1. bilimsel literatürde ve çeşitli platformlarda yeterince değinilmiş o yüzden benim bu klasik veriler ve tanımlar vasıtasıyla yaklaşmayacağım bir konu işin açıkcası. çünkü olay yerinden bildiriyorum şu an.
    evet yayındayız.

    panik atakla çokça karıştırılan bir hastalıktır. gerçekten panik atak hastalığı olan bir arkadaşımı gördükten sonra nispeten anksiyete bozukluğunun sürdürülebilir bir kontrol mekanizması olduğuna inanıyorum. bir şeyin hastalık halini alabilmesi hastalığın tanımından ziyade o hastalığın hırçın bir aktivist edasıyla hayatı yaşayabilme biçimimizi ne kadar etkileyip etkilemediğiyle doğru orantılıdır. bu açıdan bunu ölçtükçe nasıl bir noktada olduğumuzu görmeye başlarız.

    zihninizi koca bir metropolün ortası gibi düşünün içersinde sakin, durağan, hareketli, olayların olduğu ve tıkandığı caddeler, arsalar, yollar var. bir şehrin trafiğinin tıkandığı gibi olumsuz ve kaygı veren düşünceleriniz nerden geldiği belli olmayan bir şekilde trafikte korsanlık yapmaya, terör estirmeye başlar. ve bu durum halkın, gündelik koşuşturmacasına yetişmek isteyen iyi düşüncelerinizin hareket alanını tıkar.huzuru bozar. bazen bu olumsuz düşünceler bir trafik canavarına, bazen ihaleden ekmek yiyen büyük patronların yarım kalan ve bitmek bilmeyen metro tadilatına dönüşebilir. maalesef gerçek düzlemde şehir değiştirebilme imkanımız var ; ama konu kendi zihnimiz ve bu zihin bizim dünyamızın tek başkenti ve ana yurdudur.

    bununla yaşamayı öğrenebilmek adına sürekli şehri yaşanır bir yer kılmak için kaygı ve korku veren düşüncelerimizi ortadan kaldırmak amacıyla, bürokratik engellerle ve vatandaşlık haklarımızın bize sunduğu olanaklarla optimum bir düzen için mücadele etmek gerekmekte.

    bu mücadele çoğunlukla yoğun psikoterapi ve anti-depresan içerikli süreçlerden geçmekle birlikte en zor ve kahramanca olanı kendi kendimize geliştirebileceğimiz mücadelelerdir.çünkü tıbbi tedavi şehri düzeltmez şehirdeki sorunlarla ilgilenebilir ancak.
    her insan farklı bir dünya olduğundan her zihnin imari yapısı, iyi veya kaygı veren düşünce nüfus yoğunluğu, yapılaşma biçimi ve topografyası bizleri farklı çözümlere sevk edecektir.

    belki zihnimizdeki yüksek yerleri düzleştirmeli, yeri gelince olumsuz düşüncelerimize ve endişlerimize yol imkanı sağlayan kulvarları kaçak yapılaşmaları daha sağlam çevreci ve huzur dolu yapılarla barınmasını önledikçe, iyi ve sevgi dolu insanlar olan olumlu düşüncelerin şehirde evinden işine okuluna gitmesine vesile olmuş oluruz. bu yeni belediyecilik anlayışı bizim seçtiğimiz yeni bir belediye başkanı gibi kötü olan da kötü bir belediye başkanı işte bu iyi yönetim kaygı, korku ve endişe buhranlarının elini kolunu sallaya sallaya hareket edecek alan bulamamasını sağlayacaktır .yani işe biraz eğlenceli yönünden bakıp sanki bir şehir simülasyonu oyunu gibi yaklaşınca zihnimiz normal bir hal almaya başlar.
  2. çok sinsi bir psikolojik rahatsızlıktır. yılan gibi koynunuza sokulur, bir yerinizden ısırır, zehrini yavaş yavaş akıtır. o kadar yavaştır ki fark etmezsiniz bile o süreç içerisinde. kişiliğiniz, olayları algılayışınız değişir. yaşama isteğiniz, mücadele etme isteğiniz azalır. keza her şey çok anlamsızdır artık. kariyer mi? kimin için ne için? aşk mı? bir zamanlar aşık olduğunuzu bildiğiniz insana tutunabilirsiniz ancak, aşka bile hissizleşirsiniz. aldığınız tüm kararlar, hissettiğiniz her duygu, kafanızdaki her düşünce güvenilmezdir. buna karşı her şey kafanızda olup biter. herhangi bir şey hakkında düşünürken nasıl oluyorsa bir mantık çerçevesi içinde hep negatif sonuçlara ulaşmaktır anksiyete. korkudur. hareket etmeye, sevmeye, konuşmaya, paylaşmaya, yani yaşamaya korkmaktır.

    sinsidir ya, önce dönemsel zannedersiniz, sizin dışınızdaki nedenlere bağlamaya çalışırsınız, sanki o nedenler ortadan yok olduğunda her şey anında güllük gülistanlık olacakmış gibi gelir. sonra o sözde nedenleri bertaraf ettiğinizde geçmediğini fark edersiniz. başka nedenler bulursunuz. bu böyle gider. kendine güvenen, özgür ruhlu, idealist bir kadın nasıl olur da bu sorunlarla başa çıkamaz? nasıl olur da hiç çıkış yolu bulamaz? olacak iş değil. psikoloji de bilim değildir dersiniz. hele biraz foucault biliyorsanız sizi sisteme dahil etmeye çalışan ajan smithler olarak görürsünüz onları. işbirlikçiler! uyumsuzluğunuzla övünebilirsiniz bile böylelikle.

    yalnızlaşırsınız, arkadaşlarınızdan koparsınız. kimseye de bi bok anlatmazsınız. hep güler yüzünüzü takınırsınız. şov devam etmeli, kafanızda dolaşan bin bir tilkiyi kimse bilmemeli. o kadar normalleşmiştir ki artık çoğu zaman siz bile fark etmezsiniz. verdiğiniz sözleri tutmazsınız, kendinizi hep yalan söylerken bulursunuz. en ufak bir başarısızlık sizi kahreder. açılmayan bir kavanoz, kırılan bir tabak, banyo yaparken gazın bitmesi... çok alıngan olursunuz. size söylenmemiş olabilecek sözleri üzerinize alırsınız. bir bakış, bir ima, o kadar kolaydır ki kafanızda onu şekillendirmeniz. herkes hakkınızda kötü düşünmektedir. salak, gerizekalı, yetersiz, hayalkırıklığı olduğunuzu düşündüklerini varsayarsınız. ne yaparsanız yapın bu değişmeyecektir. yaptığınız her şey ancak yeni bir hayalkırıklığı yaratabilir. o yüzden yapmazsınız. hiçbir şey yapmazsınız.

    bende bir şeylerin ters gittiğini fark etmem kendime bir nevi işkence yaptığım bir sürecin akabinde psikolojik destek almaya karar vermemle oldu. önce iyimiş dedim, muhabbet ediyoruz, bir şey olacağından değil de, hem bedava. sonra psikologun sorduğu sorular kafamı kurcalamaya başladı. işte o zaman düşünce süreçlerimin hep negatife çıktığını fark ettim. sürekli kendi kendimi yoldan döndürdüğümü gördüm. hayatımın en az iki senesini buna kurban vermişim. hala da veriyorum aslında. daha başındayım yolun.

    bu yazdıklarımı okuyanlar ibret alsın. asla ama asla küçümsenecek ya da ertelenebilecek bir şey değil. bir doktora gidin, güvendiğiniz -eskiden güvendiğiniz- bir arkadaşınızdan yardım isteyin, onu dert ortağınız yapın. çekinmeden her bokunuzu, kafanızdaki her düşüncenizi anlatın. içinizi dökün. sosyalleşin. zor gelse bile. zorlayın kendinizi. normalleşin. araya karışın. uyum sağlayın. samimiyet kurun. zor ama sanırım çözüm bunlardan geçiyor.
  3. derinden hissettiğim rahatsızlık. ama nasıl bünye varsa normal hayatım etkilenmiyor yada ben öyle sanıyorum. kaldırımda yürürken düşüp arabanın kafamı ezeceğini çok düşünmüşümdür yada klozetten bir hayvanın çıkıp beni ısıracağını. bunları nasıl normalleştirip etkisini sıfırladım bilmiyorum. bu düşüncelerin ne kadar saçma ne kadar mantıksız olduğunu bende biliyorum ama insan düşünmeden edemiyor.

    doktor hap verdi 1 ton 1 yıl önce. hapları düzenli kullandığım zaman bu düşünceler yok olmuyor ama azımsanmayacak derecede azalıyor. yani önceden yatmadan önce düşündüğünüz şeyi "-hassiktir lan olur mu böyle bir şey?" diyip geçebiliyorsunuz. geceleri uyku uyuyamazdım ben. bu yüzden hem okul hayatım hem sosyal hayatım bok gibiydi. şu an iyiyim neyse ki. eğer sizde de olduğunu düşündürecek en ufak bir şey varsa bile bir doktora görünün. gerçekten hayat çok kolaylaşıyor. ben bu yaşıma kadar yaşamamışım diyorsunuz.
  4. kaygı, evham
    efy
  5. bende var bu

    bağırsağım 1 haftadır bana birşeyler anlatmaya çalışıyor ben bunu kolon kanserine bağladım hayatımı kansermiş gibi geçirmeye başladım hep manzaralara baktım. doktora gideceğim yakın zamanda ama anksiyete sizi değiştiriyor. en delikanlı adamı bile büküyor.
    unutmadan her seferinde farklı taktiklerle geliyor. 5 kez kalp krizi diye acile gittim sonuç normal olınca daha kafaya takmadım 1 hafta kalbim ağrımadı. herşey normal derken bağırsak sapıttı. "lan kalp krizi mi" düşünceleri "lan kanser miyim" e bıraktı yerini. ya gerçekten kansersem?
  6. içimde bir sıkıntı var dersiniz ya ama nedeni bilinmez içinizde bir duygu sizi kemirir, tedirgin olursunuz, sıkıntı basar işte o durumun bilimse adıdır.
  7. kaygı, endişe, tedirginlik hali.

    hayatı normal şekilde idame ettirebilmek için gerekli, azı karar fakat çoğu zarar bir his. patolojik boyutuyla anksiyete bozuklukları olarak sınıflandırılan hastalık spektrumunun esas semptomu.

    (bkz: panik bozukluk)
    (bkz: yaygın anksiyete bozukluğu)
    (bkz: sosyal anksiyete bozukluğu)
    (bkz: özgül fobi)

    bir de dsm-5 ile anksiyete bozuklukları sınıfından çıkartılıp ayrı bir hastalık olarak değerlendirilmeye başlanan obsesif kompülsif bozukluk var.
    merc
  8. yoğun derecede huzursuzluk, kaygı ve endişe hali anksiyete bozukluğu hastalığı olarak adlandırılmaktadır. bu hallerden dolayı sinirlilik de baş gösterebiliyor. ileri sahalarında ise günlük hayatınızı etkileyip aksamasına sebeb olmaktadır. eğer zamanında tedavi edilmezse çok ciddi sorunlara yol açabilir.
  9. fransızca kökenlidir. '' anxiété '' sözcügünden geçmiştir. fransızca sözcük latince aynı anlama gelen ''anxietas'' sözcüğünden alıntıdır. sıkıntı, endişe, kaygı kelimelerinin karşılığını oluşturur.