1. jacques derrida'nın ürettiği bir kavram.

    gösterge, anlamlandırma aşamasında, yani 'görünen' olduğu aşamaya geldiğinde arkaik bir hatıralar silsilesine dalarak gösterge'yi daima başka göstergeye refere eder. yani gösterge'nin yalın, objektif bir anlamı mümkünsüzdür.

    bu, üzerinde çalışılan yani imge'yi yazın mecrasına çekerek dolayısıyla benliği de yazın mecrasına çekerek bir anlamsızlık içinde eritmenin yolunu açar. bu fikir, blanchot'nun nietzsche'den gördüğü parçalı yazı (fragmentary writing) ile benzeşiktir.
    nietzsche biteviye metaforik bir şekilde yazar. bu şekilde yazarak, anlamı farkındalıktan ayrıksılaştırıp berraklaştırmak istemiştir. yani farkındalığın yarattığı çelişkileri sıfırlamak. buradan el alan blanchot, benliği 'sessizliğe' çekmek için uğraşır. böylece sürekli yazı alanına çekilen sözler parçalanarak bütünlüğünü kaybeder. suskuya evrilir. şöyle der konu hakkında blanchot:

    ' parçalı yazı, her türlü bilgiye, söyleme, her zaman başka bir dille eşlik eder ve içlerinden geçer; bu başka dil oyunları, onları, bir çiftlenme biçiminde, durdurulamayanın, bitmek bilmeyen sonun konuştuğu dışarıya doğru çekerek kesintiye uğratır '

    işte bu kesintiye uğrama durumu, benliğin yazı'ya çekiliminden sonra ise arkheyazı ile yazıdaki benliği de farkındasızlığa çeker.

    ' yazılacak sözün sonsuza dek sessizliğe gömülmesi gerekir ' blanchot

    bu, bütün varoluşsal problemin çözümüdür. önümüzde durmakta. lâkin neden ulaşamıyoruz buna? çünkü bunun için fizyolojik olarak çok önemli bir hediyenin verilmiş olması gerek size. nedir o?
    `unutmak`!

    unutmak harikuladeliği, farkındalığı minimize edip, bozguna uğratabilecek en önemli aktördür. derrida'nın 'amnezyak okuma' dediği, heidegger'deki `sous rature` kavramından aparıp geliştirdiği okuma şekli, okunan, farkındalığına varılan bir şeyin sonradan başka anlamlara gönderme yapabilecek şey'leri unutarak tarumar etmesidir.
    bu sizde mevcut ise yazıya çekilebilmeniz ve çekildiğiniz yazı uzamında yazılaşmanız, sözü, mânâyı unutup gerçek mânâya ulaşmanız işten bile değildir.

    varoluşsal problemin üç çeşit çözümü vardır. birisi budur.
    2'ncisi üstinsanlıktır. ki bu şu anda varolan bütün beşeriyetin yok edilip, bütün binaların, kitapların, bütün yapısal şeylerin yok edilip, 5-6 tane taşıyıcı anne seçilip yeni doğacak bebekleri doğaya bırakmakları ve kendi kafalarına sıkmaları ile mümkün olacaktır.
    3'üncüsü ise şizofrenik hâldir. bu da bilinçle ulaşılacak bir şey olmadığından çözüm olarak addedilemez.

    yani bilerek yapabileceğimiz iki şey üstinsanlık ile postmodern aklı selim bütün filozofların üzerinde durduğu dilsel uzamı yok edip, onun zihinde kalan tortularını da temizleyerek imge'nin kendisi olmak.