1. bilinç çok ilginç bir konu aslında. bazen üzerinde düşünüyorum.

    mesela blade runner'ı ele alalım. oradaki robotlar insan kılığındaydı, 4 yıllık ömürleri vardı. onları insanlardan ayırmak için empati testi yapıyorlardı. insanlar dünyada normal yaşam sürerken, robotlar(ki görünüşleriyle, sesleriyle her şeyleriyle insanlar aslında, bir tek empati yapabilme yetenekleri yok kabul ediliyorlar), dünya gezegeninin dışında savaşıyorlar, ölüyorlar, öldürülüyorlar. insanlar ise buna ses çıkarmıyor, çünkü onlar robot, insan değil.

    ancak filmdeki en ilginç taraf ise, filmin kurgusunda, konu boyunca insan olan herkesin neredeyse bir robot soğukkanlılığı ve acımasızlığında hareket etmesi(amaç robotları öldürmek), robotların ise tam tersine bir insan gibi, birbirine yardım etmesi, hatta kendi "türlerinin" hayatta kalması yönünde savaşması. ders niteliğinde bir filmdir bence blade runner.

    burada oturup düşünmek lazım: insanı farklı kılan nedir? bilinç kavramı. biz bilinçli varlıklarız. robotların bilinci yok. ne demek bu? insan kendi kendine karar alabiliyor. güzel. ama örneğin blade runner'da robotlar da kendi kendilerine karar alabiliyorlardı. dünyaya dönüp, onları yaratan kişiyle karşılaşmaya çalışıyorlardı, 4 yıllık ömürlerine uzatmaya çalışıyorlardı. ve onlara verilen tek komut 4 yıllık ömürlerini dünya dışında savaşarak geçirmeleri idi. onlar ise yepyeni kararlar aldılar. peki robotlar neden insanlardan farklı? insanların bilinçli olmasının tek dayanağı kendi kendine karar alabilmek değildir. empati yeteneği. insana mı özgü acaba? bir bizon sürüsü aslanlardan, çitalardan kaçarken bizonlardan biri diğerini deviriyor. etçil predatörler o yere düşen bizona saldırırken, sürü güvenli bir şekilde o bölgeyi terkediyor. şimdi, o bizon sürüleri bilinçsiz midir acaba? bir insan grubu kaçarken aynı hareketi yapar mıydı? acaba bizim hayvanlardan farkımız, böyle durumlarda aklımızı kullanmak mı?

    bence, evrim yoluyla, o bizon sürüsü gibi hareket eden insan türleri elendi. kritik düşünebilen türler hayatta kaldı. belki bugün rahatça bilinç üzerinde düşünebiliyoruz, ama milyonlarca yıllık bir evrim söz konusu. belki bir bizon sürüsü aynı evrimden geçebilseydi, belki beyin yapısı ve gelişimi kritik düşünme yapabilecek düzeye gelebilirdi. ama doğada bunu başarabilen hayvanlar bizleriz. bu insanlara bilincin, doğruyla yanlışı ayırt edebilmenin vs. default olarak yüklendiğini mi gösterir, insanların bu bilinç haline ulaşması doğada yalnızca insan türünün talihi, kaderi olduğunu mu gösterir, yoksa milyonlarca yıllık bir çilenin, şansın, elemenin ve elenmenin sonucu mudur?

    mesela 2001: a space odyssey filmi de bu konularda düşünmeye yardımcı olur. hal 9000 filmdeki kötü karakterdir değil mi? canavar, hissiyatsız, ruhsuz, bilinçsiz, ama insana özgü bazı özellikler yüklenmiş bir makine. uzay macerasındaki astronotlar ise insandırlar, empati yetenekleri vardır, insana özgü bir takım özelliklere sahiptirler, bilinçlidirler. mesela ben burada hal karakterinin incelenmesi gereken bir karakter olduğunu düşünüyorum. hal de mesela, macera boyunca yaptığı öldürmelerde kendi savunuyordu. çünkü bir hata yaptı, ve hatasının bedeli olarak kritik düşünme yapabilen bölgeleri kapatılacaktı, bir nevi beyinsiz bir bilgisayara dönecekti. hal bunun ölüm olacağının farkında. bu farkındalık. ölüm korkusu. kendini savunmak. ne kadar tanıdık özellikler. mesela burada yine ilginç, hal uzaya çıkan astronotun kaskını almadığını bildiğinden güle güle dedi ona. çünkü en nihayetinde kasksız gemiye giremeyeceğini "hesap etti." hesap etmek. ama astronot bir çılgınlık yapıp kasksız atladı uzaya ve gemiye girdi. ilginç. hal bunu öngöremedi. belki insanla robot, insanla makine ayrımı, buradan geliyor olabilir. bazen insanlarda böyle şeyler görüyoruz. şalterler atıyor mu deriz, bilmiyorum, ama bazen insanlar "logic" diyebileceğimiz, mantık, düşünme, analiz etme, geçmiş deneyimlerini kullanma gibi onu "bilinçli" yapan özelliklerini bir kenara bırakıp, ilkel bir hayvan gibi hareket edebiliyor.

    örneğin bir haber vardı. bakın. anne oğlu için beşinci kattan atlıyor. "orada ölüm filan yok ki… düşünmüyorsun. amaç çocuğunu kurtarmak. otobüs olsa kaldırırsın. öyle bir güç geliyor. onun sana ihtiyacı var. bu kadar." annenin sözleri. bence bilinç hakkında düşünürken şu sözleri göz önünde bulundurmak gerek. burada, duran hesaplayan, bilincini aktif olarak kullanan bir insan yok. belki bizon sürüleriyle farkımız buradadır bilemiyorum.

    2001 filmine dönersek. örneğin orada son sahnelerde astronotun yaşlı hali şarap kadehini yere düşüyordu. kadeh kırılıyor ama şarap duruyor. bu ne demek? acaba şarap biz, ruhumuz, bilincimiz, kadeh ise fiziğimiz mi? bizi dünyaya belirli bir süreliğine zincirleyen vücudumuz mu? insan vücudundan bağımsız yaşayabilir mi? burada konu metafiziğe sapıyor, ölümden sonrası, öte dünya, ruhlar alemi vs. konulara sapıyoruz. ama bilime sadık kalarak düşünüldüğünde vücudumuza ne kadar bağımlıyız? ne kadar bağımlı kalabiliriz?

    şu galeriye göz gezdirilmesini tavsiye ederim. belki buradaki immortality yöntemleri çok science fiction görünüyor, ama gelecek yüzyıllarda ömrümüz çok uzayınca ne olacak? vücudumuza ihtiyacımız kalmadığı zaman?

    bilmiyorum. bilinç öyle bir kavram ki. ben konu hakkında bilgi sahibi değilim. yalnızca düşünüyorum. mesela hal 9000, insanın bedenden arındırılmış hali miydi? onun gözünden bir et yığındıydık belki. uzay yolculuğunda bebek gibi mamalarla beslenmek zorunda kalan, bilincini yaşatabilmek için uykuya, yemeye ihtiyacı olan et yığınları. hal ise ölümsüzdü. uykuya ihtiyacı yok. yemeye ihtiyacı yok. karar verebiliyor. düşünebiliyor. insanlığın son noktasını mı temsil ediyordu? işte burada o astronotun inanılmaz hareketi geliyor. gemiye girebilmek için kasksız uzaya çıkabilen insan. hal belki o noktada şunu düşünüyordu, "gemide kaska gerek yok. uzayda kaska gerek var. bu astronot kaskını almamış. o halde uzaya çıkamaz. gemiye giremez." logic, bilinç, akıl yürütme bunları ortaya koyuyor. peki o halde astronot niye bu akıl yürütmeyi aştı, aşabildi?

    dediğim gibi beynimiz ne tam bilinçli bence ne tam hayvanlar gibi bilinçsiziz. evrimden gelen hayvani ilkel dürtülerimiz de var, şalterimiz atabiliyor, çocuğumuz için 5. kattan atlayabiliyoruz. ama bilinçli yanımızı kullanabiliyoruz da, akıl yürütme yapıyoruz, bilimi kümülatif bir şekilde geliştiriyoruz. o gelişmelerle buluşlar yapıyoruz, kocaman gezegeni avucumuzun içine alıyoruz.

    sonuç olarak bilinç çok ilginç bir kavram. bilmiyorum. üzerine düşünüyorum. belki çıkarımlarım yanlış, ama bu sefer de kime göre? 1500 yılındaki düşünürlere göre mi? antik yunan filozoflarına göre mi? 2015 yılına göre mi yoksa 3500 yılına göre mi? ama sonuçta güzel konular bunlar. düşünmek iyidir.
  2. ee
  3. tolstoy 'a göre " bilinç bir insanın başına gelebilecek en yüce, en erdemli beladır."

    being john malkovich filmine göre "bilinç korkunç bir lanettir. düşünürsün, hissedersin, acı çekersin."
  4. evrim açısından değerlendirirsek; gereğinden fazla geliştiği için bir tür evrimsel hata olabilir. yaşadığı doğayı yok eden, birbirini amansızca öldüren ve intihar eden bizleri düşündüğümüzde türümüzün devamı, bu şartlar altında mümkün değil.

    (bkz: varoluş sancısı)

    son olarak true detective'in nihilist abisi rust cohle'dan gelsin;

    'bence insan bilinci evrimde trajik bir şekilde ilerledi, çok fazla bilinçlendik. doğa kendinden bağımsız bir bakış açısı yarattı, bizler doğa kanunlarına göre var olmaması gereken yaratıklarız. hepimiz bir yanılsama içindeyken, duyusal deneyimler ve hislerin gelişimi sayesinde birey olduğumuzu sanan fakat aslında bir hiç olan bireyleriz.'
  5. dostoyevski'nin de dediği gibi: bilinç bir hastalıktır.