1. sinema tarihinin en önemli yönetmenlerinden biridir. filmleri ortalama bir filmden daha uzun olmasıyla bilinir. yaşamı ve felsefesi hakkında yazılmış onlarca makale bulunur. özellikle nostalji filminde kurtuluşumuzu bir mumun titrek alevinde görerek şiirsel anlatımda zirve yapmıştır. babası arseni tarkovsky de bir şairdir.
  2. ivan’s childhood (1962)
    andrei rublev (1966)
    solaris (1972)
    the mirror (1975)
    stalker (1979)
    nostalghia (1983) en bilinen filmleri
  3. sde
  4. türk edebiyatında hasan ali toptaş'ı tanıdığımda, onun romanlarını okuyup hayran kaldığımda "sonunda roman diyince aradığımı buldum" demiştim. andrei tarkovsky'i tanıdığımda ise sinemanın benim için anlamını keşfettim.

    hep düşünmüşümdür beyaz perdeyi etkili kılan şeyin ne olduğunu, sinemayı neden bu kadar sevdiğimi. mühürlenmiş zaman kitabında "insanlar neden sinemaya gider?" sorusunun cevabını şöyle verir tarkovsky:

    "genelde insan, yitirilmiş, kaçırılmış ya da henüz erişilmemiş zaman yüzünden sinemaya gider. hayat deneyimleri arayışı içinde oraya gider, çünkü sinema, başka hiçbir sanat türünün başaramayacağı kadar insanın olgusal deneyimini genişletir, zenginleştirir ve derinleştirir, hatta yalnız zenginleştirmek de kalmaz, âdeta gözle görülür bir şekilde uzatır da. sinemanın esas gücü budur, yoksa 'star'lar, bıkkınlık veren konular, günlük hayatı unutturan eğlence değil."

    ben daha çok "yitirilmiş zamanlarım" için sinemaya tutkunum. "yitirilmiş zaman" benim çocukluğum, "erişilmemiş zaman" belki de hayallerim.

    onun filmlerini izlemeye başladıktan sonra kendimi ve insanları çok daha iyi anlamaya başladım. filmlerindeki derinlikli diyaloglar, yağmur ve su sesi beni büyülüyor.
  5. andrei arsenyevich tarkovsky (4 nisan 1932 - 29 aralık 1986)

    yaşamı bir yansıma, bir hayal gibi zapt eden ve yeni bir sinema dili icat eden adam.

    life as a reflection
  6. xıx. yüzyılda dünya romanının - göreceli - babası dostoyevski idi dersem, muhtemelen pek de haksız sayılmam; ve dostoyevski"yi bir asır arayla takip eden tarkovski"yi sinema tarihinin en büyüklerinden biri olarak görürsem, pek de yanılmam. ve kaçınılmaz olarak "neden" "ne diye" "hangi sebep/sebeplerle" soruları doğmuş olur. ikisinin de rus olmaları mıdır sebep? bu kadar basit olduğunu düşünmüyorum tabii ki, ama "rus" karakteri denilen bir şey var. idealleri için her şeyi mubah görecek güçte (machiavellist) olmaları, zırhtan bir prensipe dönüşmüştür. ama bu "rus" tanımlaması pek de tarkovski için geçerli değil. ne var ki fyodr mihayloviç romanlarına "rusluğu," coğrafyayı dünyevi boyutta yayarken, tarkovski insan bazlı "duygusal montaja" inanmış ve hal böyle olduğu zaman ise tanımaya çalıştığı insanı "rus" bakış açısına indirgememiş. yani, "zerkalo"da işlenen kadınsallığı margarita terekhovna yansıtmıştır, peki aynı şeyi andrey rublev için de geçerli kılar mıyız? tarkovski"de daha çok doğu mistizmine kaçan (ki eğitimi de bu yöndedir) evrensellik söz konusu; ve bu durum "rusluğu" arka plana kaçınılmaz olarak itiyor...

    "zerkalo" yaşamımın filmidir; ancak tarkovski"yi bir yönetmen olarak pek o kadar teatralizeye kaçacak düzeyde sevmiyorum. bunun birçok sebebi var, öncellikle tarkovski"ye karşı yürütülen aşırı sevgi onun karakterine bakış açımda hasarlar açdı. bu en basit haliyle birilerine göre birisinin karakteri hakkında ahkam kesmek değildir, özünde iğrendirme politikası yatmaktadır.

    filmleri incil gibidir; yani, ciddi. amma incil"de gülüş bulursunuz, fakat tarkovski filmlerinde değil. uzun zamandır düşünüyorum aslında, hiç tarkovski filminde doğal ve bulaşıcı gülüş bir yana, gülümsediniz mi? tarkovski neden ironi duygusundan yoksun veya neden yaşamın en önemli vuruşlarından biri olan gülüşe yabancı? küçük detay değildir bu, tarzın getirisi; fakat özünde büyük eksiktir benim için.

    tarkovski ve gülüş hakkında yazmamız gerekir...
  7. sinemanın rahatsız edici dehası. tarkovski ve gülüş hakkında yazmamız gerekir demiş, yazar. hüzün ve daha çok acı var tarkovski'de. bir soru ile devam ettirilebilir belki bu başlık, tarkovski "gördüğü" nü mü yansıttı, "var olan"ı mı? her taşın altında acı mı var esasında, gülüsler; olmasını istediğimiz hayallerden mi ibaret? dostoyevski zaman zaman umutludur ama ona göre "hayat acı vericidir, hayat korku doludur ve insanoğlu mutsuzdur"(ecinniler). tarkovski kendini az kandirabilmis bir yönetmen . ağız dolu kahkahaları da vardır belki de, kendini kandirdigi kamera arkasında.
  8. isminin geçtiği bir filmi* duyup ardından hakkındaki şu karikatüre rastladığım yönetmen.
  9. "doğu, ebedi gerçeğe daha yakındı. ama batı uygarlığı maddi hayat beklentilerini karşılayarak doğu'yu yutuverdi. bunu anlamak için doğu müziğiyle batı müziğini karşılaştırmak yeter de artar bile. batı, "işte, ben buyum!" diye bağırıyor." bana bakın,! dinleyin! ben ben, ben.. oysa doğu kendi hakkında tek kelime etmez."

    cümlelerini kurmus, dev rus yönetmendir.