1. dünyanın sayılı müzik okullarından birisi sayılır ve amerikanın en iyi caz ve blues okulları arasında kabul edilir. 1945 yılında kurulmuştur. mezunları gerçekten çılgındır. film müziğinin en ünlü isimlerinden alan silvestri ve howard shore, bas gitarist olarak ahmet güvenç (bkz: gülpembe) , gitarist olarak steve vai, bizim için çok önemli bir isim olan ahmet ertegün (bkz: atlantic records) ...

    ayrıca dream theater gibi bir grubun temellerinin atılmasını sağlayan okuldur. tabi bizim elemanlar okulu bırakıp gruba yüklenmişler biraz ama olsun... (bkz: john petrucci) (bkz: mike portnoy) (bkz: john myung)
  2. 2005 yılında ispanya valencia'da ortak bir kampüs açmış olan müzik okulu.

    şimdi bir iki husus kafama takıldı;

    müzik, resim, heykel gibi güzel sanatların iyisi kötüsü olmaz. önemli olan bu sanatçı kişiliklere yaratıcılıklarını ortaya çıkarabilecekleri ortamlar sağlamak ve birbirleriyle etkileşimlerine yardımcı olmaktır. olay, sanatçıların taleplerine cevap verebilmek ve onların hayal dünyalarını tetikleyebilmektir. yoksa sanatçının nereden ve nasıl etkilenebileceğini bilemezsiniz. sadece iyi niyetli bir ortam oluşturur beklersiniz.

    bu okuldan dünya çapında 266 grammy ödülü çıkmıştır. sanatçının ve sanatın ödüllendirilmiş olması bir ölçü olmamalı; fakat ufak bir gösterge olmasına da müsaade edebiliriz sanırım.

    peki, ülkemizde sanat ve sanatçının durumu nedir? bizim kendine has müziğimiz neden serpilemiyor, kitlelere ulaşamıyor?

    dikkat edilecek olursa büyük oluşumların, büyük birlikteliklerin neredeyse hepsinde ortak olan özellik "hoşgörü"dür. dünyaca ünlü kabul edilen markalara baktığınızda her milletten insanın farklı işleri bir araya getirdiklerini görebiliriz. bizim gibi "hoşgörü"nün kaynağı olan topraklarda sanat ve sanatçı nasıl olur da bir araya gelemez? bizim gibi farklı uygarlıkları aynı anda ağırlamış topraklara sahip bir ülke, nasıl olur da farklı renkleri artık (!) göremez olur? neşet ertaş gibi büyük bir ustayı layıkıyla uğurlayamaz ve asım can gündüz * gibi bir efsaneyi hatırlamaz olduk?

    şahsi fikrim şudur ki; biz "oncu" "buncu" ayrımlarında boğuluyoruz şu anda. sonuca bir etkiniz olmadığı taktirde varlığınızın bir anlamı da yoktur. ne zaman ki sahneye çıkarsınız, kitleye hitap edersiniz işte o zaman ya "ondan"sınız ya da "bundan". tarafsız olmak, kendi dünyasında olmak, kafasına göre olmak diye bir şey ülkemizde yoktur. bu yüzden ülkemizde birçok sanatçı böyle yaftalanmaktansa inzivaya çekilmeyi yeğ tutuyor ve bir gün kimsenin haberi bile olmadan göçüp gidiyor. insan üzülüyor.

    berklee college of music gibi okul ve okullar aslında farklı coğrafyalarda kurulmalı. amerika'da fas müziği yapmaktansa fas'ta okul açığ benzer ortamı sağlamak daha faydalı olabilir. bu yüzden ispanya valencia'daki kampüs bence çok yerinde olmuş. flamenko müzik ve sonrası için çok yaratıcı olacağını düşünüyorum.

    önemli not: evet, asım can gündüz'e çok üzüldüm.