1. bir insana delilik bu kadar güzel yakışabiliyorsa o aysel' in sayesinde bence. insanları dış görünüşleriyle değerlendirmeye alışık olan bir millet için aysel, kendi çözümü de buna bağlamıştı. "normal, sıradan olsam dikkat çekmem; kaybolup giderim" diyordu. denizli doğumlu olmasına rağmen babasının memuriyeti sebebiyle karadeniz' de büyüdü, serpildi.. orada oynadı ilk tiyatrosunu. orada boğulan bir sürü arkadaşı oldu aysel' in.buna dair şöyle bahseder:
    "ben yüzücüyüm. karadeniz’de büyüdüm. bir anlamda denizkızıyım. karadeniz, bir adım attıktan sonra üç insan boyu olur. sekiz kere boğuldum, suni teneffüsle hayata döndürdüler. ağzımdan kanlı köpükler, kumlar gelerek... boğulma anındaki o renkleri ve resmi unutamıyorum. önce çok güzel filizi bir yeşil beliriyor, sonra o yeşil neftileşiyor, derken siyaha dönüşüyor. karadeniz’de lamboz dediğimiz anaforlar var. ayağının başparmağını oraya kaptırdığın zaman helezon halinde dibe kadar gidersin. çoğu arkadaşım daha on dört, on beş yaşlarındayken o şekilde boğuldu. muhafazakar bir yerdi, denize mayoyla girilmiyordu. ben hariç tabii. gece ay ışığında elbiseyle denize girerlerdi. o elbiseler su içinde şişip kabarırdı. o kızlar deniz perileri gibi el ele tutuşup giderlerdi. içlerinden birisinin ayağı lamboza takıldı mı, zincirleme hepsi peşinden giderdi. o nedenle sabahları vurgun yemiş gibi uyanırdım. “gitti kebire gittii, semiha gittii” çığlıklarıyla, tahta teneşirlerin üzerinde upuzun saçları arkadan sarkmış yıkanırken seyrettim bir çok arkadaşımı. geceleri hep hesaplarım; şimdi kebire kaç yaşında olacaktı diye... hepsi bakire olarak, öylece gittiler."

    ne kadar üzücüdür ama bu kadın daha neler neler görmüştür ki hayata karşı. çoğu kişi bilmez belki ama ilk eşine evlilik teklifi eden aysel'dir. günümüz insanın iki sevgi sözcüğünü çok kolay aldığı bir zamanda, gerçek duygularını da bir o kadar zoraki dile getirdiklerini düşünürsek o zamanlar da nasıl bir cesaret be aysel!!! bu yüzden bile gıpta edilir bu kadına. müjde ve mehtap o eşindendir.

    aslının öğretmen olduğunu ve o aklı başında, duygusal, etkileyici sözlerin de o aysel'ce yazıldığını dile getirmiştir. sezen'i (aksu) kendi doğurduğu kızı kadar sevmiş bu gönlü geniş kadın. aykırı, sohbetkar, duygusal...her sıfatı nasıl da güzel taşımız üzerinde.

    aşk için nokta bir tespiti var ki bayılıyorum cidden.der ki:

    ​aşk olsaydı genelevler olamazdı. aşk çok güzel bir masal. çocukluğumuzda sindirella, uyuyan prenses gibi masallar anlatılırdı. o masallarda yaşanan aşk yansıtılırdı. ama hayatta öyle değil aşk.​ insan patatese de aşık olabilir, bir tabloya da. örneğin ben çelloya aşığım . erkekle kadın arasındaki aşkın varlığına inanmak mümkün değil. hayvanlar alemine bakın; dişi maymunlar günde altmış maymunla çiftleşiyor. şimdi erkekler de öyle, boğa gibi. bir kadının üzerine çıkıp jimnastik hareketleri yapıyorlar. hatta bir spor salonuna gidip bisiklet çevirmekle aynıdır onların aşk anlayışı. ama özel kişiler de var, şairler, ressamlar, yazarlar bu hayvani duyguyu idealize eder, kendilerine göre yapıtlar verirler. bu da bir uyutma sistemi aslında. her insan aynı derecede hassastır, şairdir, ama eğitim görüp dili iyi kullanması gerekir. şimdi kayahan bir şarkısında “bizimkisi bir aşk hikayesi” diyor. “bizimki” tamam da, “si” ne oluyor? artık gülüyorum, ikaz etmekten yoruldum. müziğe söz yazan, ama bunu şiire yakın durarak yapan kişiler ortaya kalıcı yapıtlar koyar. elli sene sonra dili iyi bilen birileri gelip baktığında “yuh” der, “neler yazmış böyle?” bu önemlidir."

    ​hakkında daha söylenecek çok şey vardır mutlaka.. ben o' nu tanıdıkça, o'na olan hayranlığım artıyor.. güzel uyu sen.​​