1. uyandım.
    odada bir tütsü kokusu var.
    biraz kadıköy, biraz ara sokak.
    biraz eski masalar ve biraz eski sarılmalar.
    uyandırıldım açıkçası. kalebent sayabilirim ben dostlarımın birkaçını, şâirin sözü düpedüz yalandır.

    yemekten daha yeni döndüm.
    odada hâlâ derin bir tütsü kokusu var.
    biraz eski masallar. beni uyutabilir. sonu mutlu mudur? hâlbuki tütsü bitmiş, bana kalan yalnızca yansı. aslında bu odayı bırakırsam bitebilirim. hâlbuki tütsü bitmiş. anneme söylemeyin, bugün ölebilirim.

    gözlerim sahiden görmeseydi, yani o adam gibi gökkuşağının ilk ve son rengi arasında gidip gelen siyahın kederi kalsaydı kirpiklerimin gereksiz ve kutsal yanına... bilmem, bunca görmeyen insan varken neden açar yediveren?
    gözleri sahiden görmeyen birinin semtine uğrayan gökyüzü ne hisseder?
    yağmurda şemsiye tutan adamın elindeki güç nedir, bilmek isterim. insan neden korkar da uykusu tükenir? insan...
    tütsü kokusu derisine saplanır insanın, odada yalnız külleri ve kendisi. hâlbuki tütsünün bitmesi gerekir, herhangi bir yalnızlık hâlinden evvel.

    insan yalnız kalabilir mi?
    dağdaki çoban.
    hele ki kör ve dilsiz ve sağır.
    ve güneş bir doğar ki; görmeyen gözden utanır. fakat utanç yalnızca görene kalır. çocuk öyle bir haykırır ki; duymayan kulak sancır. sözün sırası değil. dilin kemiğini kıran cambaz, nerede yıpratıyor şimdi ayakları? fakat tütsü henüz bitmiş. buna inanmalı. kuşlara bir haber edin, bu pencereden nasıl atlamalı?

    düşünce nereden doğar da düşer aklıma; özgürlük ne kadardır?
    her sabah, uyarı levhalarına sığmayan bir ikaz ile uyanıyorum. otobüste herkesin ineceği yeri bekliyorum. bilmek istiyorum, kadının poşetlerindeki bezelye nasıl olacak? duymak istiyorum, o adam sevdiği kadına nasıl kavuşacak? yok olmak istiyorum, o kız solundan nasıl kurtaracak dünyayı? özgürlük ne kadar düşüyor paylarına? tanrım! yok değil içimde inancın yüce bir kırıntısı. bundandır belki içimdeki sancısı gecenin orta yerine uyanmanın. fakat tütsünün kokusu da gidiyor. ben de mi gitmeliyim?
    tanrıya haber edin, ölmeden önce ne demeliyim?

    odada gitmek'li bir tütsü kokusu.
    odada kalmak'lı bir yalnızlık korkusu.

    uyumuştur şimdi sokağın kedisi ve kediyi düşünen yalnız insanın kendisi. insan yalnız kalabilir mi?
    uyumuştur şimdi sokağın kedisi ve kediyi düşünen insanın kendisi.
    olmuştur.
    ve ölmüştür kimsesizlik hâli.
    tütsünün vakti tükenmiştir. siyah bir tükenme çizgisi. üflersem; yok olma resitali.
    çocukluğuma haber edin, bu gecenin sonunu nasıl getirmeli?

    ansıyorum.
    bunu da yeni öğrendim. bir yalnızlık hâlinin gerekliliği. çünkü ansımak gerekir ve uyanmak. uyanmış gibi yaşamak. gözlerin açık ve nemli oluşu baskın gelmelidir yaşantının diğer türlüsüne. yaşantı? meselâ ilk vapur seferindeki mecburiyet. son trendeki yorgunluk. bunları unut, bunları da.

    odada garip bir tütsü kokusu.
    hâlbuki sessizliğimin kıvrımında bir haykırış. bilmem hangi dilde bir başka deyiş. haritalara hiç konuk olmamış bir şehirde uyanıyorum kaç gecedir. bundandır, ellerimdeki çaresiz bekleyiş. bundandır. olması gereken fakat olmamak konusunda bana ömrü hatırlatan her şey bundandır.
    görevliye haber edin, kaydım tutulacaktır.

    yazıktır; çiçekler ekmiş insan ve o çiçeklerin etrafını dikenli teller ile sarmış. kokusu dahi geçmiyor tellerin ötesine. kokusunu dahi kontrol altına almış insan, çiçeklerin.
    balkondan atlamayı öğrendiğim günden sonra doğdum ben. ve çiçeklerin saksıda öldüğünü bildikten sonra. konuştum. bir fesleğen dedi bana, 'ey avucunda dünya kokusu taşıyan insan' ...
    anladım.

    kaldı odada bir tütsü kokusu. hâlbuki yalnızlık henüz tükenmemiş.
    uykuma haber edin, yarın gece yine gelecekmiş.
    araf