• izledim
    • izliyorum
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (9.50)
aoi bungaku series
bu seri, japonya'nın tarihe adını kazımış altı önemli edebiyatçısına ait japon edebiyatının, altı modern klasiğinin uyarlamasından oluşmaktadır.
  1. animeyi izledikten sonra uzun uzun araştırmasını yapmış özellikle de (bkz: osamu dazai) nin hayatından çok etkilenmiştim. bir de üşenmeden hakkında bir yazı yazdım. spoiler mıdır bilmem ama kesinlikle sürpriz bozan bir yazı olmayan hatta mini kitap özetleri de diyebileceğim yazıyı da paylaşmak isterim

    !---- spoiler ----!

    birinci bölüm (1 - 4) ningen shikaku osamu dazai'nin sembolik yarı otobiyografisi ningen shikaku (insanlığımı yitirirken) dan oluşuyor. "yaşamım utançlarla dolu. insan yaşamının ne olduğu hakkında en ufak bir fikrim yok" cümlesiyle başlayan eserinde dazai, çocukluğundaki yalnızlığını, gençlik yıllarında ailesinden kopup tokyo'da geçirdiği sıkıntılı zamanlarını, intihara teşebbüslerini, vereme yakalanışını, yaşadığı tüm maddi ve manevi sorunlarını gayet ustalıkla ve yalın bir anlatımla kaleme almıştır. vereme yakalandıktan sonra işini kaybedip terk edilen, alkol ve esrar bağımlısı olan dazai 1948 yılında, 39 yaşındayken sevgilisiyle birlikte tokyo'daki tagamawa barajına atlayarak intihar ettiğinde geride bıraktığı son sözü "doğmuş olduğum için beni affedin" olmuştur.

    ikinci bölüm (5 ve 6) sakura no mori no mankai no shita sakaguchi ango'nun en ünlü eseri olan sakura no mori no mankai no shita (ormanda, çiçek açmış kirazların altında) dır. ango'nun kişisel deneyimleri bu eserin ortaya çıkmasına vesile olmuş. savaş boyunca, ueno'daki kiraz çiçeklerinin altında ango, tokyo'nun bombalanması sırasında insanların yanarak öldüğüne, ueno dağı'na getirilip yakıldığına şahit olmuş. denemelerinde de o zamanlarda hissettiklerini anlatmış. kiraz ağaçlarının tamamen çiçek açtığı, o insansız ormanda bir tek esip geçen rüzgarın sesi duyulurmuş. bu ölüm sessizliği kaçıp gitmenize neden olurmuş. ango, yeniden doğuşun simgesi olan kiraz çiçeklerinin lanetli olduğuna bu yüzden inanırmış.

    üçüncü bölüm (7 ve 8) kokoro insan ilişkileri konusunda her zaman rahatsızlık içerisinde olan natsume souseki, kendisini ruhsal olarak köşeye sıkışmış hissediyordu. yakın arkadaşı olan şair takahama kyoshi onun bu durumunu fark etti ve yazmayı bir oyalanma vesilesi olarak başlamasına teşvik etti. sadece eğlenmek için yazmaya başlayan souseki'nin ilk romanı "ben bir kediyim" böylece hayata geçmiş oldu. kitabının yayımlanmasından beş yıl kadar sonra souseki ciddi bir şekilde hastalanmış ve neredeyse delirme noktasına gelmiş. bu dönemde souseki, yazılarında insanların kalplerindeki karanlık üzerine yoğunlaşmış ve tarzı artık daha depresif bir hal almış. "kokoro" adlı kitabı bunun bir örneği olarak kabul edilir. insan bencilliğinin ve ahlakının arasındaki çelişkiyi anlatan bu kitap souseki'nin son yıllarının bir sembolüdür de. iki bölümden oluşan "kokoro", ilk bölümünde olayları sensei'nin, ikinci bölümünde ise k'nin gözünden anlatmaktadır. peki hangisine inanmalıyız?


    dördüncü bölüm (9 ve 10) run, melos! osamu dazai'nin bir başka romanı olan run, melos'un yazılma sebebi aslında dazai'nin ödenmesi gereken borçlara sahip olmasındandır. dazai, yazar dostu dan kazuo'yla birlikte atami'deki bir handa gösterişli bir yemek ziyafeti verir ve tüm parasını harcar. faturayı ödemek için dan'ı handa bırakır ve ustası ibuse masuji'den borç almak için yanından ayrılır. fakat üzerinden epey zaman geçmesine rağmen hana dönmez. dan bir sebeple handan ayrılır ve ibuse'nin evine, dazai'yi aramaya gider. ondan borç para istemeye bir türlü dili varmayan dazai'yi ibuse ile japon satrancı oynarken bulur. dan'ın çok kızdığını fark eden dazai ona şunları söyler : - dan-san, bekleyen kişi olmak mı yoksa başkalarını bekleten insan mı daha çok acı çeker? ? dazai "artık insan değil" gibi önceki eserleriyle karşılaştırıldığında, bu dönemdeki eserleri "koş, melos" la başlayarak farklı bir tarza bürünmüştür. artık daha aydınlık ve hassastır. "talihsizliğimi severek yazıyorum, neredeyse tadına bakar gibi" dazai

    beşinci bölüm ( 11 ) the spider's thread japon edebiyat dünyasına adını altın harflerle kazıyan ryunosuke akutagawa. merhametsiz bir suçlunun, cehenneme düşme hikayesi. sadece bir örümceği öldürmeyerek ufak da olsa iyilik yapmış olan azılı suçlu kandata'ya, çıldırmak üzere olduğu cehennemden kendisine uzatılan örümcek ipliğiyle oradan kurtulma şansı tanınır. taisho dönemi boyunca sıradışı tarzı ve özenle meydana getirdiği öyküleri ile dahi olarak anılan akutagawa'nın 23 yaşındayken yayımladığı ilk öyküsü "hana" yani "burun"dur. bu öyküyle japon edebiyat duayeni natsume soseki"nin de büyük övgüsünü kazanmış. japon kültüründe gurur"u simgeleyen burun, akutagawa"nın "hana" öyküsünde de bencillik kavramı üzerinden ele alınmış ve bireyin özgürce yaşamasındaki engellerden birinin baskıcı toplumun temsil ettiği otoriter vicdan olduğu saptanmıştır. "burun"* öyküsünün günümüzde değerini koruması ise okuyucunun öyküde kendinden ortak noktalar bulmasına bağlanmıştır. bu başarılarının ardından akutagawa'yı, arkadaşı kikuchi kan, akutagawa ödülleri düzenleyerek onure etmiştir. halen daha bu unvan, japonya'da yeni yazarlar için büyük bir şeref olarak görülmektedir. "örümceğin ipliği" akutagawa'nın 26 yaşındayken yazdığı hikayesidir. bu hikayeyle çocuklar için edebiyat fikrinin yaratıcısı olmuştur. * burun öyküsünün aslı, konjaku monogatari içinde yer alan bir çin öyküsüne dayanmaktadır. ayrıca burun sembolünün kullanıldığı eserler arasında akla ilk gelen pinokyo (1883) dur. carlo collodi'nin bu çocuk romanında, haylaz bir kuklanın tek isteği insan olmaktır. ancak her yalan söylediğinde burnu uzar. burada burun karşımıza bencillik objesi olarak çıkar. nikolay gogol'un "burun" (1835) adlı öyküsünde ise bir sabah burnunu yerinde bulamayan bir devlet memurunun başından geçenler anlatılır. burnu, güzel kıyafetler giymiş ve kendisinden üst derece bir memur olarak karşısına çıkar. burada burun, gurur ve bencillik objesi olarak ele alınmıştır.

    altıncı bölüm ( 12 ) hell screen ryunosuke akutagawa'ya ait olan bir diğer eserdir. akutagawa sanatsal yazma stilinde ilk ve en önemli örneklerdendir. hell screen de bunu destekler niteliktedir. fakat taisho dönemi sonlarına doğru kendine has üslubu klasik ve batı kaynaklı izlerle donatılan diğer yazarlar tarafından yapay olduğu söylenerek eleştirilmiştir. bu dönemde kişisel deneyimlerden oluşan "shishousetsu" lar yani otobiyografik romanlar popüler hale geldiğinden akutagawa döneme kendi shishousetsu'suyla meydan okumuş. yine de eskisi kadar övgüsel eleştiriler almamış. 24 temmuz 1927 yılında, 35 yaşındayken intihar etmeden önce bıraktığı mektubunda yazanlara göre geleceğiyle ilgili karmaşık korkular içerisindeymiş. "cehennem manzarası" sanat için her şeyini feda eden adamı anlatmakta. akutagawa, shishousetsu'na sadık kalarak öyküsünde kendi kaderine de atıflarda bulunuyor.

    !---- spoiler ----!
    izumi