1. bu bildiri 25 ekim 2011 tarihinde yayınlanmıştır.

    ekşi sözlükte bir elemanın başlatmış olduğu, benimde 4-5 yıldır düşündüğüm oluşum gibi bir şey. her neyse eleman bildiride yayınlamış. aynen kopyalıyorum.

    ayrılıkçı türkler bildirisi

    “büyük sorunları onları yaratan düşünce sistemiyle çözemezsiniz” der einstein. ayrılıkçı türkler grubunun oluşmasında bu düşüncenin payı büyüktür. kürtlere 1920’den beri uygulanan politika bu sorunu türkiye’nin altından kalkamayacağı bir hale getirmiştir. en azından şuanki düşünce yapısıyla…

    burada toplumsal olarak bilinen yanlış bilgilerin de payı büyük. aşırı hümanist, “kimseyi kırmayalım” yaklaşımının da bu sorunu körüklediği apaçık ortada. bu görüşü 2 temel başlıkta inceleyebiliriz.

    kürtlerden neden ayrılmalıyız?
    kürtlerden nasıl ayrılmayız?

    1- kürtlerden neden ayrılmalıyız?

    kürdistan eyaleti’nin osmanlı’da tanzimat nedeniyle 1830’dan beri isyan ettiği apaçık ortadadır. dolayısıyla türkiye cumhuriyeti olmasa bile varolan bir otoriteye karşı her zaman direnç göstermişlerdir. bu direnci göstermelerindeki sebepte haklı olabilirler. ileride de bahsedeceğim üzere bu direncin türk halkına kaybettirdikleri ayrılıkçı türkleri asıl ilgilendiren konu. bu yüzden kürt halkına devletin bir parçası olarak güvenmek, düzenli vergi vermelerini, toplum dinamiklerine bağlı olacaklarını düşünmek tarihe ve günümüze baktığımızda gerçekçi değildir.

    2008’de cemil çiçek’in açıklamasına göre terörün bugüne kadar türkiye’ye zararı 300 milyar $. her yıl 15 ila 20 milyar $ para akıtılmakta. dolayısıyla bu rakamın günümüz itibariyle 400 milyar $’a yaklaştığı açık. gap projesinin 32 milyar $’a mâl olduğu dikkate alınmalıdır.

    neden ayrılmalıyız sorusuna cevaplardan en etkilisi ise kürtlerin terörü destekleyen bdp’ye verdikleri destek. türkiye’de 10~12 milyon kürdün olduğu tahmin ediliyor. son yerel seçimde ise bağımsızların aldığı oy 3 milyon’a yakın. güneydoğu anadolu’da doğurganlık oranının anne başına 4.3 çocuk olduğu düşünüldüğünde toplam kürt nüfusunun çok büyük bir kısmının genç nüfus olduğu ve oy veremedikleri ortada. 1980’de ise bu oran 6.01, 2000’de ise 7. dolayısıyla kürtlerin yarısına yakınının türk halkına karşı olduğu tahmin edilmekte. buna batı’da yer alan fakat bdp’nin bağımsız aday göstermemesi sebebiyle başka partilere oy veren kürtleri de dâhil edersek %50 oranına yaklaşmak saçma değildir.

    türkler ve kürtlerin dost olduğu sanrısı da bu bölünmeyi engelleyen etmenlerden. trakya, lazistan ve anadolu halkları sürekli pkk ve vergiler yüzünden kürtlere karşı nefret söylemleri sarf ederken kürtlerin de ortamı yumuşatma gibi bir gayretleri yok. özellikle lozan görüşmeleri’nden önce mustafa kemal atatürk’ün kürtlere özerklik vaadi vermesiyle ve 1924 anayasası’nda bu vaadinden caymasının ardından kürtler seslerini yükseltmişlerdir. zaten o dönemin gazetelerine veya nutuk’a baktığınızda da “ayrılıkçı kürtler kazanıldı” gibi manşetler dikkat çekiyor. dolayısıyla kürt halkının bir bütün olarak her zaman türklerin yanında olduğunu düşünmek tarih bilmemektir.

    bu konuya “millet mozaiği” olarak bakmamak gerekiyor. pek çok elitist “önce yunanları, sonra ermenileri, şimdi de kürtleri kaybediyoruz” diyerek durumu tamamen ajitasyona dökmektedir. evet yunanları kaybettik ve kaybetmeseydik belki şimdi battıkları çukura bizi de batıracaklardı. belki ermeniler’den o dönemde ayrılmasaydık taşnak çetelerinin de kışkırtmasıyla, 1950’ye doğru hitler almanya’sının da etkisiyle bu sefer gerçekten soykırım yapacaktık. belki kürtlerden 1920’de ayrılsaydık 400 milyar $ olmasa da iyi kötü tahminle 200 milyar $ bu halkın ihtiyacına harcanmış olacaktı. dolayısıyla toprak açgözlülüğüyle bu konuya bakmak çok yanlış.

    türkiye’nin doğu’dan gelen kazancı neden ayrılmalıyız sorusuna cevaplardan biri. türkiye’nin enerji üretiminin sadece %5’lik bir dilimi bdp’ye destek veren illerden sağlanıyor. yapımı bir türlü bitmeyen ılısu barajı dâhil edildiğinde bu oran %10’a çıkabilir. fakat kaçak elektrik sebebiyle buradan gelen elektrik türk halkının bir işine yaramamakta. daha net izah edersek; 2010 yılı itibariyle türkiye’nin yıllık elektrik üretimi 210.000 gwh. olası bir bölünmede türkiye’nin güneydoğu anadolu’da kaybedeceği barajlardan gelen elektrik üretimi ise 10.000 gwh’tir. ılısu’nun 4.000 gwh üreteceği tahmin ediliyor. %10 oluyor o da dâhil edilirse. 2008 rakamlarına göre dicle bölgesinde (4 il) yıllık 3993 gwh kaçak tüketim göze çarpıyor. öte yandan 2008 rakamlarına göre tüm türkiye kaçak elektriğinin %17’si mardin, siirt, batman ve şırnak sayesinde olmaktadır. sadece mardin %10! dolayısıyla rakamlara döktüğümüzde türkiye’nin o bölgeye yaptığı baraj yatırım parasını geçelim gelen elektrik üretiminden bile kârı yoktur. şimdi bana söyleyin. bir yere baraj yapıyorsunuz. oradan üretilen elektrik tüketilenden az. göz göre göre batmanızı mı seyredersiniz yoksa kesip atarmısınız?

    kürtlerden nasıl ayrılmalıyız?

    kürtlerin demokratik özerklik isteği türkiye’nin kazancı değildir. kürtlerin ayrılıp ayrı ülke kurmaları özerkliğe nazaran çok daha mantıklı ve doğrudur. zaten kürtlerin de ayrı ülke kurmak gibi bir istekleri yok.

    modern bir ayrılma yani ayrılan halkların birbiriyle yaşaması mümkün değil. olası bir ayrılmada milliyetçi sağcıları zapteden “türk kürt kardeştir” sözü anlamını yitireceği için iç savaş çıkması işten bile değildir. buna ilave yukarıda bahsettiğim gibi kürtlerin yarısının bdp’ye destek verdiği düşünüldüğünde kürtlerin batı’da kalması türk halkına haksızlıktır, hakarettir.

    dolayısıyla en mantıklı olan ayrılmadan önce söze dayalı etnik sayım yapmak ve bölünmenin ardından mübadele yapmak. kendini türk hisseden batı’da kalabilir. fakat kürdüm diyorsa doğu’da kalan türklerle yer değiştirmelidir. kürtler 90 yıldır verdikleri bağımsızlık mücadelelerinin neticesini alırlar, doğu’daki türkler de en iyi şekilde ister batı kırsalına ister batı şehirlerine yerleştirilir.

    ayrılmada hangi şehirlerin ayrılacağı ise bdp’ye verilen destek doğrultusunda incelenebilir. internette milliyetçilerin hazırladıkları haritalar kürt sorunuyla alakasız olduğu için o harita üzerinden fikir beyan etmek yersiz olur. 2011 seçim haritasının yardımıyla pkk’nın %60 ve üzeri destek bulduğu şehirlerin türkiye toprakları içerisinde kalmasına imkân verilmemelidir. örnek: diyarbakır, batman, mardin, şırnak, hakkari… van, siirt, bitlis, tunceli gibi sağı solu belli olmayan şehirlerin akıbeti asıl düşünülmesi gereken konu. yukarıda da bahsettiğim gibi sadece mardin’den ayrılınsa kaçak elektrik %10 azalıyor.

    bahsettiğim şehirlerin temelinde bir ayrılığın ardından türkiye’nin irak’a sınırı kalmadığı için olası bir terörist akışından tamamen muaf olacak. yeni sınırda kullanılacak materyaller bakımından. öte yandan van hiç olmadı ağrı, ığdır ile iran’la sınırı devam ettiği için petrol ve doğalgaz akışı sekteye uğramayacak. kerkük yumurtalık boru hattı sekteye uğrasa da amerika’nın petrole olan ilgisi sebebiyle kürdistan’ın bu boru hattındaki akışı keseceğini sanmıyorum.

    önümüzde duran bu göstergeler ışığında türklerin kürtlerden ayrılması günümüzde yapılması gereken eylemlerin başında gelmektedir. yıllardır türklerin “türk kürt kardeştir, vatan bölünmez” gibi sonucunu düşünmeden fırlattığı sloganların ceremesini ileride yine şuanda genç olan bizler çekeceğiz.

    ayrılıkçı türkler
  2. ''asıl kürtler bizi sömürüyor'' zırvası yapmasalar, milliyetçi anarşist olasalar, ''düşmandan'' ideoloji devşirseler bir nebze saygı duyacağım ama şu halde avrupalı aşırı sağ karikatüründen başka bir şey değiller.
  3. zaman zaman aklıma gelen bir ideolojinin sahibi toplum. fakat bu noktada şunu sormak gerekiyor, "türkiye hangi konumda?"

    abd'deki etnik köken sayısı, zamanının osmanlısından daha yüksek olabilir. osmanlı en azından bünyesinde -bildiğim kadarıyla- japon taşımıyordu. fakat parçalanmıyorlar, çünkü dünyanın en güçlü ülkesi konumundalar ve ışığı gören geliyor. buradaki hatalı politika yıllardır süren bir şey, ister küçümsemekten olsun ister amerikan ideallerine hizmet etmekten olsun, bu ülke türklere bile yeterli sus payı vermediği için bugün "iktidar yanlısı türkler ve iktidar karşıtı türkler" olarak iki farklı kesim var. demek ki sorun, etnik köken farkı değil. (sus payı ile kastımın "hayati tehlike bulunmayan, konforlu, 'zihinsel' ihtiyaçları gideren" bir yaşam olduğunu belirteyim.)

    bölünmenin bir sonu var mı? son yıllara baktığımızda, bunun sonunun olmadığını söylemek mümkün. bugün kürtleri, yarın başkalarını kaybetmemiz, mümkünse iç savaş çıkması ve ayrışma zaten istenen şeyler.

    bu noktada iki hikaye karşımıza çıkıyor. biri "sende bu evlat acısı, bende bu kuyruk acısı olduktan sonra biz dost olamayız" diye biten yılanlı hikaye, diğeri de aslanların oturdukları yerden "siz şu sarı öküzü bize gönderin, o olmasa sizi rahatsız etmeyeceğiz" diyerek birer birer sığır yediği sarı öküz hikayesi. bizim hikayemizde ise öküzü kovmak için evlat/kuyruk acısı kullanıyorlar.

    türkiye, kendi içinde refah sağlayamadığı sürece, ortadoğu'nun abd güdümlü vahşi politikalara gümüş tepside sunulmaması imkansız. bölücü terör örgütünün anti emperyalizm söylemlerinde bulunup abd'den ve diğer benzer yapılı ülkelerden her türlü yardımı alması da işin birdiğer ilginç yanı. bazı kürtler için bu sahte rüya çok renkliyken, türkler için "kolumu bağlayan ipi keseyim" yerine kolu kesmekle aynı şey bu. "ver kurtul" tutumu sadece köleliği dert etmeyenlerin kabul edeceği bir şey. fakat biatçılarla da bir yere gidilemediğinin ben de farkındayım. sadece, bir kötüyü bir başka kötüye tercih etmiyorum.

    bu arada “büyük sorunları onları yaratan düşünce sistemiyle çözemezsiniz” deyip sorunu bizzat o ayrılıkçı düşünceyle çözmeyi denemek de epey enteresan.