1. bazen isteyerek bazen de istemeyerek yapılan eylem.

    insan, insandan, hayvandan, çiçekten, canlıdan veya cansızdan ayrılabilir. bu eylem sonucunda genelde mutsuz olsa da mutlu da olabilir, bu kimseyi bağlamaz ama ayrıldığı yeri mutsuz etmek insanı çeşitli küfürlerle karşı karşıya bırakabilir. bir de insan ayrıldığı yer veya kişi tarafından kötü anılıyorsa, ayıp resmen ayıp.

    leman sam - ayrılık
  2. " durdum.
    onu son gördüğümde üzerinde krem renkli bir hırka,
    duvarları rutubetli eski bir fabrika odasında,
    sağ kol dirseğinin hizasında yedi adet kalmis beyaz ciltli sigarasının kokusunda,
    sıcak bir hoşgeldin duruyordu bana dair dudağında,
    olmam gereken yerde idim o anda,
    o'nun zamanında.
    veda etmeye geldiğinde insan,
    yada veda edilirken kendisine,
    ya da terk edilirden,
    ya da terk ederken,
    bir daha göremeyeceğim olgusuna kapıldığında,
    hissettikleri yerine hissettirdikdiklerini düşünerekten,
    hep aynı güzelliği ile hatırlamak adına fazla kalamıyor yanında..
    doğru zamanda gelen yanlış insan ile yanlış zamanda gelen doğru insanın ayırımında,
    bağlanmaktan korkmadan belki başka bir hayatta,
    konuşarak kırmadan belki başka bir lisanda,
    kurtulma ümidimiz olan belki başka bir yalnızlıkta.. "
  3. bok gibi hissettiren duygu.
    ufo
  4. 'yeniden' yalnız kalmaktır. yalnız olmak demiyorum bakın, yalnız kalmaktır. buradaki 'kalmak' kelimesi bilimum kederin anasıdır.
    bir süre sonra, yarası kabuk bağlayınca yalnız olma durumuna dönüşür. bu saatten sonra yalnız olmak, mahrumiyet halinden çıkıp bir tercih haline gelir.

    ayrılık zordur, katlanması da zordur, tekrar birleşmek de. sabır dilerim.

    ayrılık türkülerini böyle zamanlarda ezberleriz.
    "severek ayrılanlar bilirler ayrılığı.
    sen benim eş ruhumsun.
    unutmuş olsan hissederdim,
    unutmuş olsan, yanımda durmazdı her sabah hayalin..."

    (bkz: ağlamıyorum, gözüme çöp kaçtı)
  5. şu saatte hala uyanık olma sebebim.
  6. bir insan hiç mi üzülmez ayrıldığına? evet hiç üzülmedim. içim o kadar rahat ki. ben söyledim başta, ne ben leylayım ne de sen mecnun, bu kadar ilgi ve sevgi bekleme benden diye. bittiğinden beri ne kadar rahatım anlatamam.
    su
  7. gece geç saatlere kadar konuşursun, ilk anda sinirle kırdıktan sonra, işler kötüye gitmeye başlar. normalde alttan alan bir taraf olmalıdır ama bardak öylesine dolar ki sevdiğin halde güzel anıları düşüne düşüne ayrılırsın. boşluğa düşersin sonra da. alışkanlığındır o senin, ayrılsan bile aynı şeyleri yapmak istersin. ta ki ne zaman düzenin değişmeye başladı o zaman dank etmeye başlar ayrılık. onlarca duyguyu paylaştığın, aynı anda aynı şeyi hissettiğin, kendinden iyi tanıdığını görünce kafanı çevirmek zorunda kalırsın sonra da. ayrılmasak mı diye düşünürsün çünkü çok güzel zamanlar geçirmişsindir, ama söylenen kırıcı sözler de aklından çıkmaz. hoşça kal dedikten sonra önce kafanı koyup düşünürsün, tüm o anlar film şeridi gibi gözünün önünden geçer. uykusuz geçen bir gecenin ardından bok gibi bir güne başlarsın. bir süre böyle devam ettikten sonra alışmaya başlarsın bu düzene de.
  8. iki kişilik ilişkide 3. kişilerin bile karşınızdakinden daha çok emek verdiği görüldüğünde yapılan eylem*.

    acıdır, gerekliyse katlanılır.
  9. cumartesi günü eskişehir' e sevgilimin yanına gidecekken cuma akşamı aldığım telefon ile sevgilimin artık eski sevgilim olduğunu öğrendim. o sırada galatasaray' ın basketbol maçını izliyordum. sevgilimin, eski sevgilime dönüşme sürecine denk geldi maçın ikinci yarısı ve haliyle bir galatasaraylı olarak maça pek üzülemedim. bu yüzden teşekkür ediyorum eski sevgilime. ama tabii galatasaray ''sen merak etme meursault ben sana ağız tadıyla bir mağlubiyet üzüntüsü yaşatırım'' dercesine bu hafta oynadığı her maçta üzdü beni. hatta galatasaray sözlükte bu haftyayı kara ekim olarak adlandıran yazarlar var.

    konuya dönersek; yukarıdaki paragrafın ilk cümlesini galatasaray sözlüğe yazdığımda daha önce hiç tanışıklığım olmayan sözlük yazarlarından mesajlar ve nick altı yorumları geldi. herkes kendi baklış açısına göre benim için iyi dileklerini sundu. hepsine çok teşekkür ediyorum ve bu entryi orada da paylaşmayı düşündüğümden bunu belirtiyorum. aynı şeyleri ekşi' ye de koyarım ileride ama kızın gelip okuyup etkilenmemesini istediğim için şimdilik orada yazmayı düşünmüyorum bu cümleleri. çünkü ben 30 yaşında kocaman bir adamım ve eski sevgilim ise 20 yaşında bir üniversite öğrencisi. bazılarına göre ben bir ergenle birlikteyim, bazılarına göre sübyancıyım, muhtemelen bazılarına göre de bunlardan çok daha ahlaksızca yakıştırmaların muhatabıyım. etrafımda zengin koca bulup evlenme hayali kuran 28 29 30 yaşındaki kızlardan çok daha keyifliydi eskişehir' de bir barda o kızla bira içmek önce bunu belirteyim. eksileri yok muydu? elbette vardı. bu neyi tercih ettiğinizle alakalı sadece.

    bu kadar subjektif bir yazıdan sonra sizi ilgilendireceğini umduğum kısma geçiyorum; ben bir ilişkide terk eden taraf olmanın terk edilen taraf olmaktan çok daha zor olduğuna inanırım. çünkü terk edilene artık her şey mübahtır. küfredebilir, kızabilir, beddua edebilir, duygu sömürüsü yapabilir, hemen başkalarına koşabilir -ki ben bunu sık yaparım ama öyle seks için falan değil, daha çok konuşacak birine, değer görmeye ihtiyaç duyduğum için- sık sık arayıp işi taciz boyutuna vardırabilir, hayatı terk edene zindan edebilir... yapabilir, çünkü zamanında hepsini yaptım. insan her ilişkide biraz daha büyüyor, olgunlaşıyor, geçmiş hatalarını, en azından bazılarını, tekrarlamamayı öğreniyor. çok genel bir şey söyleyeyim; bu kız benden ayrıldığında daha iyi bir hayat yaşayacak, daha mutlu olacaksa zaten ayrılması için kimse ona kızamaz, ben de dahil. yok eğer daha kötü olacak, mutsuz olacak, yanlış tercihler yapıp üzülecekse bu durumda da yanlış karar aldığı için ona üzülünebilir sadece. yani birini neden beni terk ettin diye suçlamak doğru bir şey değil. daha çok terk ediş şekline ilişkin sitemlerim oldu benim her zaman ama o ilk anın şoku geçince o konuda da hak veriyorum terk edenlere. o kararı almak hiç kolay değil, çünkü insan ne zaman belli şeyleri aştığını, ne zaman aldatmaya başladığını, ne zaman karşısındakine artık aşık olmadığını anladığını fark edemiyor. kesin çizgileri yok bunun. yani evet biriyle öpüşürsen aldatmış olursun ama sokaktan geçen birini görüp dudaklarına yapışmazsın. biriyle öpüşecek eşiğe geldiğin andan önce seni o ana getiren adımlardan hangisinde ''evet şu an aldattım'' diyebilir ki insan? ilk tanıştığı an mı? hoşuna giden ilk hareketi gördüğü an mı? onunla öpüştüğünü hayal ettiği an mı? neyse çok uzatmak istemiyorum, ilişkiler ve aldatmak üzerine burada(youreads.net) da ekşide de baya bir şeyler yazdım zaten. özetle terk etmek de aldatmak da ya da bir ilişkide ikisini birden yapmak da elbette çok kötü şeyler ama benim nazarımda hepsi bir zaman sonra anlaşılabilir şeyler. üzgün değil miyim? özellikle sokaktan alıp tedavi ettirdiğim ve şu an onun evinde kalan 2 kedi için çok üzgünüm. bensiz onlara bakamaz, maddi olarak o kedilere yetemez. umarım bir yolunu bulur da o kediler sokağa falan gitmez.

    yani bu kadar sakince yazıyorum ama terk ediş şekli de anı da gerçekten yıkıcıydı. ama zaten beklediğim bir şey olduğundan çok şaşırmadım, sadece zamanını kestiremedim. kızgın ya da kırgın mıyım? değilim dersem yalan olur. her şey bir yana, alışkanlıklar var, anılar var. kolay değil eski alışkanlıkları unutup yeni duruma alışmak ama bu iki taraf için de böyle. dolayısıyla buradan bir mağduriyet çıkarmak doğru gelmiyor bana. zaten o ilk ayrılık konuşması yapıldıktan 2 saat sonra kendisini arayıp ''beklemediğim bir anda olduğundan dolayı o anki şokla biraz sert konuştuğumu, bir problem olmadığını, iyi olmasını, mutlu olmasını'' söyledim. ve hatta içten içe de kutluyorum onu. tersi olsa, ben ondan ayrılmak istesem bu kadar cesur davranabilir miydim bilmiyorum. aldatıldım mı bilmiyorum ama fiziksel olarak olmasa da duygusal olarak öyle bir şeyler olduğunu düşünüyorum, yoksa bu kadar cesur olamazdı gibi geliyor. yine de kızmıyorum. daha önce de çok aldatıldım, aldattığım da oldu. aldatmak kötüdür, ahlaksızcadır ama asla basitlik ya da öz güvensizlik olarak tanımlanabilecek kadar da sıradan bir şey değildir. aldatmak bazen libidodur, bazen hastalıktır, bazen cezadır, bazen insanı kendine hak gördüğü bir ödüldür, bazen çaresizliktir... ilişkiler karmaşık şeylerdir ve bence her ilişki zaten bitmek için başlar. mükemmel ilişki, hiç başlamamış olan, sadece hayalde yaşanandır. o gece saçmalamadım mı illa ki saçmaladım, üzüldüm, içtim, biraz ağladım. iyi de bunlar olmayacaksa ilişki yaşamaya ne gerek var ki o zaman? kusursuz bir ilişkinin anlatıldığı bir film sadece porno olur. gezerler, gülerler, sevişirler ve bu hep tekrar eder. oysa ilşki sorundur; o filmi güzel yapan, romantik yapan ikili arasındaki engellerin aşılmasıdır. ilişki üzerine bunca kitap yazılıp bunca film çekilirken elbette size ne kendi ilişkimi ne de genel olarak ilişkileri burada yazdığım iki üç uyduruk cümle ile tanımlayamam, zaten her ilişki de kendi tanımını yaratır biraz.

    hayat iki taraf için de devam edecek ama elbette bu ilişki iki tarafın hayatında da bir kırılma yaratacak. ama zaten hayatı yaşanır kılan da o kırılmalar aslında. birine aşık olmalar, reddedilmeler, terk edilmeler, istifalar, kovulmalar, yeni bir iş bulmalar, ölümler, doğumlar...

    naçizane tavsiyem; hayat birine uzun süre kızgın ya da kırgın olmak için çok kısa, üstelik varlığıyla hayatınıza güzellikler katmış birine. onun hayatına benden daha fazla güzellikler katabilecek birileriyle tanışması, hep gülmesi dileğiyle, yolu açık olsun...
  10. aşkı anlamanın tek yolu.
    sen ayrılınca ben de ayrılmış sayıldım değil mi?
    sen gidince ben de gitmiş olur muyum?
    sen ölünce ben de ölür müyüm?
    sana sonsuz aşkı sunmaya geldim. senin benimle olmanın veya benden ayrı kalmanın sana sunacağımı değiştirmesine izin vermeyeceğim. ayrılık sadece bir sanrı, tıpkı sen ve ben ayrımı gibi.
    yoooo, kağıt üstünde zaten ayrıyız. sen başka bir kelime, ben başka bir kelimeyim. aramızda bir boşluk. seni benden bu boşluk mu ayıracak? yapma. saçmalıyorsun.