• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.50)
angst essen seele auf - rainer werner fassbinder
ali, fas'tan almanya'ya çalışmak için gelmiş bir işçidir. her zaman gittiği ve arab arkadaşlarıyla buluştuğu bir barda, 60 yaşının üzerindeki emmi isimli bir kadınla tanışır. emmi, kendisine aşık olur ve bir süre sonra evlenirler. ancak, bu evlilik göçmenlerin yarattığı tedirginliği yoğunlukla yaşayan bavyera almanları üzerinde şok etkisi yaratır. emmi, çocukları ve çevresi tarafından itilir. imkansız gibi görünen emmi ve ali'nin aşkı, hikaye ilerledikçe yönetmen tarafından sert bir toplum eleştirisine doğru evrilir.
  1. cannes film festivalinde 2 ödül sahibi film, yeni alman sineması akımının en önemli temsilcisi kabul edilen rainer werner fassbinder’e ait.

    kısa sürede çok sayıda işe imza attığı filmografisinin nadide parçalarından olan 74 yapımı film, buruk bir aşk öyküsü üzerinden toplumsal değer yargıları, ahlak anlayışı ve yabancı düşmanlığını anlatır...

    bozuk bir almanca'yla korku ruhu kemirir diyor filmin ismi ve ötekileşmeyi, azınlık olmayı çok sert ama çok yalın bir şekilde anlatıyor. ötekinin sadece yabancılar olmadığı, toplumsal normlara uymayan her bireyin öteki sayılabileceğini vurguluyor.

    almanya’da ırkçılığın ve faşizmin, artık defedilmiş sayıldığı zamanda bile toplumun içine işlemiş olarak nasıl yaşadığı ve kanıksandığı, öteki olmak, toplumda hor görülmek ve dışlanmak, sosyal sınırlamalar ve bunların ikiyüzlülüğü gibi konuları başarıyla ve gerçekçi bir düzlemde işleyen bir film.

    fassbinder'in renkleri en iyi kullandığı film olduğu söylenir.

    fassbinder filmlerinde dil, iletişimden ziyade, baskı altına alanın emrindeki saldırı aracıdır, karakterleri birbirleriyle konuşmazlar; daha çok yalan söyler, suçlar, dalga geçer, birbirlerini gülünç duruma sokarlar.

    bu filmde de iletişimsizlik hem çok fazla merkezi konumdadır hem de oldukça karmaşıktır. ali’nin dili kötü kullanması hemen hemen her çatışmada ve problemde gün yüzüne çıkar. ali ve emmi kelimelerden ziyade hareketleri ile iletişirler.

    filmin bazı can alıcı sahnelerinde sessizlik etkin bir şekilde kullanılmıştır; bilhassa başlangıç sahnesi.

    kamera beklenmedik biçimde statiktir ve karakterler kameranın etkisi altındadır. ve kamera hareket ettiğinde ise bunu yavaş bir şekilde yaparak seyircinin psikolojik sezgi ya da duygusal bir bağlantı kurmasına engel olur ve böylece kıstırılmışlık, hapsedilmişlik hissi mükemmel biçimde aktarılır. kapı aralığı, pencereler, merdiven parmaklıkları, sütunlar, tavan kirişleri ile de toplumsal ve varoluşsal sınırlanmışlık duygusunu vermeye çalışır. ortamlar son derece klostrofobiktir.

    çünkü filmde de dediği gibi:

    ‘’mutluluk daima eğlenceli (komik) değildir’’