1. türkiye cumhuriyeti'nin başkenti, gri şehir. memur şehri de denilen ankara fazla düzenlidir. hangi saatinde ne olacağını bilirsiniz, biraz zaman geçirirseniz insanına ve geleneklerine hemen alışırsınız, sizi kendisine tuhaf bir şekilde bağlamayı başarır bu durgun şehir. tuhaf diyorum çünkü ankara'da turistik pek bir yer yoktur, istanbul'dan bir arkadaşınız ankara'ya ziyarete gelse gezdirebileceğiniz yerler oldukça kısıtlıdır. gece hayatı diğer büyük şehirlere kıyasla daha azdır ve havası da kışın fazla soğuk, yazın fazla sıcaktır.

    kafa dinlemek için gidebileceğiniz tek tük yer vardır ankara'da, çiçeğin böceğin korunduğu çok fazla yer yoktur çünkü. göllere gidebilirsiniz, parklara gidebilirsiniz veya kendi bulduğunuz az popüler loş ışıklı bir cafede kahvenizi yudumlarsınız ama zamanla orası da popüler olur çünkü ankara'da yaşayan insanlar böyle yerlere hasrettir, ünü yayılırsa önünü alamazsınız. sosyal etkinlik arıyorsanız da bir istanbul değildir tabii ki ama birçok şehirden de iyi durumdadır diyebiliriz, ne tarz etkinlikler aradığınıza bağlı bu biraz da.

    güzel şehirdir ankara, ilk bakışta soğuk olsa da tanıdıkça samimiyetini anlarsınız.
  2. nefret ederek ağlayarak gittiğim ama 5 sene sonunda çok sevdiğimden ağlayarak da döndüğüm şehir.
    abiler anlatırdı ilk gittiğinde hiç ısınamazsın sonra ayrılamazsın diye hadi be sen de! derdim. öyleymiş.
    ilk yılımda derdim ki ankarada sevdiğim yer istanbula dönüşü değil; en sevdiğim yer aşti giden yolcu katı; nereye gidersem gideyim, yeter ki gideyim...
    zaman geçtikçe işler değişti. aşti ayrılık demek oldu...

    emrah serbes der ki: " ankara her şeyden önce arkadaşlıktır" öyledir gerçekten de. ankara insanının yapacak çok artı bir şeyi yoktur. en fazla gider bir kafeye oturur saatlerce konuşur, sakarya da bir bara girer sabaha kadar muhabbet edip içer. bu yüzden ankara insanın çabuk sosyalleşir. bu yüzden en yakın dostluklar en iyi arkadaşlıklar ankarada kurulur. bazen bu dostluklar aşti giden yolcu katından ayrılmayla birlikte bitmiş olsa bile...

    diyemeden geçemem: hasretin çok nazlı la ankara!
  3. mesut
  4. yıllardır sevmekle sevmemek arasında gidip geliyorum.dönem dönem sevip dönem dönem de sevmiyorum. şu sıralar sevemiyorum gene ankara'yı. hissettirdiği yalnızlık hissi beni mahvediyor.
    gitsem bu şehirden çok mutlu hissedeceğime eminim.
    gidemiyorsun da kalamıyorsun da.
    tekrar sevmek istiyorum.
    rihan
  5. doğduğum, büyüdüğüm, hep orada yaşayacağımı, yaşlanacağımı, öleceğimi düşündüğüm fakat tam üç ay önce ayrıldığım; deliler gibi özlediğim ama hiç mi hiç sevmediğim şehir

    tam anlamıyla alışkanlık

    yine de oralardaysanız papazın bağında bir kahvaltı edin, kıtır a gidip bir bira için, büyülüfener in dibindeki beyoğlu cafe hala yerindeyse hazır havalar soğuyorken sıcak şarapları var mı bir sorun, dikimevindeki aleph te biraz kitap okuyun, kurtuluşta biraz köpek mıncıklayın, bahçelide kedi sevin

    hayır, sevmiyorum ankara yı, sadece özledim
  6. benim için anısını silemediğim eski sevgili gibidir.doğduğum,ilk gençlik yıllarımın geçtiği şimdi çok uzaklarda kalan bir hatıradir.tam 12 yıl oldu ayrılalı ailem orada,çocukluğum orada.yoksul bir mahallesinde büyüdüm ve hayatımın istikametini değiştirebilmek için tabiri caizse eşşekler gibi çalıştım.ilk aklıma gelen ayazıdır 27 yıl iyi ısıtılmış bir evin hayali kurdum.hep bir arada kalmışlık hissettim.artık benim bıraktığım şehir değil tanımakta zorlanıyorum.bana ait bir şey kalmamış sanki.
  7. kuğulu park'ının ufak bir gölet 3 kuğu 4 kazdan oluştuğunu gördüğüm, çankaya'yı beğendiğim, olgunlar tarafını bornova'ya benzettiğim ve yabancı bir yere gelmediğim hissine kapıldığım, garını sevdiğim fakat aşti'sinden hiç hoşlanmadığım. gezemediğim fakat gezilesi birçok müzesi olan şehir. yapacak şeyler bulunur, gezecek yerler de. ha sırt çantası eşliğinde sokak sokak arşınlanıp fotoğraf da çekilmez belki, evet bir istanbul değilse de gördüğüm kısmından memnun oldum. insan bi deniz olsa da önündeki banka oturup bi sigara içsem diyebilirse de bu denizi olmayan tüm şehirler için geçerli zaten. birlikte yaşayıklığımız * kısa süreli olacaksa da kendisini gördüğüme ve kendisiyle bir müddet yaşadığıma sevindim. burdan ne istiyosunuz dediğimde eyüp sabri tuncer kolonyası istediler. bi de çifte kavrulmuş lokum. ankara kedisi dışında da kendine has bişeyi yok galiba. yoksa var mı?
  8. kış mevsiminin farklı yaşandığı şehir.soğuk kelimesini hissedersiniz ankarada. ayazı* insanı titretir. sabahları arabası olan için buzlanan camı temizlemek arabası olmayan için otobüs beklemek çok zordur. yazlıkların yerini annelerimizin gardırop üzerindeki çantalarda zulaladığı çeşit çeşit kazaklar, kalın montlar, yerine göre hayat kurtaran renk renk içlikler alır. sokaklarda atkılar, bereler, taytlar, botlar modaya göre arz-ı endam eder.

    ankarada bazısı için kış kahve demektir. ellerinde kahve bardakları, omuzlarında çanta, afilli montlarıyla hızlı hızlı bi yerlere gitmeye çalışan insanlar göze çarpar. her sokak başına açılan kahveciler dersten sonra "takılmaya" gelen üniversiteli gençlerle dolar, taşar. hoş sohbet eşliğinde "karamel maccihiatolar", "cappicunolar" yuvarlanır. lapa lapa yağan kara sıcak bir içecekle eşlik etmek huzur hissi verir.

    ankarada kış aynı zamanda tiyatro mevsimidir.güzün başlayan devlet tiyatroları soğuk kış akşamlarında kapılarını ankaralılara açar. biletler çok çabuk tükenir. özellikle şinasi ve akün sahnesine gidecekseniz oyundan önce salona oldukça yakın olan kuğulu parka gelebilir veya bestekarda gezebilir, oyuna yarım saat kala salona yüreyerek geçebilirsiniz.

    ankarada kışın değişmez figürlerinden biri de kestaneci abilerimizdir.akşam olmayagörsün tezgahlar kurulur, kestane kokuları burnunuza gelmeye başlar. kestane manileri eşliğinde ekmek paralarını kazanmaya çalışırlar.

    velhasıl kelam başta da dediğim gibi ankarada kış soğuktur ama sıcaktır da. bedeniniz üşür ama ruhunuz ısınır.
  9. mekanlara ve kentlere anlam veren içindeki insanlar, duygular ve yaşamlardır. deniz, dağ, orman, manzara fiziksel etkileri dışında sadece dekordur. ruhu da etkiler ama bir süre sonra alışılır ve ilk görüldüğündeki heyecanın dozu azalır.

    gri, puslu, bozkır sözcükleriyle tanımlanan ankara’yı tanımak ve anlamak için belki de klişeleri bırakıp kendini içine salmak, anlamaya çalışmak gerekir.

    denizi yoktur ama ankaralı küçücük havuzu olan kuğulu parktan kocaman haz almayı bilir.

    ormanı yoktur ama fidanlıklarda piknik yapmayı sever.

    ankara’da her sokakta farklı hayat yaşanır.

    ankara’da herkes kendi kafasından insanlarla karşılaşabileceği müzik zevki, entelektüel düzey, ilgi alanı v.s. göre ayrılmış semtler ve mekanlarda o insanlarla aynı havayı solumanın rahatlığını yaşar.

    sokak aralarına sıkışmış barlarında kışın ayazında bile kaldırımdaki masalara oturup boğaza karşı olup olmadığına aldırmaksızın dolu dolu muhabbet etmeye bayılır.

    ankara’da gökyüzünün maviliği, ağaçların yeşili, göller hatta su birikintileri, parklar heryerde olduğundan daha kıymetlidir. çünkü az bulunur.

    ankara’da birileriyle bir yerlerde otururken; bakılacak manzara olmadığı içindir belki de, insanların yüzüne bakılır, dalınacak bir ufuk olmadığı içindir belki de, insanlarla sohbet edilir.

    murathan mungan’ın "ankara'da oturma odası ahlağı vardır" demesi bundandır.

    şehirlerin efendisidir belki ama sizi ele geçirmeye çalışmaz.

    bir de tabi içinde yaşayanlar güzelleştiriyor. mesela ulus baker (o varken ankara çok güzeldi), şimdi de belki kara kedi grubu, süleyman bağcıoğlu, behzat ç. ve ekibi gibi...



    tanımak isteyenler için güzel bir site önerisi:

    http://yavuziscen.blogspot.com.tr/
  10. gittigim turkiye sehirlerinden begenmedigim sayili yerlerden birseyler eksik bu sehirde bir ozelligi yok gibi