1. aslında imkansız olandır. olsa olsa aynayı öpmektir o.
  2. kendim bilfiil karşımda dikilse ve "ne duruyorsun seni seni çılgın yapış dudaklarıma!" dese, gırtlaklarım orada kendimi. bu benim homofobikliğimden değil kendifobikliğimden ileri gelir. diğer insanlar için de böyledir çünkü hiçbirimiz bedenlerimizi sevmiyoruz, bu yüzden başka bedenleri arzuluyoruz.
  3. bana heisenberg'in belirsizlik ilkesi ni hatırlatan metafor. kuantum mekaniğinde parçacığın hızını ve konumunu aynı anda tespit etmenin imkansızlığının ispatlamasının neticesinde aynada kendimizi başka yerlerimizden öpememe kısıtını az biraz anlamış oluyoruz. buradan, deneyi yapanın deney üzerindeki etkisi kısmını cımbızlarsak dünya üzerinde bilim dediğimiz her ne varsa onun içinde bizim bakışımız, görüşümüz ve deneyimleme yeteneğimiz bariz etkili olacaktır. yoksa fizik zaten metafizik mi? sorusunu haklı olarak sorabiliriz. laplace'ın şeytanı öyle her şeyin nasıl gerçekleşeceğini bilemiyormuş demek ki. dilselliğe içkin olmayan salt anlam mümkün değilse biz yine spinoza'nın panteizmine ulaşmış oluruz. yapısalcılıktaki parçanın bütüne içkin varoluşu insanın evrene içkinliği ile açıklanabilir. bir şeyin anlamı anlamı o olmayan şeylerle ölçülmüyor mu? gece gündüz gibi, geceyi tanımlamak için gündüze bakarız. varoluşu anlamak için nereye bakmamız gerekir, hiçlik? bir şiir getirdim size, karşıtlıklı varoluşla dolu.

    ne mutludur geceler hem sana hem de ona
    pek zalim bir gündüzün hatırasından ırak

    nihayet gün bitti; işte beklediğin
    geldi: gece, gece, için kadar engin,

    için kadar zengin bir gece.

    o biten günle beraber
    aynalarda gece oluş;

    ve şehir sabah akşam bu gürültüdür,

    bacalar tütmekte yakından uzaktan,

    ve kış yaz demeden ve tanrı ’nın günü

    giderler gelirler bu kaldırımlarda

    gül benizli toklar, saz benizli açlar

    (bkz: cahit sıtkı tarancı)
    abi
  4. aynada dudaklarımızı değil dudaklarımızın görüntüsünü öperiz. yani birkaç ayna yardımıyla, görüntüsü küçük veya uzakta gibi görünse de götümüzü de öpebiliriz.
  5. işin içine platon'un idealar evrenini sokacak olursak kimin kimi öptüğünü ayrımsamamız mümkün olmayacaktır. neticede; ceci n'est pas une pipe!

    bu nedenle metaforu bir yana bırakıp pozitivizme tutanarak salık veriyorum;

    perspektif nedir, ne iş yarar?
  6. abi (evet senden bahsediyorum) ne fular varmış sizde ya belinize de iki üç tur doluyorsunuzdur galiba. başlığı okuduğumda ne güzel komiklikler, şakalar filan diye düşünmüştüm fakat senin yazıda "kuantum mekaniğinde parçacığın hızını ve konumunu aynı anda tespit etmenin imkansızlığı" kısmından sonra vücudum bilgileri ihraç fazlası vitamin gibi dışa vurdu, kabul bile edemedi.
    saygı duydum...
  7. 'anlam verme'ye dair yerinde bir eğretilemedir.

    ' gösterge'yi gösteren olarak yorumlamak gibi bir eğilim yaygın; oysa, iki yönlü bir gerçek söz konusu. bunun önemli bir sonucu var : hiç değilse, saussure, hjelmslev ve frei'ye göre, gösterilenler, göstergelerin parçası olduğundan anlambilimin yapısal dilbilim içinde yer alması gerekir. ' roland barthes

    yani, imgeselliği de kendine katık eden dilselliğe içkin olmayan bir salt 'anlam' mümkün değil. bu salt anlam'a doğru çırpınışların her neticesinde kendi dudaklarımıza yapışacağız.