• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (7.30)
Yazar stefan zweig
bilinmeyen bir kadının mektubu - stefan zweig
kendi dünyasıyla meşgul bir adam, ömrü boyunca o adamla meşgul olmuş bir kadın...r. doğum gününde aldığı isimsiz bir mektupla birlikte, hayatının hiç bilmediği bir yansımasıyla karşılaşır. mektup ölümün ürperten esintisini taşıyacaktır odasına, bir kadının yıllarca kalbinde sakladığı derin aşkının haykırışlarını dillendirecek, özlemi ve acıyı yüzüne çarpacaktır.
  1. bu kitap mı dostonun beyaz geceleri mi derseniz tabiki beyaz geceler ama bu kitap da boşverilecek bi kitap değildir.
  2. mutlak aşk var mıdır? yoksa mutlak aşk dedikleri patolojik bir durum mudur?

    -spoiler diyorlar-

    bilinmeyen kadının anlattıkları beni hep bu soruları sormaya itti ve ben bu kadının durumunu patolojik olarak gördüm açıkçası.
    hadi canım o kadar da olmaz diye diye okudum. yıllarca platonik aşk acısı çekmiş, hayatını ancak yoluna koymuş biri olarak bana çok kabul edilebilir gelmedi bu kadarı.

    r. 'nin bilinmeyen bu kadının sürekli aşağılanmasına sebep olduğu için de ona karşı bir öfke duydum ancak daha büyük öfkeyi hak edenin bilinmeyen kadın olduğuna inandım.
    psikolojik yönü bir yana, ben gerçekçi boyutuna baktım diyebilirim bu yüzden.

    -spoiler bitti bence-

    platonik varsayımların sancısını çekenlerin okumamasını tavsiye ederim. durumu ağırlaştırmayın.
  3. aşk denilen olgunun, tamamen bakış açısına bağlı olduğunu düşünenlerin okuması gereken bir kitap. en sevdiğim yazarın, tek lokmalık bir mektubu.

    ---spoiler---

    bu kitapta ben kadındaki aşka değil, bu kadar büyük sevginin, bir insana nasıl bu kadar kötü bir şey yapabileceğini aklımın almamasıdır. kitaba kendimi vererek okuduktan sonra, nasıl olur da bu adam bu mektubu okuduktan sonra geri kalan hayatına devam edebilir diye düşünmüştüm. o kadar seven bir kadın, onu korumasına rağmen, nasıl sonunu böyle noktalayabilir.

    diğer taraftan baktığımızda da, sonlarına doğru gözlerimin dolmasına sebep olacak kadar hüzün ve acı barındıran bir kitaptır aslında.

    ---spoiler---
    isk
  4. ustanın 40'lı yaşlarında yazdığı muhteşem bir öykü. kitabı okuduğum 2 saat boyunca beni çok farklı duygulara sürükledi, bazı bölümlerinde hayretler içerisinde bıraktı, gece gece şaşkınlık sebebiyle sesli küfrettirdi. bununla beraber, bazı bölümlerinde de yanaklarımın kızarmasına, geçmişte yaşadığım/yaşayamadığım ilişkilerimi hatırlattığından okumaya bir müddet ara vermeme sebep oldu. böyle muhteşem ve sürükleyici bir kitabı bir grup insana okumamalarını tavsiye etmeyi hiç istemiyorum, ama eğer bu denli bir aşk patolojik bir durumsa - ki bence olma ihtimali az değil - hassas insanları olumsuz etkilememesi için okumamaları sanki daha iyiymiş gibi duruyor.

    !---- spoiler ----!

    her ne kadar kitabın ilk bölümünde yazar r.'nin yerinde olup, bu denli sevilmiş olmayı istesem de, sonlara doğru bu isteğim genç kadının davranışlarına çok anlam veremediğimden - belki de biraz hastalıklı bulduğumdan - azaldı. ama şunu da belirtmeden geçemeyeceğim, hikayedeki genç kadının durumu ne kadar hastalıklıysa, bence yazar r.'nin durumu da bir o kadar sıkıntılı. böyle bir mektubu okuduktan sonra hafızasında çok az şeyin canlanmış olması, sağlıklı bir insanın vereceği tepkiler değil. iki insanda da ciddi sıkıntılar olduğunu - tamamen kişisel görüşümdür, diğer okurlar farklı düşünebilir, özellikle aşk konuları tartışmaya oldukça açık - düşünmeme rağmen, bu platonik aşka saygı duydum. beni tek geren ve üzen kısım, o zavallı, masum çocuğun böyle sıkıntılı bir olay örgüsünün kurbanı olması, babasız bir hayatı ve böyle bir sonu haketmemesiydi. genç kadını seven diğer adamların yaşadığı hayalkırıklığı ve üzüntü, nedense beni pek etkilemedi.

    !---- spoiler ----!

    not: yukarıda idefix'ten alınan yazıda, kitabı okumamış olanlar için, özellikle kitabın kritik bölümleriyle ilgili biraz fazla spoiler verildiğini düşünüyorum. o bölümde bir düzenlemeye ihtiyaç var gibi sanki.
  5. her sayfasında ağladım. sanırım her sayfasında ağlanacak bir kitap değildi ama ağlayacak yer arıyorsanız size iyi gelebilir.
  6. stefan zweig'in psikolojiye olan derin ilgisi erkeğin kaleminden kadını çok iyi anlatabilmesini sağlamış. bir çok erkek yazarda görülen kadın karakterin derinleştirilememe, sığ bırakılma sorununun karşıtı bir eser.

    !---- spoiler ----!

    sayfalar ilerledikçe anlıyorsunuz ki kadının umutsuzca hayatını adadığı adama kendini asla tanıtmamasının nedeni aslında çok mantıklı bir gerekçeye dayanır; 13 yaşındayken hayalinde yarattığı "ideal" erkeğin gerçeği ile yer değiştirirse yaratacağı hayal kırıklığının farkında olması... ve aslında bundan kaçması...
    bu açıdan bakınca kitap benim için iki karakterin de ayrı ayrı bencilliklerinin içinde yuvarlanması hikayesi oldu...
    seviyorsan git tanış bence; aşkmış, platonikmiş, bak bakalım kalıyor mu geriye birşey*

    !---- spoiler ----!
    mesut
  7. beyaz geceler ile karşılaştırılmasının anlamsız olduğunu düşündüğüm, zweig'in şahsımca sinir bozucu yapıtı.
    'sinir bozucu' zira kitabın naifliğine tama tam zıt öyle bir karakter var edilmiş ki kitapta, sayfalar aktıkça kitabın içine girip hır gür çıkarma isteğiyle yanıp tutuştum. hatta bu istek beni öyle bertaraf etti ki, zavallı hanımefendiye üzülme dakikalarım bile azımsanmayacak denli azaldı.

    neyse neyse, aşk üzerine düşüncelerim halen çok basit ve sanırım bir o kadar da karmaşık. zweig ise bu düşüncelerimi daha da karmasallaştırdı sağolsun. nitekim ben de bundan olağanüstü bir keyif duyuyorum.

    damakta ziyadesiyle insanüstü duygular bırakan kitaptır. okunması elzemdir.
  8. internette okuduğum bir çok yorum kitabın ne kadar etkileyici olduğundan bahsederken, ben bu kitapta bahsedilen anlamda bir etkileyicilik bulamadım. linçe maruz kalabileceğim bir girizgah ile başladığımın farkındayım fakat yapacak bir şey yok, eleştiri eleştiridir. yani bu kitap için kalkıp da size "zweig bir kitap yazmış, aşkından ölen bir kadının acılarını öyle bir anlatıyor ki, duygudan duyguya sürüklüyor adamı." diyemem. öyle bir dünya yok. bir kere, kadının aşkı acınacak boyutlarda. ağlayarak okumayı geçtim, bir duygu geçişi yaşatmıyor okuyucuya. en azından benim kitapla aramda böyle bir alışveriş olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim.

    her neyse, şimdi ben bunları neden anlatıyorum biliyor musunuz? kitabı gömmek için değil, klasik okuyucu tavrının üstüne toprak atmak için. çünkü karşılaştığım bir çok yorumda, bu kitabın duygusal yoğunluğuyla ve konusuyla ilgili bir şeyler yazılıp çizilmiş. çok sevgili okuyucu, yazarın sana olmayan aşkın acısını çektirmek gibi bir derdi yok ki? hayır kitabın amacı zaten bu değil.

    bu kitap saplantının ne demek olduğunu bir aşk hikayesi üzerinden anlatmayı hedefleyen bir kitap. bir kaygıyla yazıldı diyecekseniz, ortada psikolojik kaygıdan başka bir şey göremiyorum ben. ki bence bunun farkında olup kitabı bu açıyla okumak, size göz yaşlarından çok daha fazla şey kazandıracaktır, emin olabilirsiniz.

    bu kitaba çok acıklı ağlatan sızlatan bir aşk hikayesi var gözüyle bakıyorsanız, açın tekrar okuyun derim. saplantı, insanoğlunun çaresizliğine buladığı korkunç bir illettir. bir insanın hayatını, başından sonuna kadar etkileyebilecek güce sahip olması da, bu kitabın özetidir.

    ille de değişik bir aşk hikayesi okumak istiyorsanız açın gabo'nun benim hüzünlü orospularım kitabını okuyun. aradığınız yoğunluğu orada bulacaksınız. ama bu kitabı böyle değerlendirmeyin. yazarın da kemikleri sızlamasın.
    kitapla kalın, sevgilerle.
  9. (bkz: bilinmeyen bir kadının mektubu) (bkz: stefan zweig) ın okuduğum üçüncü kitabı oldu.satranç , olağanüstü bir gece'den farklı olarak toplumsal eleştiriler yerine salt tek taraflı bir aşkı okuyoruz.
    bir genç kızın heyecanı ile başlayan ve olgun bir kadının ölümü ile biten ileri derecede platonik bir aşk var .
    kitabı okurken kendi tek taraflı aşklarımı düşündüğümde yaşadıklarımın kitapta anlatılanlardan daha farklı bir şey olduğu fikrine kapıldım.benim tek taraflı aşklarım kısa süreli bir hoşlantı durumu olarak açıklanabilir.
    r'nin onu sevip sevmemesi,tanıyıp tanımaması çok önemli değil,o üstüne düşeni yapıyor ikisi için de seviyordu.yine bilinmeyen bir kadın yerine hatırlanan bir kadın olsa herşey çok farklı olabilirdi.
    benim aklıma takılan en büyük soru bir vazo kadar sıradan ve unutulur olduğun birine bu kadar bağlı kalacak ne vardı?
    ya da 1920'den bu yana aşk mı çok değişti?
    !---- spoiler ----!

    "sana,beni asla tanımamış sana"

    !---- spoiler ----!
  10. çok merak ederek okuduğum, beğendiğim ama açıkçası ağlayarak ya da aşırı duygulanarak okumadığım kitap. böyle bi sevgi biraz ütopik geldi bana ne yalan söyleyeyim. bir de bu mektubu okuyan adamın daha sonra neler düşündüğünü, neler hissettiğini daha çok bilmek isterdim sanırım.