1. günümüz insanının en çok ilgisi çeken antik uygarlık(en azından benim). bunun en büyük sebebi haklarında bir çok şey bilebiliyor olmamızdan kaynaklıdır. bir hayli zaman önce bu uygarlığın yükselişi hakkında okuyup, not alıp sonra amatörce yükselişlerini anlamaya çalışmıştım ve blogumda(bir zamanlar blog açmıştım hehe) yazmıştım. bir kaç rötuşla youreads'e geçireyim yazımı. şunu da söylemeden geçmeyeyim, bol bol bertrand russell'ın batı felsefesi tarihi esintisi içerir.

    kuşkusuz antik yunan medeniyeti birden bire doğmadı. o medeniyetin oluşturan yapı taşları, mezopotamya ve mısır’da zaten bulunuyordu. fakat bu medeniyetlerde aritmetik ve geometri gelişkin değildi. düşünce sistemleri ise dini temeller üzerine kurulmuştu. yunanlar ise mevcut ilkel keşiflerin üstüne bilgileri sistematikleştirdiler. bundan dolayı matematiği, bilimi ve felsefeyi budular diyebiliyoruz. mesela bir örnek verelim. felsefeyi buldular diye yazdım çünkü kendilerinden önceki büyük uygarlıkların aksine, din etkeni olamadan fikirler üretebilmiş olmalarıdır. bu ayırt edici özellik ve sistematikleştirme, “felsefeyi onlar buldu” deme hakkını vermez mi bize?

    tarih sahnesinde, ilk zamanlarının büyük uygarlıkları mısır ve mezopotamya’da kurulmuştu. mısır’da nil nehri, mezopotamya’da ise fırat ve dicle nehirleri bulunuyordu. bu nehirler tarımı verimli kılıyordu. bu nehirler çevresinde insan nüfusu iyice artıyordu. zaman içerisinde insanlar bir birini yönetme arzusuyla kızıştılar. güçlü olanlar yönetimi eline aldı. gücü eline geçiren hükümdarlar, güçlerini pekiştirmek için hükümdarlıklarını din üzerinden pekiştirdiler. bu bahsettiğimiz tarım üzerinden gelişen ve imparatorluk haline gelen uygarlıklarda, tek bir güç olan kral vardı. bu kral bütün toprağa sahipti. din çok tanrılıydı. kralın yakın ilintili yani bağlantılı olduğu, diğer tanrılardan daha üstün bir tanrı bulunurdu. bu tanrı ve kral arasında kurulan bağ sayesinde, halkın kralın otoritesini sorgulamasının önü kesiliyordu. toplum ise askerler, rahipler ve soylular olarak sınıflara ayrılmıştı. toprağı sürenler ise krala, soylulara ve rahiplere ait olan kölelerdi.

    mısırlılar günlük yaşamlarını doğrudan etkileyen nil nehrinin hareketlerini hesaplamak ve vergi sistemini kayıt altına almak adına geometriyi ve aritmetiği ilkel olarak geliştirmişlerdi. piramitlerin yapımına kadar süre gelen bu gelişmişlik, piramitlerin yapımından sonra yerini dinsel bir tutuculuğa bırakmıştı. dinsel tutuculuğun hızla artması ile birlikte gelişme yavaşladı ve geri kaldı.

    mezopotamya tarafına baktığımızda, fırat ve dicle boyunca uzanan ve büyük bir imparatorluk olan babiller vardı. mısırlıların çevresi çöl ile çevirili olduğundan, düşmanlara karşı korunaklıydılar. babillerde ise rekabet çok olduğundan, askeri güç ön plana çıkıyordu. askeri gücün yanı sıra din faktörü yönetimde bu uygarlıkta da çok önemliydi. yöneticiler güçlerini tanrıya dayandırarak, koydukları yasaları değiştirmeyi dinsel bir suç haline getirmişlerdi. örneğin bildiğimiz en eski yasal hükümler, babilin altıncı kralı olan hammurabi tarafından koyulan yasalardır. hammurabi bu yasaları kendisine tanrı marduk’un verdiğini söylemiştir. böylelikle koyulan yasalara uymamak dinsel bir suç olmuştur. din ve ahlak arasındaki bağ artmıştır. babil dini öteki dünyadan çok, bu dünyada ki yaşamdan söz etmiştir. rahipler yaşam üzerinde gözlemler yapıyorlardı ve bu elde ettikleri sonuçlara sihirbazlık diyorlardı. sihirbazlık adını verdikleri aktiviteler sonucunda ay tutulması, günün 24 saat olması, çemberin 30 dereceye bölünmesi gibi şeyleri keşfetmişlerdi.

    mısır ve mezopotamya uygarlıklarının faaliyetleri başlarda tarımsaldı. zaman içersinde diğer milletler de tarih sahnesine çıkmaya başlıyordu. toplumlar bir birileriyle sürekli savaşıyorlardı. fakat bu etkileşimler bir yandan da ticareti de doğurmuştu ve gelişim sürecine girmişti. ticarette girit adasında yaşayan ve minas adı verilen, kültür yönünden kendi dönemlerinde ki diğer uygarlıklara göre ilerlemiş bir toplum var olmuştur. giritliler de mısırlılar gibi öte dünya inancına sahiptiler. fakat giritliler günlük yaşamda karanlık ve boğucu değillerdi. günlük yaşam içerisinde eğlenmek adına çeşitli aktiviteler düzenlerlerdi. halk üzerinde tutuculuk ve baskı hakim değildi.

    ana yunanistan topraklarına baktığımızda ise, dağlık ve büyük ölçüde verimsizdi. fakat denize açılan pek çok verimli vadiler bulunuyordu. insanlar bu vadilerde toplanıyorlardı. mecburi olarak deniz yolunu kullanıyorlardı ve bu sayede deniz yolunu kullanmada becerikli hale geliyorlardı. kendi toprakları dışında deniz yolu, onların farklı birçok toprağa açılmalarını da sağladı. böylelikle yeni ve verimli topraklarda koloniler kurma imkanları da doğmuş oluyordu.

    zaman içerisinde uygarlıkları gelişiyordu ve akdeniz ticaretinin en önemli sahipleri haline geliyorlardı. kazançlarının getirdiği gelişmişlik ile birlikte kendilerine bireysel olarak ayırabildikleri vakit de artıyordu. birçok şehir devletine ayrılmışlardı. kendilerinden önce ki uygarlıklar gibi ilk başlarda monarşi yönetimi vardı onlarda da. sonraları soylular yönetimi devralmış. ticaretin gelişmesi ve insanların zenginleşmeye başlaması ile birlikte ise demokrasi ortaya çıkmıştır.

    antik yunanların ticarette etkin olmaya başlamaları ile birlikte tüccarlar sayesinde farklı uygarlıklar ile etkileşime giriyorlardı. onlardan etkilenerek antik yunanistan’a edindikleri bilgileri de getiriyorlardı. örneğin babiller’de ki marduk, yunanlarda ki zeus’a eşdeğerdir. ticaretin antik yunanlara en büyük getirisi ise kuşkusuz yazı sanatı oldu. deniz ticaretinde en önemli uygarlıklardan olmuş olan fenikeliler ilk önce mısırlardan yazı sanatını öğrenmişlerdi ve yazı sanatını mısırlılardan daha çok geliştirdiler. antik yunanlar da bu sanatı fenikelilerden öğrendiler ve yazı sanatını fenikelilerden daha fazla geliştirdiler.

    mısırlılar şekillere dayanan yazı kullanmışlardı. babilliler ise çivi yazısını. bu yazı şekilleri günlük kullanıma el verişli değillerdi. antik yunanların geliştirdiği yazı ise elverişliydi. dolayısı ile bireysel anlamda kullanıma açıktı. böylelik antik yunan uygarlığının gelişmesi de çabuklaşmış oldu. antik yunanların dikkat çeken ilk yazılı ürünü ise homeros’tu. homeros’a bakarak, antik yunanların yükselme süreçlerinde ki kendilerini onlardan önceki uygarlıklardan farklı olarak dünyayı algılayışlarını daha iyi anlayabiliriz. özellikle mısırlılar ile mezopotamyalıların gelişmişlikleri din eksenli gelişmiş ve sınırlı kalmıştı. antik yunanlarda ise durum daha farklı gözüküyor.

    homeros’ta ki antik yunan tanrılarına baktığımızda onların pekte tanrı gibi olmadıklarını görürüz. tanrıları, insan gibidirler. insanlardan onları ayıran özellikleri, ölümsüz olmaları ve üstün güçlere sahip olmalarıdır. kişisel özellikleri ise insanlar gibidir. öfkelenirler, sarhoş olurlar, sevişirler ve gerek davranışları gerekse duygusal hareketleri tamamen insancıldır.

    gilbert murray şöyle diyor:

    “çok ulusun tanrısı, dünyayı yarattığını ileri sürmüştür. olympos tanrılarınınsa böyle bir savı yoktur. onların yaptığı, yalnız dünyayı ele geçirmek olmuştur. krallıklarını kurunca nasıl davranmışlardır? yönetim işine mi girişmişlerdir? ticaret ve endüstriyle mi uğraşmışlardır? asla! neden dürüst iş görsünlerdi? haraç alıp yaşamak, vermeyenlerin üstüne yıldırımlarını göndermek varken. egemen oymakbaşı, görkemli soyguncudan başka birşey değillerdi. savaşırlar, iyice içerler, başuçlarında bekliyen topal demirciye kahkahalar savururlar, kendi kralları dışında kimseden korkmazlar, sevgi ve savaş dışında yalan söylemezlerdi.” (grek dininin beş aşaması, s. 68)

    antik yunanların tanrıları hiçbir kısıtlama olmaksızın tamamen insan gibiydiler ve ahlak anlayışları alışıla gelmişin dışındaydı. dolayısı ile antik yunanlar da kendileri üzerinde hareketlerini kısıtlayabilecek, dinsel bir baskı görmemişlerdir. kuşkusuz bu ortam ve algılayış onların yükselişinde büyük bir öneme sahiptir.

    sonuç olarak, ticarette etkin olmaları neticesinde zenginleşmeleriyle, kendilerine vakit ayırmaya başlayabildiler. birçok şeyi sıfırdan ortaya çıkarmadılar, diğer uygarlıklardan öğrendikleri ilkel bilgilerin üzerine çok daha fazlasını katarak ve bilgiyi yazı sayesinde sistematikleştirerek, etkisi günümüze kadar uzanan bir uygarlık kurdular.

    edit: bir tanede müzik iliştirelim şuraya