1. derinden hissettiğim rahatsızlık. ama nasıl bünye varsa normal hayatım etkilenmiyor yada ben öyle sanıyorum. kaldırımda yürürken düşüp arabanın kafamı ezeceğini çok düşünmüşümdür yada klozetten bir hayvanın çıkıp beni ısıracağını. bunları nasıl normalleştirip etkisini sıfırladım bilmiyorum. bu düşüncelerin ne kadar saçma ne kadar mantıksız olduğunu bende biliyorum ama insan düşünmeden edemiyor.

    doktor hap verdi 1 ton 1 yıl önce. hapları düzenli kullandığım zaman bu düşünceler yok olmuyor ama azımsanmayacak derecede azalıyor. yani önceden yatmadan önce düşündüğünüz şeyi "-hassiktir lan olur mu böyle bir şey?" diyip geçebiliyorsunuz. geceleri uyku uyuyamazdım ben. bu yüzden hem okul hayatım hem sosyal hayatım bok gibiydi. şu an iyiyim neyse ki. eğer sizde de olduğunu düşündürecek en ufak bir şey varsa bile bir doktora görünün. gerçekten hayat çok kolaylaşıyor. ben bu yaşıma kadar yaşamamışım diyorsunuz.
  2. kaygı, evham
    efy
  3. bende var bu

    bağırsağım 1 haftadır bana birşeyler anlatmaya çalışıyor ben bunu kolon kanserine bağladım hayatımı kansermiş gibi geçirmeye başladım hep manzaralara baktım. doktora gideceğim yakın zamanda ama anksiyete sizi değiştiriyor. en delikanlı adamı bile büküyor.
    unutmadan her seferinde farklı taktiklerle geliyor. 5 kez kalp krizi diye acile gittim sonuç normal olınca daha kafaya takmadım 1 hafta kalbim ağrımadı. herşey normal derken bağırsak sapıttı. "lan kalp krizi mi" düşünceleri "lan kanser miyim" e bıraktı yerini. ya gerçekten kansersem?
  4. içimde bir sıkıntı var dersiniz ya ama nedeni bilinmez içinizde bir duygu sizi kemirir, tedirgin olursunuz, sıkıntı basar işte o durumun bilimse adıdır.
  5. fransızca kökenlidir. '' anxiété '' sözcügünden geçmiştir. fransızca sözcük latince aynı anlama gelen ''anxietas'' sözcüğünden alıntıdır. sıkıntı, endişe, kaygı kelimelerinin karşılığını oluşturur.
  6. kaygı bozukluğu anlamında kullanılır.

    insana varoluş amacını sorgulatır, önce delirtir, sonra delilik üzerine tez yazdırır.
  7. endişe denizlerinde scuba diving yaparsınız. dünyanın en gelişmiş işlemcileri, bilgisayarları bile sizin yaptığınız (negatif) olasılık hesaplarını yapamaz. olduğunuz yere değil, eve değil, koltuğa, hatta koltuğun bile hep aynı köşesine paslı bir çivi gibi çakık yaşarsınız. ekmek ister, su ister gibi ölmeyi istersiniz, ölmeyi dilersiniz, artık tek duanız bu olur. sonra "ya bir gün çok mutlu olursam ve duam kabul olmuş olursa ve o zaman ölürsem..." diye düşünür, kendi kuyruğunuzu kovalar durursunuz...

    anksiyeter artık. vallahi yeter.
  8. sosyal olanına sahip olduğum ve hayatımın her alanında bu açıdan beni dürtükleyen, tamamen bitiremediğim ama azaltabildiğimi düşündüğüm uyuz şey. sanırım bunu aşmada kendime sürekli “en fazla ne olabilir ki?” dememin etkisi oldu. ve bu sosyal anksiyetenin tamamen yetiştirilmeyle ve aileyle ilgisi var üzgünüm ki.