• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (7.00)
avp; alien vs. predator - paul w.s. anderson
antartika'da buzlara gömülü garip bir piramit bulunur. milyarder bir iş adamı, bilimadamları ve maceracılardan oluşan bir ekip kurarak olayı araştırmaya başlar. ekip piramite geldiğinde, kıtanın aslında iki uzaylı ırkının savaş alanı olduğunu farkederler. insanlık yokedici tarafları olan savaşın ortasında kalmıştır. sinema tarihinin iki korkutucu uzaylı ırkını konu alan film serilerinden sonra, bu kez iki ırk aynı filmde buluşuyor. iki türün birleştirilmesi fikri, dark horse tarafından yayınlanan çizgi roman serisiyle ve daha sonra da bundan türetilen bilgisayar oyunlarıyla denenmiş ve oldukça ilgi görmüştü. filmin başarılı olması durumunda henüz sadece düşünce aşamasında olan alien ve predator serilerine birer film daha eklenmesine yol açabilir.
  1. alien serisinin bilim - kurgu adına kattığı derinlik tartışılmaz olmakla birlikte, predator ile bu derinliği birleştirmek eğer üzerinde özenli bir çalışma yapılmış olsa idi muhtemelen çok önemli sonuçlar verebilecekti. ancak bu haliyle alien serisinin alt metinlerindeki derinlikten ziyade işin vahşet ve dehşet tarafıyla ilgilnemiş filmler bulunmakta elde.

    elbetteki mevcut haliyle de, sektörün en can alıcı iki karakterini karşı karşıya getirmiş bir filmden de ilk beklenilecek budur işin felsefesini bir kenara bırakırsak.

    peki bu noktadan ele alırsak, 2004 senesinde çekilmiş eldeki bu film vaat ettiğini yerine getirebiliyor mu?

    elimizde haliyle üç ana grup var. xenomorph, predator ve insanlar. ilk karşımıza çıkansa predatorlar oluyor. film bu noktada çabucak çözülüyor, filmin, predatorlar ile ilk karşılaşmada görmemizi istediği "dehşet" perdeye fena yansıtılmamış durumda. elbette ki "görünmeyen" bir düşmana karşı yaşanan dehşet daha da mükemmel olabilir miydi orası muamma. genede buradaki çözülme hiç de fena değil.

    mekanın "köşeye sıkışmışlık" vurgusunu yapacak şekilde kullanılması bir yana, xenomorph yumurtalarını kurban etme odasında ilk görüşümüz, yavruların çıkışına tanıklığımız da yaratılmaya çalışılan "dehşet" duygusuna destek veriyor. burada ağır çekim seçimi de akılda kalıcı. ancak, beklenen "vahşet" duygusu belkide yaratıkların doğumlarında karşılaşabileceğimiz sahneler olabilecekken, bu filmde geçiştirilmiş nedense. bu da, özellikle alien serilerinde işin bu yönüne yüklenen referansların pek umursanmadığının işareti. elbet filmin alien serilerinden daha sonra çekilmiş olması da kafayı bu tip derin mevzulardan ziyade av -avcı / kurban noktasına takmış olmasına neden olmuş diye değerlendirebiliriz. sonuç olarak aradan geçen onca sene içerisinde filmlerin hitap ettiği kesim değişti, korkular, tabular ve beklentiler değişti.

    bu filmi tanımlarken kullanılabilecek ilk kelime "dehşet" olmalı muhtemelen. predator ve xenomorphun ilk görüldüğü anlar bu etkiyi verirken, zamanla bu etki kayboluyor. elbet burada gene ilk alien filmine dönebiliriz. scott 'da, yaratığı göstermeyerek gerilimi sürekli had safhada tutmuş, dehşeti yaşamamızı sağlamıştı. elbette bu filmde böyle bir şans yok, beklenen av - avcı karşılaşması. bu noktada da film, mekan kullanımı kartını oynuyor. duvarları belirli periyotlarla hareket ederek avı köşeye sıkıştırmaya çalışan piramit, gerilimi arttırırken, ekibi de bölerek çaresizliğin etkisini arttırıyor ve avlanmayı kolaylaştırıyor. kısacası ilk yaratık - predator karşılaşmasının doğal tanımı olan "dehşet", yerini usul usul av - avcı heyecanına bırakıyor.