1. binlerce, binlerce çocuk
    koşarak dokumuş benim kumaşımı
    hançeremde bu şehrin
    o geçimsiz mushafı
    vardım dayandım parmaklığına o büyük hesapların.
    hazırım ey kalaycı çırakları ve güğümcüler
    ey rakı sürülmüş yaralarım.
    ey rakı sürülmüş yaralarım gövdeleşin
    kırçıl acılarım benim
    gök de bir takınsın boynuna
    benim kağşayan umutlarım gövdeleşin
    kırçıl acılarım benim
    gök de bir mendil takınsın boynuna
    benim kağşayan umutlarım gövdeleşin
    çünkü ben oraya gidiyorum: boğulmaya.

    nasıl birer suç çağrışımıyız dünyada
    adamlar, kadınlar şehre indirdikleri bakraçları
    ne kadar uydurma
    ne kolay öpüşüyorlar yıllar süren intiharla.
    oysa
    insan zemheriyi
    ve kadının doğurma vaktini bilir
    her gün kalkıp öpüşülebilir sabahın üniformasıyla
    yeni şeyler, yeni şeyler yaratmak için tabi.
    işte potin bağlıyor çocuk
    bütün uykularında sürülmüş kurşunlar
    tütün gibi bakıyor insanlara
    ve ben sahici kılmak için öpüşlerimi
    oraya gidiyorum: boğulmaya

    ben ki gövdemi bütünüyle ne yapmalıyım
    tahta bir bavul
    gibi duruyorum insanın kıyısında
    makina
    çok acemi buluyor beni sanırım
    seyrek bir ölü vurdular alnıma, ekşi
    1300 tarihli şehbenderlere dair talimata
    ve anamın kanserine alıştım
    ve de bir simsar gibi asfalta ve otobüslere
    bir vitrin gibi
    bir bıçak, bir
    setre.
    tutuşan bir bıçak.
    içerimde tozuyan bağırtılar vardır.
    ondan işte gidiyorum oraya: boğulmaya.

    oraya gidiyorum boğulmaya
    boğulmaya
    bir partizanın armonikasında.
    artık mazgallardan fırlamak
    büyük kamalar saplamak
    böğrüne coşarlığın
    büyük bir çatırdının ayaklarını ovmak
    armonikamla.

    ey çatlayan tohumun hengamesi!
    insan, gülümsemeyi
    ve ürün kaldırmasını bilir
    çünkü derbeder bir okul çantasından
    serin ve sevişli bir ırmağa girilir
    ve benim o boğulduğum armonika
    halklarla seğirtir ; coşar
    o, korkunç bir yekinmedir buralarda
    hanoy'da bir uçaksavar.
    araf