönem kitlelerden uzaklaşan anarşistlerin yeniden örgütlenerek kitlelerle buluşmasını temsil eder. işçiler arasında örgütlenmeyi önlerine koyan anarko-sendikalistler proletaryanın gündelik çıkarlarını savunmuşlar ve doğrudan işçilerin hayatlarıyla iç içe olmuşlardır. özellikle genel grev yoluyla sistemi yıkmayı planlayan anarko-sendikalistler bolşeviklerle 1917’deki rusya ekim devrimi’nde iş birliği yaparak devrimde büyük rol oynamışlardır. baskıcı çarlık rusya’sına karşı bolşeviklerle iş birliği yapmaları ve bolşeviklerin iktidar olduktan sonra iyice güçlenmeleri anarşistlerin sonunu getirmiştir. marksist iktidar anarşistleri kontrol edilemez olarak görerek, tasfiye etmiştir. bir nevi anarşistler kendi sonlarını kendileri getirmiştir.

    8 şubat 1921’de kropotkin’in cenaze töreni rusya’da anarşistlerin bolşevik iktidara karşı son kitlesel gösterisine dönüştü. cenazede anarşistlerin elinde taşıdığı pankartta: ”otoritenin olduğu yerde, özgürlük yoktur.” yazıyordu. daha sonra yayılan devrim düşüncesi ve bolşeviklerin kazandığı popülarite anarşistlerin de bolşeviklere katılmasına yol açmış ve anarşizm iyice zayıflamıştır. kitlesel bir anarşist hareket son olarak ispanya iç savaşı’nda ortaya çıkmıştır. işte bu döneme kadar olan anarşist hareket, klasik anarşizm olarak adlandırılır.

    1936-1939 yılları arasındaki ispanya iç savaşı’nda anarşist ve sosyalist kanadın kaybetmesi, anarşizmin kitleyi harekete geçirme özelliğini yitirmiştir ve küçük gruplar dışında da bir etkinliği yok denecek kadar azalmıştır. 1968 yıllarında öğrencilerin üniversite eylemleri ve işçilerin grevleri anarşizmi yeniden diriltmiştir. çin’de maoist devrim her ne kadar anarşist bir devrim olmasa da anarşizme güncellik kazandırmıştır. ayrıca güney amerika’da yaşanan devrimler -özellikle küba devrimi- anarşist hareketlerin yükselmesine sebep olmuştur. bu hareketlerin sosyal demokrat partilere karşı da oluşması anarşistlerin her türlü reform ve otoriteye karşı gelişleri ile birleşmiştir. ancak bu hareketlilikte istediği başarıya ulaşamamıştır.

    günümüzde de anarşizm kitleleri harekete geçiren özelliğini yitirmiştir. küçük anarşist gruplar dışında pek bir etkisi kalmamıştır. dünyada yeniden anarşist bir hareket oluşur mu, kim bilir?
  8. anarşizm, en temelde insanın kendi kendi yönetme kapesitesine sahip olduğunu düşünür. otonomi olarak da açıklanabilecek bu durum haliyle günümüz hiyerarşik sistemlerini reddeder. yöneticisizlik olarak da tanımlanabilen kelimenin kökeni zannımca “an-arkhe” olarak da açıklanabilir. yani ilk maddesizlik temelsizlik. bu sebeple yorumlanması da diğer felsefi/politik hareketler kadar kolay değildir. çünkü kendi içerisinde de bir lider kabul etmez ve herhangi bir yazarın üstünüğünü savunmaz. hatta diyebiliriz ki, ne kadar anarşist varsa o kadar da anarşizm çeşidi ve yorumu vardır. basit bir sistem karşıtlığı ve/veya otoritenin reddi olarak açıklamaya çalışmak eksik kalacaktır. şahsi görüşüm anarşizmin temel öğretisini şu şekilde açıklamak daha doğrudur: kendini tekrar eden/edebilecek hiyerarşik temelli kurum, kuruluş ve kişilere karşı olan görüştür. burada kendini tekrar eden tanımlaması çok önemlidir. örnek vermek gerekirse eğer ahşap bir masa istiyorsanız yüksek ihtimalle mahallenizin marangozuna güvenmek ve onun masa yapma konusundaki otoritesine saygı duymak zorundasınızdır. bir anarşist pekala bunu yapabilir ve sanıyorum ki yapmalıdır. ancak iş bizi yöneten kişi ve kurumların politik otoritesine gelince durum değişir çünkü tekrarlanan otorite kısa ve/veya uzun vadede insanların yaşama hakkının elinden alınmasından, insanlığın yaşam hakkının elinden alınmasına kadar önüne gelen herşeyi yok edebilecek güçtedir. aksini söyleyen dünya tarihi okumalarını gözden geçirebilir. yanlış anlaşılmasın anarşist bir bakış açısına sahip olmak için entelektüel olmaya gerek yok. günümüz siyasi ortamına da zaman ve mekan ayırt etmeksizin bakılabilir. yerel olan daha öğreticidir diye düşünmekteyim bu sebeple kendi ülkenize yaşadığınız zamana bakmanızı öneririm. başlıca ideologları proudhon, bakunin ve kropotkindir. aslında modern insan olarak yaşadığımız ahlak sorunları çok kısa ve anlaşılır bir şekilde değinir.(bkz: anarşist ahlak - pyotr kropotkin) en temelde insanlar iyidir kötüdürden ziyade insanlar şuan bozulmuştur ve geri döndürülebilir olarak bakar. insanın ahlakının empatiyle çok köklü bir geçmişi olduğunu söyler. bu empati de bizi anarşizmin dayanışma kavramına götürür. eğer siz karşınızda birine fiziksel veya psikolojik bir şiddet uygulandığını görürseniz sizin de canınız yanar. siz bu can yankısına alışır ve sindirirseniz herhangi bir eylem yapmamayı tercih edebilirsiniz. bence ve bir çok anarşistçe bu acı , bu can yankısı o insanla dayanışmaz isek içimizdeki boşluk hissinden daha az etkilidir. bu sebeple çoğu anarşistin bunlar felsefik de olabilir aktivist de olabilir anarşizmde kendilerini bulmasını sağlayan kilit kavram dayanışmadır. taş atma, sapan kullanm, pasif direniş vs. sadece bu fikirlerin bir şekilde dışa vurumudur. bir anarşist kendisini pasif direniş yöntemlerine de aşina edebilir. bu yöntemlerle mücadelesini sürdürür. geriye kalan şiddet içermeyen yöntemleri de kullanabilir. bu arada şiddet genellikle yanlış anlaşılan bir kavramdır. şiddet bir anarşist için canlılara karşı yapılan kötü muameledir. bir mülke, eşyaya karşı şiddet uygulayamazsınız. bir banka camının kırılınca yüreği parçalanmaz. arabların arkasından yakıldıktan sonra ağlayacak anne babaları yoktur. şiddeti bu şekilde algılarsak konuya farklı bir bakış açısıyla da bakabilirz diye düşünüyorum. üstteki yorumlarda youserların bahsettiği mülkiyet karşıtlığı gibi kavramlara zaten aşinayızdır diye düşünüyorum. merkezi bir otoriteye sahip olmayan anarşizmi siyasal düşünceler tarihinde bir yere koymak istersek işimiz biraz zorlaşacaktır. ben kendi adıma özgürlükçü sosyalizm tanımlamasını doğru buluyorum. diğer anarşistler ne der bilemem. ama şunu belirtmekte fayda var. anarşizm sosyalizmin bir alt koludur diye düşüneceksek göz önünde bulundurmamız gereken şeyler var. çoğu insanın bahsettiği gibi sosyalizm deyince aklınıza gelen s.s.c.b, marksizm, leninizm ve stalinizm gibi ideolojiler devletler “devlet sosyalizmi” kısmının bir parçasıdır, sosyalizmin değil. yani aklınızda sosyalizm sınıflandırması sadece devlet sosyalizmi ise anarşizmi onun bir altkolu gibi düşünmemenizi öneririm. aktif politika ve siyaset işin ayrı bir kısmı yeri bu başlık değil sanırsam. o sebeple son olarak, kendi içerisinde de anarşist olan anarşizmin alt kolları olduğunu söylemek mümkün. örnek vermek gerekirse anarko-komunizm, eko-anarşizm, bireyci anarşizm, anarko-primitivizm vs.. “biz ki caniyiz, herkes için ekmek, iş ve her türlü bağımsızlık ve adaleti istiyoruz”/peter kropotkin