• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.00)
bal - semih kaplanoğlu
yusuf (7) ilkokula başlamış, okuma yazma öğrenmektedir. babası yakup (35-38) ürkütücü bir ormanın derinliklerinde, yüksek ağaçların üzerine kurulmuş el yapımı kovanlarda üretilen karakovan balcılığıyla uğraşmaktadır. babasıyla sık sık gittiği orman, yusuf için gizemli bir yerdir...
 
yusuf bir sabah gördüğü rüyayı babasına anlatır. bu rüya ikisi arasında sonsuza dek kalacak bir sırdır.
 
aynı gün yusuf sınıfın önünde öğretmenin verdiği okuma metnini okurken aniden kekelemeye başlar ve arkadaşlarının alay konusu olur.
 
yakup, anlaşılmaz bir nedenle soyu hızla tükenen kafkas arılarının peşinden uzak bir ormana gider. babasının gidişiyle yusuf iyice sessizliğe gömülür. yusuf'un bu hali çay tarlasında çalışan annesi zehra'yı (28) üzmektedir. ne kadar uğraşsa da yusuf'u konuşturamaz.
 
günler geçer, yakup'un gecikmesi zehra'yı ve yusuf'u tedirgin eder. zehra miraç kandil'i gecesi için yusuf'u köyden uzaktaki annaannesine gönderir. yusuf, orada dinlediği hikayelerdeki peygambere benzettiği babasının mutlaka geri döneceğine inanmaktadır.
 
ertesi gün sis dağı şenliğinde de yakup'a rastlayamazlar... babasını aramak için ormanın derinliklerine dalan yusuf'un gördüğü rüya gerçekleşecek midir?
  1. amerikan sinemasının tembelleştirdiği toplum bu tarz filmleri sevmez..... bir sinema ekolü yaratmanın birinci şartı köklerini geleneklerini toplum yapısını bilmektir. semih kaplanoğlu bu coğrafyayı ve bu ülke insanını çok iyi biliyor. oysa biz amerikan sinemasını model almış, her yıl zebil gibi samimiyetten uzak filmler çekiyoruz. o yüzden bir iran bir ispanyol sineması gibi ekol sinema sektörü oluşturamıyoruz. kolay geliyor amerikan sineması gibi basma kalıp senaryolarla film çekmek....