• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (2.50)
Yazar joshua mohr
bana hayatı yaşanır kılan bazı şeyler - joshua mohr
"mohr akışkan bir gerçekdışılığın topraklarında dolaşıyor. bu kitabın kışkırtıcı ve sanrılı bir büyüsü var, sizi duvardan duvara çarpıyor."
-boston's weekly dig

depersonalizasyondan mustarip(mustarip ne amk, muzdariptir o), otuz yaşındaki rhonda'nın ayak izlerini süren bana hayatı yaşanır kılan bazı şeyler, cesur bir anlatıma sahip, yaratıcı ve büyüleyici bir ilk roman.
henüz çocukken annesi tarafından terk edilmiş ve ihmal edilmiş rhonda; annesinin erkek arkadaşı tarafından istismara uğrar. yıllar sonra, yetişkin olarak yaşadığı utanç verici bir deneyimin ardından, rhonda'nın içindeki çocuk ortaya çıkar ve onu sorunlu geçmişiyle yüzleşmeye zorlayacak alışılmadık bir yere götürür.
joshua mohr büyüleyici bir üslupla olağanüstü ve unutulmaz bir karakter yaratıyor.

"joshua mohr'un kafka, lewis carroll ve haruki murakami'yle çok fazla ortak yanı var. mohr seksten, uyuşturucudan ve yıkımdan daha acayip bir şeye ilgi duyuyor."
-joshua furst, the rumpus

"bu rahatsız edici kitap, bukowski fanlarını afallatacak."
o, oprah magazine
  1. açılış müthişti ama sonra 50. sayfaya kadar küfrederek geldim. karakter derinlikten yoksun, zorlama; olaylar fazla uc ve üslup fazla yapmacık, kurmaca. 50' den sonra bunlar tamamen yok olmadı ama bir hayli azaldı. belki de aynı kaldı da artık beni rahatsız etmez oldu. hala klişeleşmiş film repliklerine benzer, hatta düpedüz araklama cümleler olsa da hayran kaldığım cümleler, benzetmeler gelmeye başladı. örneğin 82. sayfadaki şu kısma eridim adeta; ''...ve birden düşüncelerim devası ses dalgalarına dönüştü, düşüncelerim zihnimin içinde kendilerini haykırmaya başladılar, seslerini mağara duvarlarından yansıtan yarasalar misali. size zihnimdeki seslerin çok yükseldiğini ve kendimi duyabilmek için bağırmak zorunda kaldığımı anlatmaya çalışıyorum.'' aynı sayfanın başında da çok erotik bulduğum bir cümle vardı. bir kızın belinden aşağı doğru süzülen bir ter damlası olmak istiyordu kahramanımız. gerçi bunu bir kıza söylediğimde aramızdaki tüm erotizm yok oldu demek ki o kadar da erotik değilmiş herkes için. bir durum anlatılırken tek cümlelik flashbackler de bence iyiydi. ama kitap vaat ettiğini vermekten çok uzaktı genel olarak. şimdi ben kitabın arka kapağından ve kitapla ilgili okuduğum bir tanıtım/inceleme yazısından yeni nesil bukowski bekliyordum. evet bukowski olacağım diye her cümleyi bel altına indirmeye kasan, vajina etrafında dolaştıkça, alkolü, uyuşturucuyu ^övdükçe^ yeraltı edebiyatının seçkin örneklerinden birini yaratacağını sanan çok adam gördüm ve buna benzer bir şeyler bekliyordum bu kitapta da ama en azından karakter ve hikayenin daha sağlam olacağını ummuştum. ne var ki karakteri sağlam yapabilme uğruna sınırları zorladıkça karakterin içi tamamen boşalmış ve kötü bir kuklaya, hatta adeta bir parodiye dönmüş karakter.
    kitap kısa kısa bölümlere ayrılmış. dolayısıyla genelde -sırayla olmak üzere- birkaç sayfa yazarın çocukluğuna, birkaç sayfa kafasının içine, birkaç sayfa günümüze konuk olup duruyoruz. bu git- geller arasında bence ciddi bir tempo farkı var. kahramanın şimdiki zamandaki halini okurken keyif alıyorsunuz ama çocukluk hikayelerini bazısını hüzünlü değil aşırı saçma, bazısını ise olmaması gerektiği kadar fazla dramatik buluyorsunuz. kafasının içi ise en sıkılacağınız yer aslında. her karakterin kafasının içi biraz sıkıcıdır gerçi ama bu kadar kolay okunan bir kitapta bile okuyucuyu sıkabilmek ciddi bir başarısızlıktır. bu kısa bölümlerden bazıları ise gerçekten muazzam; hele bir 103 sayfada başlayıp 106' da biten bölüm vardı ki -yine yazar birazcık fazla uzatmış ve zorlamış olsa da- aronofsky bir filmine koysa efsane sahne olabilir yani, o derece.
    bir dövüp bir seviyorum kitabı ama şimdi sağlam vuracağım; koskoca kitapta bir tane elle tutulur karakter yok. hepsi maket, üflesen yıkılacak. hatta birazcık derinliği olduğu iddia edilebilecek tek karakter letch. esas oğlan tam bir facia. her türlü klişeyi bünyesinde barındırıyor. kitap boyunca sürekli ana karakterin geçmişine gidip duruyoruz buna rağmen karikatürize bir karakterden öteye geçemiyor kendisi. işte bunlar hep yeraltı edebiyatı. internette dolu bunlardan. kötü bir bukowski kopyası bile değil, düpedüz çakması hepsi. yani sıçmak ve orospu(taşak da çok moda bu sıralar) kelimelerini kullanınca yeraltı edebiyatı yaptıklarını sanıp sürekli sağa sola sıçıyorlar yazılarında. sayelerinde yeraltı dünyası koca bir bok çukuruna dönmek üzere. sizin tanrınız olan bukowski' nin kitaplarında adı geçen yazarlardan kaç tanesini okudunuz acaba siz? benim taptığım adamdan bir alıntı yaparak bitiriyorum; ''13 yaşıma geldiğimde balcaz, hemingway okuyordum çünkü orhan kemal' leri, yaşar kemal' leri hatmetmiştim'' yazmak yetenekle alakalıdır ama işlenmemiş yetenek bir halta yaramaz. ne der psv altyapısı; ''çalışmak yeteneği yener, eğer yetenek çalışmazsa!''

    not: avi pardo, biz yeraltı edebiyatını seninle sevdik ama artık şu basit hataları yapma; traş değil, tıraş mesela.