1. mahir ünsal eriş 'in olduğu kadar güzeldik kitabından bir öykü. aşk acısı - yalnızlık bitkinlik ve düşmüşlükle anlamsızca dolaşan birinin şans eseri bir düğüne - bir şekilde- girip orda "vay bizim feridun da burdaymış" diye karşılanmasını anlatıyor...

    öyle güzel öyle naif cümleleri var ki... ve genizde bıraktığı bir greyfurt tadı...
    kocaman bir alıntı yapacağım şimdi kitaptan:

    aşk acısını şöyle anlatmış mahir;

    << yaşa, işe, güce, itibara en ufak hürmeti olmayan bu acıya aşk acısı diyorlar. kim olursan ol, seni saklandığın yerde er ya da geç buluyor, gelip göğüs kafesini ateşle sıvazlıyor ve sen içerde kapkara kurum tutuyorsun. ağzını açsan alevler püskürüverecekmişsin gibi, ciğerine damla damla kurşun eritiyorlarmış gibi. kolay kolay geçmiyor, geçtiğinde de sen geçmiş olduğunu bile fark etmiyorsun. yağmurlu havalarda sızlayan eski bir kırık gibi sızlayıp duruyor, kendini hatırlatıyor. bir tadı, bir kokusu, bir eti var hatta, bir kütlesi; gelip göğsüne oturmasından belli. kokusunu, kütlesini hesap edemiyorum ama bir tadı varsa bence o genizde kalmış greyfurt tadını andırıyordur. çok sevdiğin bir şeye benzeyen ama o olmadığını da bal gibi bildiğin bir tat; acı, buruk, portakala benzeyecek nerdeyse, değil ama işte. hani kelime çok havalı olmasa “kekre” diyeceğim. istediğin kadar yutkun, üstüne istediğini ye, iç; geçmiyor. genzinden aşağı yuvarlanıp gitmiyor. ne yediğinden anlıyorsun ne içtiğinden. allah belasını versin.>>

    ve bir de yalnızlık tanımı var ki beni benden anlan...

    << bir de yalnızlık var, onu da hesaba katmak lazım. ilk başlarda onsuzluk sanıyorsun bunu ama değil, basbayağı yalnızlık işte. aynalarda kendini görmekten sıkılacak kadar yalnızlık, yatağa yattığında kendi kokunu duymaktan öğürecek kadar… kimseyi istemiyorsun yanında ama durup durup da yalnızlıktan şikayet edesin geliyor. bir şeyden şikayet edebilmek için bile insan lazım. öyle hileli bir şey bu. istiyorsun ki hep senin terk edilişinden bahsetsinler, hep seni yalnız bırakana lanet okusunlar topluca, “sen de ne çok sevmişsin be kardeşim!” desinler, “hak etmiyor, kızgın alevlere gelsin inşallah; sen hiç üzme kendini!” deyip hep sırt sıvazlasınlar. olmuyor ama. bir dinliyorlar, iki dinliyorlar. sonra bir bakıyorsun, sen anlatırken onlar telefonlarıyla oynuyorlar, saatlerine bakıyorlar, sigara paketinin naylonundan çiçekler yapmaya uğraşıyorlar. senin de içinden gelmiyor işte ondan sonra, kendi kendine kalıyorsun. “hay ben böyle aşkın ıstırabını!” deyip kalaylayamıyorsun. çünkü aşk da senin ıstırap da. ondan sonrası aynada kendi yüzün, yatakta kendi kokun, evin içinde şikayet bile edemeyeceğin kendi dağınıklığın. >>

    *
  2. mahir müjdeledi yakında bir filme dönüşecek feridun. bizim büyük çaresizliğimiz tadında bir şey bekliyorum açıkçası içimde öyle de bir his var.
    sanıyorum şu an senaryolaştırma aşamasında. ne zaman izleyebileceğimiz konusunda bir öngörü yok.
    ancak sabırsızlıkla bekleyeceğim kesin.

    ah o greyfurt tadı... allah belasını versin.
  3. fragmanı çıkmıştır. iğrenç olmuştur. kitapla hiç alakası yokmuş gibidir.
    link
  4. çağan ırmakin yeni filminin adı. 11 kasımda vizyondaymış. tabiki kaçırmadan izlicem :) halil sezai ve büşra pekinden bi numara beklemiyorum ama çağan ırmak için izlenir. ayrıca hikayenin orjinali çok övülmüş okuduğum yorumlarda. film güzelse hikayeyide okurum