1. ışığı ve görüntüyü yansıtabilen,arkasındaki tuhaf katmanın adı ''sır'' olan bir eşya.
  2. gecenin bu saatinde aynanın karşısına oturup kendini görememek demek ki karanlığımızı bile gösteriyor.
  3. -ayna ayna söyle bana var mı benden güzeli?
    ayna hafifçe titreşir, kaya gibi sert yüzeyi rüzgar değmiş su gibi dalgalanmaya başlar.
    dile gelir ayna, sorar şüphe içinde:
    -kimsin sen?
    -kim miyim ben! hah! ben rüzgarın nazik dokunuşunu saçlarında hissedenim!
    -bir zamanlar öyleydin belki, henüz saçların varken! kimsin sen!

    -toprağa sağlam basanım ben, özgürce koşarım üstünde...
    -yorulmuş bacaklarıyla adım atmaya mecali olmayan! söyle bana kimsin sen?

    -güneş ufuktan ısıtırken içimi soğuk denizde, güzel olanın büyülü müziğini dinleyenim ben!
    -soğuk odalarda güneş görmeden, sessizliğin müziğiyle uykuya dalansın sen!
    sen bir zamanlar gülüşünle ısıtırdın içimi... ölüyorsun... görüyorsun zamanın izlerini bende, kendinde... ben senim. ama sen ölüyorsun artık. dokunmuyorsun, okşamıyorsun, paylaşmıyorsun, sevmiyorsun, heyecanlanmıyorsun...

    -sözlerin sevgili ayna parçalardı kalbimi, eğer sahibi olsaydım bir tanenin.
    -özgürsün sevgili ben ama güzel değilsin. güzelliğin öldü senden önce.

    ayna yavaşça durgunlaşır, rengi sararır, kudretinin zirvesinde, döker sanki yapraklarını görkemli değilmişçesine... hiç yeşermemişçesine...
    ayna zamanla kararır ve göstermez olur sırlarını, zira kendini görmek isteyene, göstermiştir hep kendinden başkasını...

    ayna bilir ne olacağını, o hep görür, bazen söyler bazen söylemez. bazen en zayıf olduğun an sana öyle bir gösterir ki seni, ölürsün de dirildim sanırsın...
    oysa ne aynadır muktedir olan, ne de aynada gördüğün suretin...

    zamandır...
    başlangıcı olan ama olmayan. var eden ama etmeyen, akıp giden ama gitmeyen...