• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.44)
angela'nın külleri - frank mccourt
ekonomik kriz sırasında, amerika'ya yeni gelmiş bir göçmen ailesinin çocuğu olarak, broklyn'de dünyaya gelen ve irlanda'nın limerick kentindeki yoksul mahallelerde büyüyen frank mccourt'un anıları böyle başlıyor. frank'ın babası malachy, genellikle çalışmadığı, çalıştığı zamanlar da aldığı parayı içkiye yatırdığı için, annesi angela'nın çocuklarını bakıp besleyecek parası yoktur. ancak aynı malachy, sorumsuz ve garip bir adam olmasına karşın, frank'in hikâye yazma yeteneğini ortaya çıkacaktır. frank, babasının, irlanda'yı kurtaran cuchulain hakkında anlattığı hikâyelerle, annesine bebekler getiren, yedinci basamaktaki meleğin hikâyesiyle beslenerek büyür. belki de frank'in hayatta kalmasının nedenidir bu hikâye . frank, paçavralar giyerek, noel yemeği için domuz başı dilenerek, ateş yakmak için sokak kenaklarından kömür toplayarak, yoksulluğa, açlığa ve akrabalarıyla komşularının umursamaz zalimliğine katlanır. katlandığı gibi, hakâyesini, yaşama sevinciyle dolu, olağanüstü bağışlayıcı ve etkili bir dille anlatmak için sağ kalır.her sayfası, frank mccourt'un şaşırtıcı ve sevencen mizahı ile dolu olan angela'nin külleri, bir klasiğin tüm belirtilerini veren muhteşem bir kitap. why should you doubt me' (benden niye kuşkulanasın ki?) isimli kitabın yazarı, mary breasted'in dediği gibi, "frank mccourt'un kitabı çok dokunaklı, çünkü insanın yüreğini dağlayan hikayesi gerçek. hiç kimse, hiçbir zaman yoksullukla çocukluğu böyle anlatmadı. frank mccourt'un hikaye yazmak için sağ kalması insanı hayrete düşürüyor. böylesine bir pislik ve sefaletten, kusursuz bir başyapıt yaratabilmiş olması da az mucize değil"
(tanıtım bülteninden)
  1. frank mccourt'un anılarına yaptığınız yolculukta çok şey bulacağınız bir kitap.
    irlandadan amerikaya göç etmiş bir aile. sarhoş bir baba, çaresiz bir anne , kardeşleri ve küçük frank'ın gözünden sancılı bir büyümenin sürecine tanıklık ediyorsunuz.
    okumaya başladığınız an frank ile büyüyorsunuz, onun gibi hissediyorsunuz. okuduğunuz her satır size empati yaptırıyor. yazarın dili ve anlatım tekniği çok güzel ve çok az yazarın yapabildiğini yapmış mccourt. kalbiniz sıkışırken, gözleriniz yaşla dolarken bir an sizi güldüren satırları okuyorsunuz.

    bazen korkuya hapsedilmek zorunda bırakılmış küçük frank'ın yaşadığı çocukluk travmalarına rağmen hissettiği umut sizin de umudunuz oluyor.
    acılar, üzüntüler içinde yeşeren umutları, koşullar ne olursa olsun insanın içindeki o neşe duygusunu size hatırlatıyor ve benimsetiyor.

    kitaptan bir kaç alıntı.

    "din için ölmek palavra. sadece bizi korkutmak için bu
    palavraları atıyorlar. irlanda uğruna ölmek de palavra. artık kimse hiçbir şey uğruna ölmüyor. yeteri kadar insan ölmüş. ben ne irlanda uğruna ne de din uğruna ölürüm doğrusu. belki, annem için ölebilirim."

    "gel, yoksa o merdivenleri çıkıp seni dünyaya geldiğine pişman ederim.
    dünyaya geldiğime pişman etmek mi? o da ne demek?"

    ebe o’halloran, tanrım, diyor. bu çocuk zaman tünelinden geçti. başı yeni yıl’dayken, poposu eski yıldaydı!"
  2. frank mccourt'un gerçek yaşam öyküsü.
    savaştan sonraki irlanda'yı anlatıyor. hikaye iflah olmaz bir içki müptelası babanın ingiliz'lere karşı savaşıp tekrar ingilizler için çalışmak zorunda kalmasıyla ironik bir acıya dönüşüyor.
    mccourtların ailesi babalarının ingiltere'den gönderdiği bir seferlik paradan başkasını alamıyorlar tabii babalarından da haber alamıyorlar.
    artık kitabın sonrası için hüzün mü, gözyaşı mı, fakirlik mi, sefalet mi ne dersiniz o size kalmış.

    açlık, sefalet, aşağılamanın her türlüsü maddi ve manevi kir... her şey mccourt'un kaleminden hafızanıza silinmeyecek bir resim bırakıyor.

    insanlar ne acılar çekiyor ve çocuklar bu acılara ortak ediliyor.

    kitaplarda unutulmaz bölümler vardır. bu kitapta unutamayacağınız çok şey olacak. cizvit papazların yardım dediği bitmek bilmez sıralardan bir domuz başı alıp gelmiş angela'nın o suda haşlanmış patatese imrenerek bakan çocukları...

    kim bilir kaç kere demlenmiş çay posalarını kurutup kurutup tekrar demlenip çay içen komşular...

    okulda yediği elmanın kabuğunu sınıfın çalışkan öğrencisine veren iğrenç öğretmen ve bunu iştahla yiyen öğrenci ve ona imrenerek bakan sınıfın diğer öğrencileri...

    dayısının balık ve patates kızartması sardığı kağıdı yalayan ve defalarca aç uyuyan frank mccourt...

    eğer dikkatli bir okuyucu iseniz; kitap içinizden çıkmayacak, hele gerçek yaşam öykülerini seviyorsanız kitabı çok seveceksiniz.

    son olarak şunları yazayım, kitapta beni çok üzen bir ayrıntı da şu olmuştu: sokakta oynayan çocuklara anneleri yemekte şu var, şu tatlı var diye görgüsüzce eve çağırırken mccourt'u gözünüzde bir canlandırın!

    kitabın ikinci cildi de var. ilki kadar sevmeyeceksiniz belki. ilkini okuyunca onu da okuyacağınızdan eminim.

    iki kitap bittiğinde bu kadar fakirlikten bu günkü haline gelebilmiş irlanda'yı takdir edeceksiniz.

    unutmadan ekleyelim:
    kitap pulitzer ödüllü...
  3. lise yillarimda okudugum harika kitap. daha sonra trt-2 de film uyarlamasini izlemistim. fakirlik ve sefalet ile gecen bir cocukluk ve devaminda umuda giden bir gemi. tam olarak devami diyemiyorum bagimsiz bir kitap olarak degerlendirmek lazim ama yazarin ogretmen isimli eserini ikinci eserini tum egitimciler okumali. frank mccourt cok onemli bir egitimci ve guzel bir anlatici. bu sene ogretmenlere tavsiye edilen kitap listesinde adini gorunce cok sasirmistim. seker portakali'ni icinde pic kelimesi geciyor diye yasaklatmaya calisan zihniyet nasil bu eseri ogretmenlerine onerir sasirtici. internetten egitimci kitaplari yazip aratip liste yapmis olabilirler bilemeyecegim. ezilenlerin pedogojisi bile vardi listede.
  4. frank mccourt'un hayatını anlatan ve kendisinin yazdığı roman serisinin birincisidir.

    felaket acıklıdır, okumadan önce bir kez daha düşünün derim...
  5. yıllar önce okuduğum, insanlık dışı yasam mücadelesi veren kitap kahramanı ve ailesinin hikayesi. kitapla ilgili unutamadigim şey ise annesin kilisede gun boyu yemek için beklemesi ve ona bir domuz kafası verilmesi. annenin bunu pisirmesi ve frank'ın domuzun yanaklarını yemesi.

    bu karanlık ama bir o kadar da gerçek hikayeyi okuyunca kendi hayatınızı da sorguluyorsunuz. ya ben olsaydım yaşamayı başarabilir miydim? diye.