• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (6.85)
benim hüzünlü orospularım - gabriel garcia marquez
bu kitapta 90 yaşındaki bir adamla 14 yaşında bir yeniyetmenin ilişkisini anlatıyor marquez.
"doksanıncı yaşımda, kendime bakire bir yeniyetmeyle çılgınca bir aşk gecesi armağan etmek istedim. aklıma rosa cabarcas geldi, hani şu gizli genelevinde eline bir yenilik geçtiğinde hatırlı müşterilerine haber veren kadın. daha önce öyle şeylere ya da onun baştan çıkarıcı müstehcen önerilerinin hiçbirine asla kapılmamıştım ama benim ilke sahibi biri olduğuma hiç inanmazdı o. ahlâk da bir zaman sorunudur, derdi, yüzünde hınzır bir gülümsemeyle, görürsün bak."
  1. yazdığı son romanı benim hüzünlü orospularım'la bu kez, doksanını bulmuş çok yaşlı bir gazete köşe yazarının ağzından müthiş bir aşk serüvenini dile getiriyor. son yılların en güzel aşk romanlarından biri. büyülü gerçekçilik akımının yaratıcısı bu büyük ustadan büyüleyici bir roman daha.
  2. en etkili açılış cümlelerinden birisine sahip roman. " doksanımcı yaşımda, kendime bakire bir yeniyetmeyle çılgınca bir aşk gecesi armağan etmek istedim. "

    doksan yaşına kadar hiç bir zaman para vermeden seks yapmamış , aşık olmamış , hayatını sürekli bir düzen içerisinde geçiren , köşe yazarı , klasik müzik hayranı bir kahramana sahibiz. eski müşterisi olduğu mama tarafından kendisine ayarlanan 14 yaşında ki bakire ile hiçbir zaman birlikte olamıyor. doksan yaşında ilk defa aşık oluyor. aşk ve seks için şöyle bir yorumda bulunuyor " seks, insanın aşkı bulamadığında elinde kalan bir tesellidir"

    doksan yaşında aşk ile tanışan kahramanımız'ın hayatı birden değişiyor , kendisini yeniden ortaokul yaşlarında hissetmeye başlıyor. giyiminden kuşamına , dinlediği müziklerden evinin bakımına kadar pek çok şeyde yenilik yapıyor. ne olursa olsun yinede 90 yaşında , kendisini nasıl hissederse hissetsin , neler yaparsa yapsın yaşını değiştiremiyor. " sorun şu ki , insan öyle olduğunu kendi içinden hissetmiyor , ama dışarıdan bakınca herkes bunu görüyor "

    ömrünün sonuna yaklaştıkça hayatın belli dönemlerini düşünmeye başlıyor. " ellili yıllarım belirleyici olmuştu, çünkü neredeyse herkesin benden genç olduğunun bilincine varmıştım. altmışlı yıllarım, yanılmak için artık vaktimin kalmadığı kuşkusuyla en yoğun geçenler oldu. yetmişler, belki de son yıllarım olabileceği düşüncesiyle korkutucuydu. "

    doksan küsür sayfaya bu kadar çok düşünce ve düşünme sığdırması gerçekten harika. yaşlılık , aşk , ahlak , hayat pek çok sıradan kavramı yeniden düşünmeme sevk etti beni.
  3. 89 yaşında, kronik hastalıkları olan, hayatını ucuz cinsel ilişkiler ile harcamış kocaman iki katlı evinde tek başına yaşayan, hamağında ölümü bekleyen yaşlı bir gazeteci.

    90. yaş gününde kendisine bir hediye arayışına giriyor. nitekim eski ahbabı sayesinde zor da olsa buluyor. hediyesi 14 yaşında bakire bir kız çocuğu.

    90. yaşını görebilecek mi ? yoksa yaşlı haliyle yaptığı uçarılığı hayatıyla mı ödeyecek ?

    !---- spoiler ----!

    bundan sonra ne desem spoiler olacaktı.

    ve 90. yaş.

    fabrikada çalışan ve kardeşlerine bakmak ile yükümlü olan genç bakiremiz -daha ismi bile yoktur- ihtiyarı uyur vaziyette karşılar. ihtiyar kızı rahatsız etmek istemez ve onu seyre dalar. ve ihtiyarın hayatı hep böyle devam edecektir.
    yüzünü bile bilmediğı delgadina'sına -ismi kendi verir- aşık olacaktır.

    kimi zaman bir genç gibi eli ayağına dolaşacaktır.
    “kendi yarattığım ve bana korku veren bu sürekli sarhoşluğa kendimi nasıl kaptırdığımı ben de bilmiyorum. başıboş dolaşan bulutların arasında uçuyor, kim olduğumu öğrenmek gibi boş bir hayalle aynanın karşısında kendi kendime konuşuyordum. saçmalıklarım o dereceye varmıştı ki, taşlarla, şişelerle girişilen bir öğrenci gösterisinde, içinde bulunduğum gerçeği ortaya koyacak şekilde ‘ aşkımdan çıldırıyorum ‘ yazılı bir pankartla en öne geçmemek için kendimi zor tutmuştum… ”

    kimi zaman ölüm korkusu bile etki etmeyecektir.
    ”şoför beni uyardı: ‘dikkatli olun beyefendi, o evde adam öldürdüler.’ ‘aşk uğrunaysa ziyanı yok’ diye karşılık verdim. ”

    kimi zaman gerçek hayat mı yoksa rüya mı bunun farkına bile varamayacaktır.
    “bulamadığım tek açıklama nasıl gerçek olaylar unutulabiliyorsa asla olmamış olanların da sanki olmuşcasına anıların içinde yer alabildikleri biçimindeydi.”

    kimi zamanda 90 yaşına gelmiş bir adamın hayatı, mutluluğu, aşkı 90. yaşında tanımış ve keşfetmiş olmasına şaşıracaksınız.
    “sabahın erken saatlerinde nerede olduğumu hatırlayamayarak uyandım. kız, sırtı bana dönük olarak cenin gibi kıvrılmış uyuyordu hâlâ. onun karanlıkta kalktığını ve banyoda sifonun sesini duymuşum gibi belirsiz bir duyguya kapılmıştım, ama rüya da olabilirdi. bu benim için yepyeni bir şeydi. kadınları baştan çıkarma hünerlerinden haberim yoktu benim, bir gecelik sevgililerimi ben hep hoşluklarından çok ücretleri için seçmiştim, çoğunlukla yarı giyimli olarak ve her defasında birbirimizi olduğumuzdan daha iyi hayal edebilmek için karanlıkta yatarak, sevgisiz sevişirdik. o gece, uyuyan bir kadının vücudunu, arzunun zorlamalarına kapılmadan ya da edep duygusunun engellerine takılmadan seyretmenin inanılmaz zevkini keşfetmiştim.”

    ayrıca erkeğin kıskançlığını, inşa ettiği mutluluğu bir an da bu kıskançlık ateşiyle nasıl yıktığını.
    kadının naifliğini ve sevgisi ile katı kalpleri nasıl yumuşatabildiğini ustalıkla işlemiştir marquez.

    !---- spoiler ----!
    yalnız unutmamak gerekir. bu romanda ihtiyarın iki tane bakiresi vardır.
    nedenini bilmiyorum ama o ilk bakire ile olan olay örgüsü daha dramatik daha hisli gelmiştir.
    ikinci bakire delgadina'dır.

    keyifli okumalar.
  4. kitapları ağır ağır okumayı seven bir kişi olarak elime aldığım gibi bitirdiğim nadir kitaplardan biri. birkaç saatte bitmesinin nedeni kitabın kısalığından ziyade son yüzyılın büyük anlatıcısı gabriel garcia marquez'in insanı alıp götürmesidir.

    yalnızlık yahut yaşlanmayı anlama durumlarının muhteşem anlatılışından bahsetmeyeceğim, fakat ikinci bölümün son paragrafında şöyle bir cümle var ki, marquez'e iman ettirir: "geminin biri kederli bir veda çığlığı attı; yaşanabilecekken yaşanmamış tüm aşkların sıkıntısını bir gordion düğümü gibi hissettim gırtlağımda." bu paragrafın ardından başlayan üçüncü bölümün ilk cümlesi: "adı neydi acaba?"

    kitabı okurken bu ihtiyarla umutlandık, yaşlandık, sevdalandık, kıskandık, ölümü bekledik ve yine umutlandık.
  5. kolera günlerinde aşk ve yüz yıllık yalnızlık romanlarında sonra okununca insanda "sanki o kitaplardan bazı cümleler kopyalayıp yeni bir kitap yapılmış" hissi uyandırıyor.
  6. marquez’in benim hüzünlü orospularım’ı bugün itibariyle bitti. kitap kendi seyrinde güzel bir şekilde aktı gitti diyebilirim. 82’ nobel ödülü alan ve can yayınevinden çıkan kitabın çevirisi de inci kut’a ait.

    benim hüzünlü orospularım, yaşamının büyük bir kısmını genelevlerde geçiren hovarda bir adamın yatak öykülerinin hikayesi.. bu hikaye, 90. yaş gününde kendine bir yenilik armağan etmesi istemiyle yepyeni bir sokağa sapar, sürekli gittiği genelevinin sahibesi rosa cabaras’ı arar ve 90.yaş günü için bir bakire ister. bu beklenmedik telefon yaşlı adamın yıllardır tekdüzeliğe mahkum olmuş hayatını canlandırmak için bilinmeyen büyük bir fırsattır. bu noktadan sonra bir aşk hikayesine tanıklık ediyoruzdur. özellikle kendisine armağan için bakire olmasını istediği bir kıza aşık olur ve dokunamaz. kendisinden bile korur, kıskanır. hatta delgadina’ya olan aşkını şu şekilde izah eder:

    ''kendi yarattığım ve bana korku veren bu sürekli sarhoşluğa kendimi nasıl kaptırdığımı ben de bilmiyorum.başıboş dolaşan bulutların arasında uçuyor, kim olduğumu öğrenmek gibi boş bir hayalle aynanın karşısında kendi kendime konuşuyordum.saçmalıklarım o dereceye varmıştı ki, taşlarla, şişelerle girişilen bir öğrenci gösterisinde, içinde bulunduğum gerçeği ortaya koyacak şekilde ‘ aşkımdan çıldırıyorum ‘ yazılı bir pankartla en öne geçmemek için kendimi zor tutmuştum..''

    yaşlı adam, yaşlılığını kabul edemez ve hissettiği yaşta olduğunu iddia eder.

    yaşlı adam aynı zamanda, 90 yaşına kadar hiç evlenmemiştir bunu da şöyle açıklar: ’’orospulardan evlenmeye vakit bulamadım.’’

    kitap bize, genel olarak ‘’hissettiğin yaştasın’’ mottosunu naif bir biçimde aşılayan örnek neşriyatlardan. genç yaşlarda okunması daha iyi romanlardandır. kişi, genç olduğunun idrakına varıp, yapabileceklerini yapma imkanına sahip olduğunu fark edince hayat daha farklı gelecektir. bu farkındalığı 90.yaşında kavrayan yaşlı adam, bu durumu şöyle açıklar:

    ‘’yaşanabilecekken yaşanmamış tüm aşkların sıkıntısını bir gordion düğümü gibi hissettim gırtlağımda.’’

    sanıyorum marquez’in teşhircilik kariyerinin doruk/dönüm noktalarından biridir bu kitap özellikle şöyle bir kısım vardır ki betimlemeler harikuladedir:

    ‘’hatırlıyorum, koridordaki hamakta uzanmış retrato de la lozaro andaluza'yı okuyordum. onu tesadüfen teknenin başında eğilmiş olarak gördüm, etekliği öyle kısaydı ki dolgun bacaklarıbın arkalarını açıkta bırakmıştı.
    karşı konulmaz bir şehvete kapılarak eteğini arkadan kaldırıp donunu dizlerine kadar indirdim ve ona arkadan saldırıya geçtim. " ay beyefendi," dedi kız, orası girmek için değil çıkmak için yaratılmış"

    güzel aforizmalara sahip bir kitaptır aynı zamanda:

    ‘’insanın sonunda başkalarının sandığı gibi biri olmaması olanaksız.’’

    "seks insanın aşkı bulamadığında elinde kalan bir tesellidir."

    "aşık olarak düzüşme zevkini denemeden ölmeye kalkma sakin."
  7. kitapçıdan nasıl isteyeceğimi planladığım kitap. gidip direkt " orospularım nerede?" diye mi sorsam yoksa raflardan kendim mi bulsam bilemedim.
  8. alınıp okundu ve beğenildi! *

    kısa, kurgusu güzel, 82 nobel ödüllü kitap. hemen bitiveriyor zaten. kafa dağıtmak için ya da ağır romanlardan sonra kitaplar arasında geçiş için ideal bir kitap. her kütüphane de olması gerektiğinden ziyade, marquez sevenlerin kütüphanelerine eklemeleri gereken kitap. çok fazla şey kaçırılmaz okumayınca ama dediğim gibi, marquez severlerin kütüphanesinde bulunmalı.
  9. nobel ödülü olmayan kitap. nobel ödülü kitaba değil yazara verilir.

    neokur sitesine yazdığım yorum ki edit' ine kadar dokunmadan aynen ekliyorum. o kadar mal kullanıcıları var ki benim ciddi ciddi ''14' lük kızı bulduysan yiyeceksin'' yazdığımı düşünenler çıktı aralarında;

    okuduğum marquez kitapları içerisinde en az beğendiğim buydu sanırım. şimdi marquez kitaplarının genel teması yalnızlıktır, bu nedenle de benim en sevdiğim marquez kitabı, albaya mektup yok' tur. yüzyıllık yalnızlık' tan bile öndedir o kitap benim için. yalnızlığın bu kadar güzel anlatıldığı başka bir kitap bilmiyorum ben çünkü.
    bu kitapta ise yine konu yalnızlık, tabii bir de aşk teması var. kitabın adına bakınca birçok kadın hikayesi okuyacağınızı sanıyorsunuz belki ama kitapta 14 yaşında bir kızın, 90 yaşındaki bir adama hissettirdiklerini okuyorsunuz sadece. benim için ne kada çok kadın o kadar çok göğüs ve dolayısıyla o kadar iyi kitaptır. sırf bu nedenle bu kitaba iğrenç diyebilirim mesela. şaka lan şaka korkmayın. göğüsleri severim de o kadar da değil.
    büyülü gerçekçilik neydi? büyülü gerçekçilik emekti. yok geyik yapmıyorum bence gerçekten fazlasıyla emek gerektiren bir iş o tarzda kitap yazmak. yıllarca aralıksız yağmur yağdıracaksın; güzel, saf bir kızı gökyüzüne uçuracaksın, adamın birine durmaksızın yemek yedireceksin ve tüm bunları okuyan okuyucuya bir kez bile 'dur lan ne oluyor, nasıl ya, fantastik mi bu kitap şimdi, hayal mi yoksa bu' gibi şeyleri düşündürtmeyeceksin. bu kitapta ise büyülü gerçekçilikle ilgili bir şey bana göre yok. kitabı okurken bir süre her şey hayal filan mı acaba diye düşündüm ama değil yahu sahici bir aşk hikayesi anlatıyor marquez kitapta. tamam, bunu, o nefret ettiğim vıcık vıcık aşk hikayeleri tarzında yapmıyor ama yine de aşk hikayesi anlatıyor. hiç sevmem aşk hikayelerini. 14' lük çıtırı bulmuşken sevişeceksin dedecim ne aşkı!!! kitap da anlamsız geçişler de var ya da bana anlamsız gelmiş de olabilir artık bilmiyorum, benim kafa 14' lük çıtırda kalmıştı çünkü.
    en sevdiğim yanı ise marquez' in her zaman yaptığı gibi yalnızlığı yine muhteşem anlatmasıydı, bu kez bir de yaşlılığı anlatıyor marquez bu kitapta ve baya da fena anlatıyor. alıntılayabilirdim ekşisözlükten filan ama yapmayacağım, merak eden girip okusun bu kitaptaki yaşlılığın anlatımını. muazzam gerçekten.
    tek bir alıntıyla bitirelim. şimdi ben dedeye kızıyorum ya hani 14' lük çıtırı bulmuşsun yesene be dedecim diye ki yerinde ben olsam hiç affetmezdim mesela, dede de yaşlılığın verdiği bunaklıkla bana şöyle diyor; ''seks, insanın aşkı bulamadığında elinde kalan bir tesellidir." bunak işte.

    edit: büyülü gerçekçilik diye bir şey yok mu demişim, votka içerken mi yazmışım anlamadım. dalıyordu bir ara hayal alemine hatunların arasına lan. neyse okuduysanız ve güzel de bir kızsanız bana bir hatırlatın oraları.
  10. bu kitabı nerden elime geçirdim bilmiyorum adı ilgimi çekmişti herhalde ama okumaya başlayınca her şey garip bir hal aldı. yazarın yaşlılık tanımlamaları yüzünden kendimi 90 yaşında hissettim, o küçüçük kıza yaptıklarına sinirlendim suçlu hissettim, yazara da küstüm. bir depresyon çöreklendi üzerime. zaten yaşlanma fobim vardı şimdi 90 olmayı hiç istemiyorum.