• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (9.16)
aylak adam - yusuf atılgan
her şeye "karşı" duran, "karşı" çıkan, "karşı" olan bir adam... aylak adam... bir adı bile yok. "c." diyor yusuf atılgan kısaca.insan her şeye bunca "karşı"yken kendine de "karşı" olmadan nasıl sürdürülebiler bir "karşı" yaşamı?c., sıradanlığa, tekdüzeliğe, alışılmışın kolaycılığına hiç mi hiç katlanamıyor. hem farklıyı, hem doğru olanı arıyor. çabasının boşuna olduğunun da farkında üstelik.zor bir karakter, zor bir yaşam, yalın bir roman.


  1. youreads eş zamanlı kitap okumalarında (bkz: çürümenin kitabı) ile birlikte ekim ayı listesinde yer alan kitabımız. yıllar önce okumuştum tekrar bakmama vesile oldu, öneren arkadaşa teşekkürler.

    bir alıntı ile gireyim yorumlamaya;

    !---- spoiler ----!

    "dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. tramvaydaki tutamaklar gibi. uzanır tutunurlar. kim zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine; sanatına. çocuklarına tutunanlar vardır. herkes kendi tutmağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. gülünçlüğünü fark etmez. kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım. öküzleri besiliydi , pırıl pırıldı. herkesin, “- veli ağanın öküzleri gibi öküz, yoktur, ” demesini isterdi. daha gülünçleri de vardır. ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: gerçek sevgiyi! bir kadın. birbirimize yeteceğimiz, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!"


    !---- spoiler ----!
    aylak adam miras yedidir. aslına bakarsanız bir soruyu cevaplamaya çalışır; maddi kaygıları olmayan, istediğini yapabilme özgürlüğüne sahip bir insan ne yapar?

    kitap gerçekçi mi sorusunu cevaplamak gerek. kitap sadece c. nezdinde gerçekçi bu bakımdan okuması büyük keyif. karakterin bütünlüğü ile mirasyediliği onu arayışa sürükleyebiliyor. bunu belirttim çünkü bir başkası bambaşka hobilerle hayatını belkide daha güzel kılabilir. ama c. sadece aylak aylak dolaşıyor ve her şeyin ne kadar sahte olduğuna kafa yoruyor.

    arayışının adını da aşk koyuyor, fakat gerçek aşka bir türlü ulaşamıyor. hayatın anlamı çözümlemesini aşk üzerinden yaptığı için nihayet platonik olanla içindeki boşluğu dolduruyor. çünkü gerçeklik her şeyi bozduğu gibi aşkı da bozuyor.

    kitap sürükleyici, okuması keyif veriyor, her şeyden bağımsız bir edebi eser olarak muazzam. üzerinde çalışılmış kafa yorulmuş tutarlı. okumayan kalmasın diyebileceğimiz bir eser.
    abi
  2. kağızman'ın bir köyünde bir çift öküzüne tutunan veli ağa ile metropol insanının eşit derecede gülünç ve sahte tutamaklara sahip olduğunu söyler bu kitap.

    "dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır." cümlesi etrafında, sahte ve gülünç olmayan tek tutamağı, gerçek sevgiyi arayan bir adamın hikayesidir.
    adako
  3. “çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor. sinemadan çıkmış insan. gördüğü film ona bir şeyler yapmış. salt çıkarını düşünen kişi değil. insanlarla barışık. onun büyük işler yapacağı umulur. ama beş-on dakikada ölüyor. sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu; asık yüzleri, kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyorlar, eritiyorlar.”

    keşke dünya üzerindeki herkesin yalnızca "sinemadan henüz çıkmış insanlardan" ibaret olduğu bir anımız olsa ve birbirimizi çıkarsız dinleyip, anlayabilmek için olabildiğince uzatabilsek bu anı.
  4. üslup, tespitler, karakter, anlatılan hikaye, kurgu vs. vs. bir kitap için aklınıza gelebilecek tüm ögeler ülke standartlarının çok üzerinde. albert camus' nün yabancı' sında hayran olduğum meursault karakterine benzer düşüncelere sahip bir adam c. ve bir varoluş sorgusu/sorunu var kitapta; ne var ki meursault' nun o düşüncelerinin nasıl şekillendiğini bilmiyoruz ve dahası meursault' nun bir kavgası yok hayatla ya da kendisiyle, c. ise hem kendisiyle hem de hayatla kavgalı bir adam. issız adam diye bir film vardı, onunla bağlantılı demeyeceğim, başka bir şey anlatmak için andım bu, bence kötü, filmi. filmi izleyen her iki erkekten biri ''aynı beni anlatıyor'' demişti. şimdi o erkeklerin hemen hepsi evli. bu kitabı da okuyanlar benzer şeyleri söylüyorlar, oysaki c. aynı sizi anlatıyor olsaydı bu kitap olmazdı. daldan dala atlayıp gidiyorum ama söylemeden geçemiyorum bunları; orhan pamuk çok zeki bir yazardır. okuyucunun bu zaafını alıp neredeyse tüm kitaplarının teması yapmıştır, yani ''başkası olma isteği'', bir karakterde kendini bulma, kendini başka türlü yaşama isteği... c. farklı, meursault farklı, çünkü insanlar çok aynı; ve hepsinin kendini farklı ve özel sanması, belki de onların en benzeyen tarafları. c' nin hayranlık uyandıran yanları var, çok güçlü olduğu yanları var ama bir o kadar da acınası yanları var.
    c.' nin iletişim konusundaki sıkıntıları, tedirginlikleri, takıntıları; dilin, iletişim konusunda yetersiz bir araç olduğu fikri üzerine yazılmış kalecinin penaltı anındaki endişesi kitabının karakteri bloch' u anımsattı bana.
    ilişkilere bakış açısı konusunda da yine meursault' ya hiç benzemeyen bir adam c. meursault, önemsiz buluyor, bir korkusu endişesi yok, kaygısı yok; c. ise tam tersi, aynılaşmaktan korkuyor, kaygı duyuyor. meursault' nun toplumdan farklı olmak gibi bir çabası yok, c.' nin var. c. başta babası olmak üzere birilerine, bir şeylere benzememek üzerine bir hayat kuruyor ve tam bu noktada benim için bir şeylere benziyor aslında. çünkü herkesin farklı olmaya çalıştığı bir dünyada farklı olmaya çalışmak, seni aynılaştırır. bu bakımdan c., ilşkiler üzerine yaptığı tespitleri bir kenara koyarsam, benim açımdan öykünülecek, örnek alınacak bir karakter filan değil, çok sevilecek bir karakter de değil, ama meursault, o gerçekten çok zeki, çok güçlü. hayatımda kendimden başka olmak istediğim iki adam varsa biri meursault' tur, diğeri de holden, ne var ki ikisi de benden çok daha cesur olduklarından ve ben asla o kadar cesur olamayacağımdan hiç denemedim onlara benzemeyi. diğer yandan bir şeylere benzememe çabası da yaşantını kendin için olmaktan çıkartıp başkaları içine dönüştüren bir durum bence. bu paragraftaki tedirginlik ve sorgulama neredeyse aylak adam' ın, yani c.' nin düşünce dünyasının bir yansıması işte.
    kitapta bu anlatılıyor şu anlatılıyor demek anlamsız, arka kapaktaki tanırım yazısı zaten çok güzel özetliyor kitabı. en sevdiğim kısım ise yusuf atılgan' ın ilişkiler üzerine muazzam tespitleriydi. kitap benim için türk edebiyat tarihi' nin en iyi 10 kitabından biri ve değişeceğini de sanmıyorum, bir başyapıt.
    alıntılar bölümüne eklediklerimden sanırım 1 2 tanesi daha önce eklenmiş. gerçi pek çok alıntı da daha önce eklenmiş buna dikkat edip ekleneni tekrar eklemek istemezdim ancak kitapların altını çizmeyi sevmediğim ve kitaplarımda sadece kül, şarap, gözyaşı ya da kahve izi bırakmayı sevdiğimden altı çizili cümlelerimi bu sitede alıntılar bölümünde topluyorum.

    edit: ben bunu başka siteye yazmıştım ki kitaplarla ilgili yazdıklarım hep başka siteye yazdığımın alıntılanmasından ibarettir. o sitede alıntılar bölümü vardı, burada yok. o yüzden alıntılar nerede lan diye düşünmeyin.
  5. insanı yalnızlaştıran kitaplardan. iki veya üç kez okudum daha önce. ilk okuduğumda lisedeydim, ergenliğin de etkisiyle midir bilinmez çok etkilenmiş, zaten toplumdan uzakta durmayı tercih eden biri olarak üzerime giymiştim bu kitabı. yazarın neredeyse her tespitine katılıyor, her düşüncesini onaylıyordum.
    sonraki okumalarımda, sanki sevilen ve özlenen eski bir dostu görmüş gibi okudum kitabı. saygı duydum. c.'nin hayatına saygı duydum, belki bazen özendim.
    şimdi diyorum, keşke ben de onun gibi tereddütsüz karşı durabilsem hayata, insanlara, topluma, alışılmışlığa, tekdüzeliğe, samimiyetsizliklere. karşı duramasanız da bu kitap sizi yalnız yapar.
  6. kitabı dakikalar önce bitirdim hemen geldim buraya baktım ne yazılmış diye. daha önce söylendiği gibi keşke bitmese denilen müthiş bir kitap. benim hoşuma giden tarafı ise mükemmel tespitleri. neredeyse bir bir yazacaktım bir yere unutmamak için.
    yazıldığı dönem aylak sayısı neydi bilmiyorum ancak günümüzde hepimiz bir tarafından biraz aylağız. hep bir şeylere karşı gelip durdurmak için bir şey yapmayanlarız.
    kgn
  7. aradığını bulamayacak olan kişiyi anlatır kitap. elbet bay c.'dir bu. yusuf atılgan'ın her kitabı gibi inceciktir bu da. o zaten yazılacak her şeyin yazıldığını artık yazmanın gereksiz olduğunu düşündüğü için bu kadar az yazmıştır ya zaten. bay c için bu kadar sayfa bile yeterlidir. oğuz atay'ın yedi yüz sayfada yaptığını yüz elli sayfada yapmıştır atılgan.
  8. 'birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi. içimdeki sıkıntı eridi.' diye başlayan kitap. sanıyorum sevmek daha sade ve eksiksiz özetlenemez.
  9. edebiyat tarihimizin incilerinden biri. çok değerli eser.

    c. aylak biri ancak paralı. zengin değil, paralı. çalışmaz.

    tek düzelikten kurtulmak için çırpınan c. garip bir şekilde kendi sıradanlığını yaratır. aynı lokantada yemek yiyemez, aynı kahvehanede çay içemez. beyoğlu sokaklarında bir avcı gibi insanları gözlemler. baba kabusu vardır, hiç sevmez babasını. bütün kadınlarda zehra yengesini arar. şefkate açlığını dokunacak kıvamda hissedersiniz. öte yandan kimseye bağlanamaz. b. ile taşımadı bile. böyle biri işte. adı üstünde aylak.

    !---- spoiler ----!

    - garsonu unutma!
    - a da ko
    - ku ya ra
    - bir işe yaramak.

    !---- spoiler ----!

    kitabın en can alıcı cümlesi ise kanımca şudur: çalışmak, bir gün hiç çalışmamak içindir.
  10. tüm roman boyunca istanbul sokaklarında aylak aylak gezinen c, aslında zihninin dar ve kıvrımlı yollarında kendine bir çıkış kapısı aramaktadır.
    ozeus