• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.00)
anvil; the story of anvil - sacha gervasi
1978 yılında kurulan ve başarı yakalayamayan kanadalı heavy metal grubu anvil'in hikayesinin anlatıldığı belgesel.
  1. bugün izledim bu filmi. anvil adlı, 1980lerin başında kısa dönem meşhur olmuş, sonra albüm satamamış, ama "dağılmamış" bir grubun öyküsü. dağılmamış kelimesi önemli.

    metal müzik sevmem. tek hoşuma giden rock grubu guns and roses olmuştur, bir de birkaç psychedelic rock yapan meşhur grup(beatles,the doors, pink floyd vs.) ama yine de bu tarz grupların, müzik gruplarının kuruluşları, dağılışları ilgimi çeker.

    mesela duyduğum birkaç dağılma hikayesinden sonra şu tarz bir örüntü sezmiştim: 20lerinde toy delikanlılar bir grup kurarlar. hayattan beklentileri yüksektir. idealisttirler, tüm dünyaya yaptıkları müzikleri dinletmek isterler. rock konserlerine katılırlar, diğer gruplardan farklarını hissettirirler. ünlenirler. bir müzik şirketi hemen onlarla anlaşma imzalar. albüm çıkarırlar, ünlenirler, konser verirler, ünlenirler, giyim-tarz olarak farklı şeyler yaparlar daha da ünlenirler. ve ne yazık ki bir süre sonra grup üyeleri bu ünü kaldıramaz. ayrılanlar olur, uyuşturucu kullanıp beyaz ölümle karşılaşanlar olur, kısacası aşırı ünlülük grubu bitirir. sonra mesela yıllar sonra, herkes 40-50li yaşlarındayken tekrar grubu kurarlar, ama yaptıkları şey haber kanallarında birkaç saniyeliğine yüz gülümsetmekten, eski hayranlarına nostaljik göz yaşları döktürmekten başka bir işe yaramaz.

    bu gördüğüm örüntü her dağılan grup için geçerli değil elbette, ama bu tarz benzer hikayeler gördüm. anvil grubunu daha önce hiç duymadım. anvil'in yukarıdaki gibi bir öyküsü yok. "ünsüzlük" onlara bazı şeyleri öğretmiş.

    anvil grubu 1984 yılında japonya'daki bir rock konserine katılıyorlar. onların dışında scorpions, whitesnake ve bon jovi gibi gruplar da var. anvil, konserde birçok kişiyi etkilemesine rağmen, albüm satamıyor ve unutuluyor. ancak, aradan geçen yıllar içinde grup dağılmıyor. grubun üyeleri kanada'da yaşamlarına devam ediyor. grubun gitarist ve solisti steve kudlow bir yemek şirketinde teslimat şoförlüğü yapıyorken, grubun ikinci önemlisi robb reiner ise inşaatlarda çalışıyor. grubun diğer üyeleri de günlük hayatlarında orta-alt sınıf işlerle meşguller. ama boş zamanlarında, haftasonları, akşamları vesaire barlarda bir araya gelip çalıyorlar, eğleniyorlar. ve böyle 30 yıl bir arada kalıyorlar.

    30 sene. bence inanılmaz bir sayı. gruptan ayrılanlar oluyor, ama yerlerine gelenler bile en aşağı 10 senelerini gruba veriyorlar. rock müzik yapmak, şarkı söylemek onlar için bir eğlence artık. para kazanabilecekleri bir mecra değil. bence bu durum, grubu aşırı ünlenmenin getirdiği başarı baskısından ve genel popülarite baskılarından kurtarmış. herkes egosunu yenmiş bir vaziyette.

    grup daha sonra avrupa'da bir konser turuna katılıyor. ancak tur tam bir faciayla sonuçlanıyor. menajer eksikliği, profesyonellik sıkıntısını bariz görebiliyoruz. bu sahnelerde grubu bugünün popüler gruplarıyla kıyasladım. düşününce gerçekten üzücü. anvil'in üyelerindeki o heyecanı görebiliyorsunuz. kanada'da çalıştıkları işlerden feragat edip, avrupa'ya insanları sevindirmeye geliyorlar. ama kaç kişi onları dinleyecek bilemiyorlar. nitekim her konser verdikleri alan çok az doluyor. örneğin romanya'da 10.000 kişi kapasiteli bir arenada konser veriyorlar. kaç kişi geliyor? sadece 174.

    bugünün gruplarını düşündüğümde, sanki bir ünlenme periyodundan sonra grupta bir profesyonellik havası ağır basarken, o sanatçı, amatör, eğlenmek ve eğlendirmek isteyen ruh kayboluyor gibi. bunu görebiliyorum çünkü anvil'in o 174 kişi önündeki performansı, işlerine verdikleri ruh gerçekten bugünün birçok popüler grubuna fark atacak cinsten. ve gruptaki tüm üyeler 50li yaşlarında. ünlü olamamanın verdiği bir "eğlendirme isteği" var.

    grup daha sonra bir albüm bastırmaya karar veriyor. daha doğrusu hiç satamayan 12 albümünden sonra, 13. albümünü çıkarmak istiyor. bu iş için gereken miktar 12-13 bin dolar. grup kara kara düşünüyor, 13 doları nasıl bulacaklar. bu belgesel gerçekten etkiledi beni. 13 bin dolar. bizim açımızdan, kişisel olarak düşündüğümüzde belki çok bir para, ama bir rock grubu, albüm çıkarmak için 13 bin dolar bulamıyor. öte yandan, başka metal gruplar, inanılmaz meblağlar elde ediyorlar. bunun kıyaslamasını yapmak doğru mu bilmiyorum. mesela metallica çok para kazanıyor, anvil az para kazanıyor(pardon hiç kazanamıyor), hadi anvil'i övüp, metallica'yı kötüleyelim demek doğru değil. metallica bir şeyleri doğru yaptı, belki iyi reklam, belki güzel müzik veya başka etkenler onları metallica yaptı. ki belgeselin başında bir metallica üyesi anvil'i övdükten sonra, ünlü olamamalarıyla ilgili şöyle diyor, "bilemiyorum, belki de doğru yerde, doğru zamanda değildiler." ben de katılıyorum. belki anvil'in müziği daha az sevildi, belki müzik marketlerde, kötü pazarlama yüzünden albümleri arka raflarda kaldı, veya başka birçok sebep.

    kesin bir şey var ki 13. albümleri için 13 bin doları kolay bulamadılar. daha sonra grup solistin ablasının onlara bu parayı vermesiyle albüm çıkartıyor. bu sefer de müzik şirketlerini dolaşıp, anlaşma imzalamaya çalışıyorlar. 30 sene sonra, yine hiçbir müzik şirketi onlarla ilgilenmiyor. o sırada üyelerden biri kızıyor, bağırıyor, müzik endüstrisini "uyuşturucu pazarlayan mafya babalarıyla dolu" olmakla suçluyor.

    uyuşturucu. eroin. "drugs." 1960ların sonunda pek çok grup, acid rock kategorisi altında albümler çıkardı. acid rock denmesinin sebebi, bu grupların müziklerini yaparken lsd gibi psychedelic, sürreal anlar yaşatan uyuşturuculardan yararlanmalarıydı. bugün the doors, jefferson airplane gibi birçok ünlü grup, acid rock'tan fırladı. bilmiyorum onlar mı başlattı ama daha sonra rock müzik ile uyuşturucu alışkanlıkları birbirine uyumlu görünmeye başladı. bir grubun solisti, gitaristi eroin kullandığı zaman, bunu öğrendiği zaman yadırgamıyordunuz. neden? rock müzik yapmak, hayatı enlerde yaşamak mı? hızlı yaşayıp genç ölmek mi? yoksa bu popülariteyi, ünün getirdiği baskıyı kaldıramayıp kaçış için uyuşturucuya başvurmak mı? yoksa "hipster" olmanın formülü beyaz madde kullanmaktan mı geçiyordu? anvil üyeleri uyuşturucu kullanmamış, kullanmıyor. rock müziğe, metale inanıyorlar, ama bununla uyuşturucunun yan yana gitmesi "gerektiğine" inanmıyorlar. acaba bu durum, grup üyelerinin kendi kişisel ahlak anlayışlarından mı kaynaklanıyor, yoksa hiç ünlü olamadıkları için yaşamadıkları ün baskısına ve yaşadıkları sade hayatlara mı dayanıyor? düşünmek lazım bence.

    ve filmin finali. grup japonya'da konser vermeleri için teklif alıyor. bu teklif onları tekrar 1984'e, hayatlarının en önemli gününe götürüyor. grup japonya'ya gidiyor. öğreniyorlar ki 3 günlük konserin ilk grubu olarak sahne alacaklar ve konser saati öğlen 11. bu küçük hayal kırıklığı onları etkilemiyor. çıkıyorlar, geniş bir kitleye ellerinden gelen en iyi performansı veriyorlar.

    kısacası anvil! the story of anvil hoşuma giden bir film oldu. müzik endüstrisinde fazla ünlenip dağılan gruplar duydum, hiç ünlenemeyip dağılan gruplar gördüm ama ünlenmenin kıyısından dönüp, o treni kaçırdıktan sonra bile bir arada kalan, 30 yıl müzik yapmaya devam eden, bir yandan da günlük "para kazandıran" işleriyle uğraşan üyelerden oluşan bir grup ilk defa duydum, gördüm. bu belgesel beni güldürdü, üzdü, etkiledi, düşündürdü.

    metal müziğe ilgili olsaydım sitelerinden bir albümlerini de satın alırdım diyerek sözlerimi noktalayayım.