• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (6.00)
Yazar albert camus
başkaldıran insan - albert camus
orijinal ismi l'homme revolte olan başkaldıran insan, ülkemizde can yayınları'ndan çıkmış ve çevirisi tahsin yücel tarafından yapılmıştır.

1957 yılında kırk dört yaşında nobel ödülünü alan albert camus (1913-1960), yaşamı boyunca şu sorunun yanıtını aradı: "insan toprakla nasıl bağdaşabilir, yoksulluğu yüzünden acı çekerek, ama güzelliğini koruyarak saçma ve yücelik için nasıl yaşayabilir?" camus'ye göre sanat `yalancı bir lüks' ve bencil bir edebiyatçının yapıtı değildir. sanat yaşayabilir, kullanılabilir bir durumdadır; gerçeğe sadık ve onun üzerinde olduğu için, hiç uysallaşmayan saçmalığı ve hiç yok olmayan umudu ile insanın durumunu tepeden tırnağa kapsar. başkaldıran insan, başkaldırının kendisidir, ama ılımlı ve insanın boyutlarında. başkaldıran insan, adalete ve özellikle doğruluğa vurgundur, mutlak olan'ın iğvasından, mitoslardan, gurur, horlanma ve kanın romantik baş dönmelerinden uzak durur. ama insan, ne ise, o olmaya yanaşmayan tek yaratıktır. bu yadsıma onu intihara mı, yoksa bir başkasını öldürmeye mi götürür? "hayır!" demeyi bilen insandır başkaldıran insan; ama kime, neye, nerede, nasıl? başkaldıran insanı kuşatan `hayır'ın içeriği nedir? bunun yanıtı başkaldıran insan'da... (alıntı:kitapyurdu.com)
  1. albert camus, “başkaldıran insan” da, “her başkaldırmada, haksıza karşı bir tiksintiyle birlikte, insanın kendi benliğinin herhangi bir yanına tam ve birdenbire bir katılışı vardır. böylece, kendiliğinden bir değer yargısı sokar araya, ne kadar nedensiz olursa olsun, tehlikeler içinde sürdürür onu. bu noktaya kadar, umutsuzluk içindeydi, koşulunu haksız da bulsa kabulleniyor, hiç değilse susuyordu. susmak, hiçbir şeyi yargılamıyor, hiçbir şey istemiyor sanılmasına yol açmak, bazı durumlarda da, gerçekten hiçbir şey istememektedir.” (s.11) demektedir. yaşadığı koşulları haksız, adaletsiz bulan bireyden bahsettiği bu fikirden ileri bir aşamaya geçerek “sonra başkaldırmanın ille ve yalnızca ezilmişte doğmadığını, başka birinin ezilişini görmekten de doğabileceğini belirtelim. bu durumda, başka biriyle bir özdeşleşme var demektir. bunun ruhbilimsel bir özdeşleşme, yani imgelemimizde alçaltmanın bize yöneldiğini duyuran kaçamak olmadığını da söylemeliyiz. tam tersine, bizim başkaldırmadan katlandığımız alçaltmaların başkalarına yapıldığını görmeye dayanamadığımız olur. düşman bildiğimiz insanlara yapılan haksızlığı da başkaldırtıcı bulabiliriz. başkaldırmada, insan başkasında kendi kendini aşar.” (s.14) diye ekler. adaletsizlikle karşılaşılan durumlarda başkaldırının insanın içsel dinamiklerinden geldiğinin bir örneğini satırlarıyla bizlere taşır. camus’a göre “başkaldırma anlayışı kuramsal eşitliğin büyük gerçek eşitsizlikleri örttüğü topluluklarda gerçeklik kazanabilir ancak.” (s.17) ve “şurasını da belirtelim ki, efendisine karşı dikilen köle, bu efendiyi bir varlık olarak yadsımayı düşünmez. efendi olarak yadsır onu. onun kendisini, köleyi, gereklik olarak yadsıma hakkını elinde bulundurmasını yadsır. efendi bir gerekliğe uymadığı ölçüde düşer. insanlar herkeste herkesçe benimsenen, ortak bir değere dayanamıyorlarsa, insan için insan anlaşılmaz kalıyor demektir. ayaklanmış insan bu değerin açıkça benimsenmesini ister, çünkü sezer ya da bilir ki, bu ilke olmazsa, yeryüzünde karışıklık ve cinayet egemen olacaktır. başkaldırma edimi bir açıklık ve birlik savı olarak belirir onda. aykırı gibi görünecek ama en basit ayaklanma bile bir düzen eğiliminin belirtisidir” (s.24) işte bu herkesçe benimsenmesi gerekliliği vurgulanan değer adalettir. adaletin hakim olmadığı durumlarda karışıklık ve cinayetin egemen olacağı ve adaletsizlikle karşılaşan kitlenin başkaldıracağı gerçeği üzerinde durulmuştur.

    başkaldıran insan; başkaldırının kendisidir, adalete ve özellikle doğruluğa vurgundur, "hayır" demeyi bilen insandır da der. güzel der.
  2. iktidar sevdası güdenlerin değirmenine su taşıma meraklısı kişilerin üç vakte kadar okuması gereken bir eser.
    abi
  3. albert camus eserinde başkaldırıyı insani bir dürtü ve doğaötesi olarak nitelendirerek bizleri başkaldıran insanla tanıştırır. köle ve efendi ilişkisinden doğan başkaldırı nihayetinde insan ve tanrı ilişkisine kadar devinerek büyür sonrasında ise bilinçli bir devrime dönüşür. eserin sonlarında camus derin şekilde marksizm ve leninizm kritiği yapar buna misal olarak sovyet devriminin bir dikta rejimine dönüştüğü ve devrim adına bu dikta rejiminin nasıl planlanarak hayata geçirildiği konusunda oldukça mühim tespitlerde bulunur. bu eseri zamanında sartre'ın kendisinin karşısında olmasına sebep olacaktır.