• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (7.00)
antilop ve flurya - margaret atwood
yayınevi: oğlak yayıncılık
sayfa: 396 sayfa
orijinal dili: ingilizce
basım tarihi: 1970

..."günümüzün ingilizce yazan en önemli romancılarından margaret atwood, damızlık kızın öyküsü'nde olduğu gibi, yine geleceğin karanlık çağlarını anlatıyor. atwood'un ayrıntılı yarattığı ilk erkek kahramanı, gelecekte ölümcül bir virüsün insanlığı neredeyse yok ettiği bir dünyada ve ağaçta yaşar...genleri değiştirilmiş bitki ve hayvanların giderek çoğaldığı günümüzde, böyle bir geleceğin hepimizi beklediğini, romanı okuyacak herkes ürpererek hissedecek. atwood'un, kör suikastçi ve nam-ı diğer grace'ten sonra antilop ve flurya'sı da oğlak / edebiyat'ta.(arka kapak'tan)
  1. baskısı olmaması sebebiyle zor bulunan, bulmanız halinde de etiket fiyatının 2 3 katını ödemek zorunda kalacağınız bir kitap bu. ama okunmasa da olur o yüzden vermeyin derim o paraları. bilinmeyen bir gelecekte, teknolojinin çok ilerlediği, zenginle fakirin apayrı yerlerde yaşadığı ve birbirlerinin muhitlerine pek geçemediği (anladığım kadarıyla zenginler diğer tarafa gidebiliyor da oradan kimse gelemiyor) bir gelecekte geçiyor olay. kitap hayatta kalan, bildiğimiz anlamdaki, tek insanın 3 4 gününün anlatımından ibaret. bir virüs tüm insanlığın yok olmasına neden olmuş, sadece kar adam hayatta kalmış. kitabın daha ilk sayfalarında -arka kapağı okursanız zaten orada yazıyor da- dünyanın, şu an bildiğimizden daha farklı bir hale geldiğini seziyorsunuz. adamımızdan başka, genetiği değiştirilmiş ve olduğundan çok daha tehlikeli hale getirilmiş çeşitli hayvanlarla bizim bildiğimizden daha farklı görünen ve kitap boyunca flurya' nın çocukları olarak adlandırılan insanlar var.
    bundan sonrası biraz spoiler. flurya en basit tanımlamayla bir bilim adamı ve kahramanımızın da çocukluk arkadaşı. antilop ise kahramanın sevgilisi. kahramanın diğer adı -bu gerçek adı- jimmy. jimmy ve kar adam ismi kitap boyunca dönüşümlü olarak kullanılıyor. şimdiki zamandan bahsedilirken kar adamı, geçmişten bahsedilirken de jimmy ismi kullanılmış ve bu çok iyi olmuş çünkü bu sayede aynı sayfada ne zaman geçmiş bir anıdan, ne zaman şimdiki zamana ait bir şeyden bahsedildiği konusunda hiçbir kafa karışıklığı yaşamıyorsunuz. ilk başlarda havada kalan pek çok şey kitabın sonuna doğru yerine oturuyor. antilop kim, flurya kim, çocuklara neden flurya' nın çocukları deniliyor, adamımız neden diğer insanlarla beraber ölmüyor da hayatta kalıyor vs. hepsinin cevabı var ama kitabın sonlarında doğru kafanıza takılan çok kritik bir soru, bilerek cevapsız bırakılmış. bilerek diyorum çünkü yazar cevap paragrafına başlayıp bir şekilde yarım bırakmış onu. hadi bunu daha açık söyleyeyim, o kritik ''neden'' sorusunun cevabını bir kağıtta buluyor kahramanımız ama bir yerden sonra yazının devamının yazılmadığını görüyor.
    kitabın temposunu sevdim, akıyor kitap, olay ilgi çekici, kafanızda bir sürü merak uyanıyor falan ama yine de somut olarak açıklamakta zorlanacağım sebepler yüzünden ben bir roman kurgusu olarak zayıf buldum kitabı. bir distopya olarak kabul edebiliriz belki bunu ve birinci amacının da kusursuz bir roman tekniğine sahip olmak olmadığı çok açık, yine de bundan daha iyi distopyalar var roman tekniği konusunda. örneğin deli gibi merak etsek de ve roman boyunca verilmeye çalışılmış olsa da antilop karakterinin hayatıyla ilgili bir türlü yeterli bilgiyi elde edemiyoruz. yine ana karakterimizin annesiyle ilgili de pek çok cevapsız soru kalıyor aklımıza kitabın sonunda. bunlar bu kadar yoruma açık bırakılacak şeyler olmamalıydı bence.
    anlatılan gelecek aslında çok da uzakta değil diye düşündüm kitap boyunca diğer yandan kitabın asıl derdinin ne olduğuyla ilgili bir türlü net bir kanıya varamadım. tam olarak neyi eleştirmiş, hangi amaçla yazılmış bilemiyorum. kitabın son sayfasını okuduğumda ciddi bir tatminsizlik yaşadım. her şey bir yana, kahramanın onca riski göze alıp da 3 4 gün sürecek bir yolculuğa çıkma nedenini bile tam anlayamadım. kar adamı kitabın daha başında yaşadığı bölgeden ayrılıp bir keşif gezisine çıkıyor ve eski yaşadığı yere gidiyor. zaten tüm hikaye bundan ibaret. bu yolculuğu okuyoruz, sık sık da geçmişe gidip dünyanın şu an neden bu halde olduğuyla ilgili fikirler ediniyoruz.
    bu kitap benim hep söylediğim şeyi söylüyor ama bir yanıyla; hepimiz, var olmak için bir başkasına muhtacız. tüm dünya bizim olsa da eğer tek başınaysan aslında hiçbir şeye sahip değilsin ve hayat da katlanılamaz derecede sıkıcı.
    kitabın kapağı ayrı bir güzeldi benim için. elime alır almaz ''lan ben bu kapağı anımsıyorum sanki'' diye düşündüm, künye sayfasında da kapaktaki resmin en sevdiğim ressamlardan biri olan ve onu tanımamı da başka bir kitaba borçlu olduğum hieronymus bosch' a ait olduğunu gördüm. kitabın en kısa özetini de bir filmin repliği yapsın madem;

    ''tanrı dinozorları yarattı. tanrı dinozorları yok etti, tanrı insanı yarattı. insan tanrı' yı yok etti, insan dinozorları yarattı.'' (jurassic park)

    !---- spoiler ----!


    sonuçta dinler ıstıraplar, sürekli ertelen hazlar ve cinsel sıkıntılar üzerine kuruluydu (sf: 314 - oğlak yay. - 1. baskı)

    ''ölümsüzlük'' dedi flurya ''bir kavramdır. 'ölümlülüğü ölüm olarak değil de öleceğini bilerek ve bundan korkarak yaşamak diye tanımlarsan, 'ölümsüzlük' bu korkunun yokluğudur. (sf: 321 - oğlak yay. - 1. baskı)

    !---- spoiler ----!