• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.00)
beni ödülle cezalandırma - özgür bolat
ödülle değerler neden öğretilemez? ödül, yaratıcılığı neden olumsuz etkiler? ödül, yapay sevginin bir göstergesi midir? ödülle büyüyen çocukları ne tür tehlikeler bekler? mutlu ve başarılı bir çocuk gerçekte nasıl yetiştirilir?

bunun gibi merak edilen birçok sorunun yanıtını eğitim bilimci dr. özgür bolat, son 70 yılda yapılan bilimsel araştırma ve gerçek vakalarla net bir şekilde ortaya koyuyor.

dr. özgür bolat, sadece ödülün görünmeyen gizli zararlarını anlatmıyor; bizlere bir model, pratik çözümler ve uygulamalar öneriyor.

kılavuz niteliğindeki bu kitabı okuduğunuzda mutlu, öz güvenli, sorumluluk sahibi ve başarılı bir çocuk yetiştirmek için önemli bir adım atmış olacak, çocuğunuzla ilişkinizde anlamlı değişiklikler yaşayacaksınız.

(kitabın sitesinden alıntıdır)
  1. özgür bolat akıcı bir dille ödül - ceza ilişkisini değerlendirmiş kitabında. çocuklardan ziyade yetişkinler için de ödül - ceza ilişkisinin öncesini anlatıyor. akademik olduğu bölümler var; fakat mümkün olduğunca anlaşılır ve yalın bir dil kullanmaya çalıştığı belli oluyor. ben özgür bolat'ın konuşma dilini pek beğenmiyorum; fakat yazı dili iyi. konuyu dağıtmadan ilginç hale getirebiliyor.

    özellikle ebeveynlerin okuması tavsiye edilen bu kitabı ben ebeveynlere tavsiye etmiyorum. neden? bizim ebeveynlerimiz hangi kitap popüler olursa onu alıp yarım yamalak okuyor ve yine yarım yamalak bir şekilde hayata geçirmeye çalışıyorlar. elizabeth gilbert'ın "eat, pray, love" eserini okuduktan sonra hindistan'a gitmeye kalkanlar, canan karatay'ın kitaplarını okuduktan sonra bir anda gurme oluverenler gibi bu ve benzeri eğitim kitaplarını okuduktan sonra da "mahmut hoca"ya dönüşenler olacaktır. düzenli olarak kitap okumaya alışık olmayan ebeveyn bünyesi için bu ve benzeri kitaplar-her ne kadar akıcı ve anlaşılır bir dille yazılmış da olsalar-ağır gelir. eğitim sistemimizin ne halde olduğu aşikar; bu ortamda eğitim başlıklı ne yapsanız millet ağzı açık bakacak kanımca. özgür bolat popüler olmanın dışında akademik bir tavra da sahip. işlerin asıl karışacağını düşündüğüm yer de tam burası aslında. akademik yaklaşımlara karşı bizim insanımız biraz soğuktur. "çocuğunuzla konuşun" diyor mesela. acaba eşiyle oturup karşılıklı ne zaman kahve içmişlikleri var bizim beylerimizin ki çocuğunu alıp karşısına iki kelam edecekler? hadi, bir şekilde konuşmaya ikna oldu beyfendi, çocuğu kaçıncı dakikada azarlamaya başlayacak dersiniz?

    yaklaşımım sert mi oldu dersiniz? ne yazık ki gerçek dünya bundan daha da sert. benim örneklemeye çalıştığım ailelerden daha fenaları var ülkemizde şu anda. bu kitabın hayatta kalmak için primitif duyguları parlatan, gücün esaretine inanan, hegemonyayı ilke edinmiş, üstler-altlar ilişkisine dayanan bir dünya modeli içinde yaşayan kitleye yazılmış olduğunu düşünürsek benim tavrım yumuşak bile kalacaktır. zaten başımıza ne geliyorsa cehaletin gürültüsü karşısında sessiz kaldığımız, konuya hep felsefik yaklaştığımız ve her şeyin eğitimle aşılacağını sandığımız için geliyor. hayır, eğitim karşıtı olmam düşünülemez bile; fakat önceliğin eğitimden ziyade güzel ahlaktan geçtiğini düşünenlerdenim. ahlak sahibi insan eğitilebilir. ahlaksız insana bir şey anlatamazsınız. her yere üniversite açmaktan, herkesi yüksek öğrenimli yapmaktansa mahalle kültürünü ve ahlakını parlatmalı, komşuluk ilişkilerini iyileştirmeli, küçük olanları kaybetmemeye çalışmalıydık ve hatta hala çalışmalıyız.

    bugün etkili yerlerde olduğunu düşündüğünüz dünya isimlerine bakıldığında çalışkan, başarılı, zeki ya da her ne meziyete sahip olurlarsa olsunlar öncelikle ahlaklı olduklarını göreceksiniz. disiplin ve ahlak sahibi olan insanların çalışması, öğrenmesi, başarılı olması beklenen bir sonuçtur.

    bu anlamda bu kitapta bahsi geçen eğitim metotları ve aile içi yaklaşımları adına ebeveynlerimizin çocuklarına aşılamaları gereken ahlaklı birer birey olmalarıdır. sonrasında alınacak olan eğitim ve öğretim meyve verebilir bu yolla.